Değerli okurlarım, bugün 8 Ağustos Uluslararası Kedi Günü… Kedilerin de günü mü olurmuş, hem ne gerek var; bir de şimdi kedilere mi hediye alacağız, diye söylenenler ya da yadırgayanlar olabilir. Yani olmasa iyi olurduama ne yapalım insan denilen varlık, maalesef alacası içinde olan milyonlarca çeşit, ruh ve yüzünde de bin bir çeşit maskeden ibaret olabiliyor…
Başlık ve giriş yazım biraz ayarı kaçmış da olabilir, sevenlerimden müsaade ile az biraz ben de insan olmanın getirdiği öfke zafiyetlerinde olabilirim… Hele ki konu, dünyada küçük bir alan kapladığı hâlde bir türlü sığdırılamayan o masum canlarımız ise… İnsanın, insan olmasını sağlayan en önemli olgusu, beynini kullanabiliyor olması mı; yoksa vicdan denilen, ele avuca gelmeyen ancak göğsünde taşıdığı kalbinin bir anlama sahip olmasını sağlayan bir varoluş nedeni mi?
Bugünün tam da kediler gününe tesadüf etmesi, daha dün yaşadığım bir olayı sizlerle paylaşma gereğini doğurdu. Yaşadığım, önceki yaşadığım mahalleler de dahil bulunduğum pek çok yer, kedilerim tarafından ünlenmemi sağlamıştır. Kediler tarafından tanınmış olmanın şöhreti ise inanın hiçbir şöhretle boy ölçüşemeyecek bir haz verir insan ruhuna… Mesela dışarı her çıkışımda etrafımı saran koruma meleklerim gibi koşarak yanıma sokulurlar. Her zaman çantamda hazır bulunan mamalarını yeme saatleri gelmiş demektir ve tabii hepsi bundan da ibaret değil. Hepsi mamasını hangi alanda yiyebileceğini bilir, sularının tazelendiğini izler ve sonra da başlar oyunlarımız… Anlatması sözle mümkün olmayan karşılıklı ve de karşılıksız bir sevgiden bahsediyorum aslında. Dün de yine böyle günlük rutinim arasında olan mama saatinde, oradan geçen bir genç adamla aramızda geçen diyaloğu da olduğu gibi aktarmak istiyorum. Yüzünde, sokakta yaşayan hayvanlara ve onların varlığına duyulan o ezbere tahammülsüzlüğün gerginliği vardı. Suçlar bir edayla söze girdi:
“Sizin burada mama vermeniz yüzünden evime hep hamam böceği giriyor!”
Gülümsedim önce ama bazen sinirlenince de gülümsediğim için pek anlamadı hâliyle… Akıl ve mantık sınırlarını zorlayan bu iddiaya karşı sakin bir tavır takınmaya çalıştım. Çünkü sakinlik bazen çalışarak kontrol altında tutulabiliyor… Aslında evine bir kedi alırsa bu böcek sorunundan kurtulabileceğini söyledim. Ne de olsa bu sevimli patiler, avcı ruhlara sahip diye. Sonra yılmadı ve her sakin gülümsemeyi, karşı saldırı ve sesi daha da yükseltmek için bir zayıflık belirtisi olarak algılayan insanlardan olmuş olmalı ki o da sesini yükseltmeyi tercih etti:
“Ben evimde böcek istemiyorum! Benim evime girmesinler! Sizin evinize girsinler o zaman! Ben ne yapabilirim, çözümle!”
Konuşmanın gidişatına dikkat ederseniz baştaki “siz” ifadesi de yerini çoktan “sen” konforuna çekmişti bile…
Artık sabrımın ve absürtlük eşiğimin son noktasına gelmiştim. Kırpık (diğer kedilerime göre biraz sinirli olan can dostum), benden önce genç adama tısladı gerçi ama ben de sessiz kalamadım. Hem başta söylemiştim ya her biri benim koruyucu meleğim gibidir. Gözlerine bakıp devam ettim:
“O zaman hamam böceklerinden rica edin, evinize girmesinler”
Şaşırdı, duraksayıp geriledi ama hızını da alamadı:
“Böcekle mi konuşacağım ben?” diye çıkışmaya devam etti.
Dayanamayıp son noktayı koydum:
“Hamam böcekleri sizinle konuşmadığı için çok şanslı!”
Tartışma orada bitti ama ardında bıraktığı o sığ zihniyet hafızama kazındı bir kere… Şimdi abartıyorsun, diyenler olabilir ancak benzer bir tartışmayı Ata tohumu ekerken de yaşamıştım. Aynı kişiyle değil ama benzer ruha sahip farklı kişilerle. Sevdiğim ve de çok da değer verdiğim hocamın vesilesiyle birkaç Ata tohumu hediye edinebildim. Balkonuma ve bahçenin uygun kısmına, site yetkilisinden de müsaade aldıktan sonra ekerken de “Bunları buraya ekmeyin!” diyen bir hanıma; bu güzel mirası birlikte yaşatsak da ne yediğimizi bilsek daha sağlıklı olmaz mı, diye söylemiştim de işte kime söyledim…
Biri; kedi sevmiyor, beslenmesini istemiyor, dünyadaki varlıklarına dahi tahammül edemiyor. Diğeri de mirasın farkında değil… Aslında sevginin, bir canla karşılıksız bağ kurmanın ne demek olduğunu bilmeyen bu zihniyetler insan denilen varlığın bazen ne kadar zor olduğunu bir kere daha sorgulatmış oluyor.
Benim için sokağa her adım attığımda mahallenin dört bir yanından koşa koşa gelip etrafımı saran, kendi dillerince beni selamlayan o tüylü dostlarımın sadakati; dünyadaki pek çok insanın sahte tebessümünden çok daha gerçek ve kıymetli.
Adı üstünde; hayvan gibi insan olmak başka bir şey tabii… Onlardaki hesapsız vefa, insanlardan bazen fersah fersah uzakta… Şimdilik bizim elimizden gelen, kalbi daralmış mı kararmış mı sorgulatan insanlara rağmen sokaktaki o güzel canları hevesle ve daha büyük bir sevgiyle sarıp sarmalamak.
8 Ağustos Uluslararası Kedi Günü’müz ve bizleri karşılıksız seven tüm patili gerçek dostlarımızın varlığı kutlu olsun. Sevgiyle ve her şeye olmasa da vicdana saygıyla kalın değerli okurlarım…