Safiye Yılmazer Uruk
Köşe Yazarı
Safiye Yılmazer Uruk
 

SANA MİZAH, ONA KARA MİZAH!

  Değerli okurlarım, son günlerde dikkatimi çeken ve çoğu kişiye de neden olduğunu anlamadığım biçimde “komik” gelen bir konuyu irdeleyelim mi? İstanbul sokaklarında son günlerde yaşanan ve güvenlik kameralarının soğuk, gri lenslerine yakalanan o malûm görüntüleri muhtemelen izlemişsinizdir. Bir kadının, sokaktaki erkekleri rızaları dışında temasa zorladığı, fiziksel ve sözlü sınırları hoyratça umursamadığıve karşısındakinin insan olduğunu hiçe saydığı o anlar... Olayın asıl düşündüren kısmı, bu kadının elinde bir tripodla "beğeni" toplamak isteyen bir sosyal medya figürü olmaması. Aksine, sokakların kuytularından sızan ham güvenlik kamerası kayıtları olmuş olması... Yani karşımızda kurgu olmayan, filtresiz bir sokak gerçeği var! Ancak ne gariptir ki bu çiğ gerçeklik sosyal medyanın eline düştüğü andan itibaren adeta bir "mizah şölenine" dönüştürüldü. Kaldı ki son günlerde mizah adı altında nelere şahit oluyoruz oralara da hiç girmeyelim… Ekran kaydırarak yaşayan milyonlar, bir insanın alanının ihlâl edilmesini bu tacizlerin de mizah sayılmasını kahkahalarla izledi; edit'ler yapıldı, caps'ler basıldı, komedi videolarına yeni konu olarak eklendi ve daha neler neler… Ancak kim neye güler, neyi mizah olarak kabul eder bilemem ama ben müsaadenizle bu kolektif kahkaha tufanına katılamıyorum. Çünkü birilerinin eğlence malzemesi yaptığı o kayıtlarda gülünecek tek bir saniye bile görmüyorum. Karşımızda duran ve benim gördüğüm şey, neşeyle ambalajlanıp önümüze sunulan apaçık bir sınır ihlâli ve tacizdir. Üstelik bunun kadını ya da erkeği de yok! Söz konusu taciz içeriklerinde bir erkeğin, esnaf kadınlara aynı şekilde bir sınır ihlâlini görmüş olsaydık yine de bu duruma gülebilecek miydi o milyonlar, dersiniz? Eğer o güvenlik kamerası görüntülerinde bir erkek, sokaktan geçen rastgele kadınları o şekilde sıkıştırıyor olsaydı –ki bunun feci örneklerini dünyanın pek çok sokağında defalarca yaşadık– şu an sokakların güvenliğini, adaletin nerede olduğunu ve toplumsal infiali konuşuyor olacaktık. Haklı olarak öfkelenecek, o kişinin de en ağır cezayı alması için sesimizi yükseltecektik. Peki, fail bir kadın, mağdur bir erkek olduğunda neden birdenbire çoğunluğun içine birer stand-up sanatçısı kaçıyor, sizce? Güvenlik kamerasının kaydettiği o net rahatsızlık, neden dijital dünyanın komedi malzemesine dönüşüyor? Aslında soruların yanıtı içlerinde gizli gibi… Bana göre bu durumun temel sebebi, toplum olarak bilinçaltımızda yatan/yatırılmış olan, erkeğin her koşulda "güçlü", "saldırıya uğramaz", "böyle şeylerden rahatsız olmaz" gibi arkaik bir kabulü beslemiş olmak... Bir kadının sokaktaki zorbalığını "zararsız bir delilik" veya "eğlenceli bir absürtlük" olarak kodlamak, aslında erkeklik ve kadınlık rollerine dair sığ bir bakış açısının da ürünü olmuş oluyor ki böyle bir bakış açısıyla “insan” olarak değil, cinsiyetçi bir tavırla yaklaşmış olacağımız da durumun bir diğer korkunç yüzü olacaktır! Oysa tacizin hafifletici bir sebebi, failin cinsiyetine göre değişen bir kimliği olamaz! Bana göre, sınırlar cinsiyetsizdir!Fransız düşünür Jean-Paul Sartre, "Özgürlüğüm, diğerinin özgürlüğünün başladığı yerde biter." der. Bir insanın, dikkat edelim “bir insanın”, rızası olmadan alanına girmek, onu sokak ortasında zor durumda bırakmak ve tesadüfen kayda geçmiş bu mağduriyeti bir reyting malzemesi yapmak olsa olsa toplumsal bir çürümenin bir diğer güncel konusudur. Çünkü sınır ihlâli cinsiyetsizdir! İncitilen gurur, çiğnenen mahremiyet ve ihlâl edilen kişisel alan; sadece kadının tekelinde olan bir durum değildir. Çoğu kişinin gülebildiği o sınır ihlâllerinden rahatsızlık duymak, tamamen insana aittir, insana has bir gerçek rahatsızlıktır!Unutulmamalıdır ki taciz, gücü (ya da o anki sözde cüreti) elinde bulunduranın karşı tarafa kendi iradesini dayatmasıdır. Bunun "kadınca"sı ya da "erkekçe"si yoktur! Sosyal medyanın bizi sürüklediği bu "her şeyi tüketme ve her dramdan bir kahkaha devşirme" histerisinden acilen uyanmamız gerekiyor! Sokakta yaşanan bir travmayı, güvenlik kamerası görüntüsü üzerinden mizah malzemesi yapmak, yapısal olarak taciz kültürünü beslemekten başka bir işe yaramaz. Bugün buna gülersek, yarın başka bir sınır ihlâline konuşacak yüzümüz kalmaz! Ayrıca vurgulamak isterim ki meseleye, erkek ya da kadın pencerelerinden, tarafgir omuz silkmelerle bakmayı daartık bırakmalıyız! İhtiyacımız olan tek şey, insan olmanın getirdiği o haysiyetli ve eşitlikçi duruştur, diye düşünüyorum. Ezcümle dostlar; birilerinin sınırlarının yok sayıldığı yerde üretilen o neşeli içerikler, aslında toplumun ahlâkî pusulasının ne kadar şaştığını da göstermiş oluyor. Sizler bunları biraz düşünürken bu arada Orhan Kemal’in kitabından sinema ve tiyatrolara uyarlanan “Tersine Dünya” isimli eser geldi aklıma. Tam da bu bahsettiğimiz duruma ironik bir bakış açısıyla yaklaşan bu filmi siz yazıyı okurken ben de tekrar izlesem diyorum…   Mizah, hayatlarımızda asla kaybetmememiz gereken önemli bir yaşam kalemiz, dostlar. Ancak kara mizah, karartmasın gelecekleri, derim! Sevgiyle kalın değerli okurlarım…
Ekleme Tarihi: 06 Temmuz 2026 -Pazartesi
Safiye Yılmazer Uruk

SANA MİZAH, ONA KARA MİZAH!

 

Değerli okurlarım, son günlerde dikkatimi çeken ve çoğu kişiye de neden olduğunu anlamadığım biçimde “komik” gelen bir konuyu irdeleyelim mi? İstanbul sokaklarında son günlerde yaşanan ve güvenlik kameralarının soğuk, gri lenslerine yakalanan o malûm görüntüleri muhtemelen izlemişsinizdir. Bir kadının, sokaktaki erkekleri rızaları dışında temasa zorladığı, fiziksel ve sözlü sınırları hoyratça umursamadığıve karşısındakinin insan olduğunu hiçe saydığı o anlar...

Olayın asıl düşündüren kısmı, bu kadının elinde bir tripodla "beğeni" toplamak isteyen bir sosyal medya figürü olmaması. Aksine, sokakların kuytularından sızan ham güvenlik kamerası kayıtları olmuş olması... Yani karşımızda kurgu olmayan, filtresiz bir sokak gerçeği var! Ancak ne gariptir ki bu çiğ gerçeklik sosyal medyanın eline düştüğü andan itibaren adeta bir "mizah şölenine" dönüştürüldü. Kaldı ki son günlerde mizah adı altında nelere şahit oluyoruz oralara da hiç girmeyelim… Ekran kaydırarak yaşayan milyonlar, bir insanın alanının ihlâl edilmesini bu tacizlerin de mizah sayılmasını kahkahalarla izledi; edit'ler yapıldı, caps'ler basıldı, komedi videolarına yeni konu olarak eklendi ve daha neler neler… Ancak kim neye güler, neyi mizah olarak kabul eder bilemem ama ben müsaadenizle bu kolektif kahkaha tufanına katılamıyorum. Çünkü birilerinin eğlence malzemesi yaptığı o kayıtlarda gülünecek tek bir saniye bile görmüyorum. Karşımızda duran ve benim gördüğüm şey, neşeyle ambalajlanıp önümüze sunulan apaçık bir sınır ihlâli ve tacizdir. Üstelik bunun kadını ya da erkeği de yok! Söz konusu taciz içeriklerinde bir erkeğin, esnaf kadınlara aynı şekilde bir sınır ihlâlini görmüş olsaydık yine de bu duruma gülebilecek miydi o milyonlar, dersiniz?

Eğer o güvenlik kamerası görüntülerinde bir erkek, sokaktan geçen rastgele kadınları o şekilde sıkıştırıyor olsaydı –ki bunun feci örneklerini dünyanın pek çok sokağında defalarca yaşadık– şu an sokakların güvenliğini, adaletin nerede olduğunu ve toplumsal infiali konuşuyor olacaktık. Haklı olarak öfkelenecek, o kişinin de en ağır cezayı alması için sesimizi yükseltecektik.

Peki, fail bir kadın, mağdur bir erkek olduğunda neden birdenbire çoğunluğun içine birer stand-up sanatçısı kaçıyor, sizce? Güvenlik kamerasının kaydettiği o net rahatsızlık, neden dijital dünyanın komedi malzemesine dönüşüyor? Aslında soruların yanıtı içlerinde gizli gibi… Bana göre bu durumun temel sebebi, toplum olarak bilinçaltımızda yatan/yatırılmış olan, erkeğin her koşulda "güçlü", "saldırıya uğramaz", "böyle şeylerden rahatsız olmaz" gibi arkaik bir kabulü beslemiş olmak...

Bir kadının sokaktaki zorbalığını "zararsız bir delilik" veya "eğlenceli bir absürtlük" olarak kodlamak, aslında erkeklik ve kadınlık rollerine dair sığ bir bakış açısının da ürünü olmuş oluyor ki böyle bir bakış açısıyla “insan” olarak değil, cinsiyetçi bir tavırla yaklaşmış olacağımız da durumun bir diğer korkunç yüzü olacaktır! Oysa tacizin hafifletici bir sebebi, failin cinsiyetine göre değişen bir kimliği olamaz!

Bana göre, sınırlar cinsiyetsizdir!Fransız düşünür Jean-Paul Sartre, "Özgürlüğüm, diğerinin özgürlüğünün başladığı yerde biter." der. Bir insanın, dikkat edelim “bir insanın”, rızası olmadan alanına girmek, onu sokak ortasında zor durumda bırakmak ve tesadüfen kayda geçmiş bu mağduriyeti bir reyting malzemesi yapmak olsa olsa toplumsal bir çürümenin bir diğer güncel konusudur. Çünkü sınır ihlâli cinsiyetsizdir! İncitilen gurur, çiğnenen mahremiyet ve ihlâl edilen kişisel alan; sadece kadının tekelinde olan bir durum değildir. Çoğu kişinin gülebildiği o sınır ihlâllerinden rahatsızlık duymak, tamamen insana aittir, insana has bir gerçek rahatsızlıktır!Unutulmamalıdır ki taciz, gücü (ya da o anki sözde cüreti) elinde bulunduranın karşı tarafa kendi iradesini dayatmasıdır. Bunun "kadınca"sı ya da "erkekçe"si yoktur!

Sosyal medyanın bizi sürüklediği bu "her şeyi tüketme ve her dramdan bir kahkaha devşirme" histerisinden acilen uyanmamız gerekiyor! Sokakta yaşanan bir travmayı, güvenlik kamerası görüntüsü üzerinden mizah malzemesi yapmak, yapısal olarak taciz kültürünü beslemekten başka bir işe yaramaz. Bugün buna gülersek, yarın başka bir sınır ihlâline konuşacak yüzümüz kalmaz! Ayrıca vurgulamak isterim ki meseleye, erkek ya da kadın pencerelerinden, tarafgir omuz silkmelerle bakmayı daartık bırakmalıyız! İhtiyacımız olan tek şey, insan olmanın getirdiği o haysiyetli ve eşitlikçi duruştur, diye düşünüyorum.

Ezcümle dostlar; birilerinin sınırlarının yok sayıldığı yerde üretilen o neşeli içerikler, aslında toplumun ahlâkî pusulasının ne kadar şaştığını da göstermiş oluyor.

Sizler bunları biraz düşünürken bu arada Orhan Kemal’in kitabından sinema ve tiyatrolara uyarlanan “Tersine Dünya” isimli eser geldi aklıma. Tam da bu bahsettiğimiz duruma ironik bir bakış açısıyla yaklaşan bu filmi siz yazıyı okurken ben de tekrar izlesem diyorum…

 

Mizah, hayatlarımızda asla kaybetmememiz gereken önemli bir yaşam kalemiz, dostlar. Ancak kara mizah, karartmasın gelecekleri, derim! Sevgiyle kalın değerli okurlarım…

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve adanayerelhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
islami chat islami sohbetler bizim mekan çemberleme makinası kurumsal web dini chat