Safiye Yılmazer Uruk
Köşe Yazarı
Safiye Yılmazer Uruk
 

DAHA 17’SİNDE BİR MİKROKOZMOS

  Geçtiğimiz günlerde, eğitimini lise sıralarına dahi gelmeden bırakmış olan 17 yaşındaki bir genç kızla tanıştım.Henüz kendi varoluşunun eşiğinde olan o genç kız, günümüz umut tacirliği kozmosunun mikro bir örneğiydi belki de… Erkenden çalışma hayatına atılmış olan bu genç, nasıl olur da bir mikrokozmos (büyük bir sistemin krizini kendi içinde barındıran küçük bir evren modeli) olarak değerlendirilebilir dersiniz? Bu sorunun cevabına geçmeden önce çevremizde pek çok defa rastlayabileceğimiz bir örnekle de karşı karşıya olduğumuzu vurgulamakta fayda var. Günümüz sistem koşulları göz önüne alındığında “Okuyanlar ne oluyor?” gibi sığ bir ifadeyi maalesef sık sık duymaya başladığımızdan bahsediyorum. Öncelikle geniş bir perspektiften bakmaya davet ediyorum… Üniversite giriş sınavlarını yakın bir zamanda geride bıraktığımız şu günlerde, üniversite ve bölüm reklamlarının da yapılmaya başlandığını fark etmişsinizdir. Her yıl dönem dönem artık televizyon reklamlarında dahi karşılaştığımız bu sloganlar, öğrencilerin istedikleri bölümü okuyabilmeleri ve konforlu bir üniversite çatısı altında geleceğini de yine kendi seçimiyle tercih edebileceği temeline dayanıyor. Belki de öyle algılanması isteniyor… Ancak o geniş perspektifi biraz daha daraltıp bu çağrıları yakın bir mercek altına aldığımızda gördüğümüz tablo aslında çok daha farklı! Üniversite reklamlarında, çocuğunuzu bizim okulumuzda daha iyi bir eğitimle ve rakip okullara göre daha sadık bir iletişimle, arzuladığınız başarıya yöneltebiliyoruz, demeleri; esasında bizim üniversitemizde eğitimi satın alabilirsiniz ve ücretini ödediğiniz bir eğitim hizmetini de geleceğiniz için uygun bir araç olarak kullanabilirsiniz, anlamındadır. Bu da maalesef ki eğitimin bir ticaret aracı olarak kullanılabildiğini aynalar nitelikte… Peki, eğitim kurumlarının belirli bir ücret karşılığında öğrencileri kabul etmesi ve gelecekleri için “en iyi eğitim vaadi” sunması, umut tacirliği değil de nedir? Diğer yandan bir vakıf üniversitesini değil de devlet üniversitelerinden birini tercih eden öğrenciler, bu gibi umut tacirliğine maruz kalmıyorlar mı dersiniz? Örneğin Kırıkkale Üniversitesi’nde Turizm okumak isteyen bir genç düşünelim. Turizm eğitimi için Akdeniz Üniversitesi daha uygun bir tercih olacakken bu gencimizin sınavdan aldığı puan doğrultusunda, alanına uygun bir üniversiteyi tercih etmek yerine, eğitimine geniş kapsamda yarar sağlayamayacak bir üniversiteyi neden tercih etmek zorunda kalıyor? Değiştireyim soruyu; her yerde mantar gibi çoğalan üniversitelerin kaç tanesi gerçek anlamda bir “en iyi eğitim” garantisi verebiliyor? Ya da gençlere sadece herhangi bir üniversite çatısı altında olmak, onların dört yıllık işsizlik süresini mi uzatmış oluyor? Bir anlamda, gizli işsiz kategorisinde mi tutuluyorlar? 17 yaşındaki o genç kız, muhtemelen çevresinde gördüğü ve bahsettiğim “her yerde olan üniversitelerden” birinden mezun olmuş ancak iş bulamamış, atanamamış ve umut tacirliğine de bir nevi dahil olmuş kişilerden gözlemlediği bir sonuçla bu yanılgıya kapıldı. Kısaca üniversitelerin iş bulma kurumu olabileceği yanılgısına… Hâlbuki üniversite kelime anlamı olarak sadece; bünyesinde fakülte, yüksekokul ve enstitü gibi birden fazla akademik birimi bir arada barındıran bir bina topluluğundan ziyade, bilimsel araştırmalar yapılan, bilim insanı yetiştiren en üst düzey eğitim kurumudur. Yani mezun olduktan sonra yalnızca memuriyet için öğrenci yetiştirmez! Ya da üniversite eğitimi almış gençlerin yalnızca memur olmak için bir amaç edinmeleri esasında gerekmez! Ancak sahada işler pek öyle gitmiyor gibi… İşte bu noktada da karşımıza toplumda kolektif bir anomi ve öğrenilmiş çaresizlik gibi sorunlarımızın da azımsanamayacak ölçüdeki gerçekliği çıkmış oluyor. Ve o 17 yaşındaki genç kızın, çevresindeki üniversite mezunlarının ataletini görerek kurduğu “Okumama gerek yok, okuyanlar ne oluyor?” barikatı da tam olarak bahsettiğim umut hırsızlığının yaratmış olduğu bir çoraklık eseri olmuş oluyor… Diğer yandan sistem bazında baktığımızda, geleceğe dair de yalnızca günü kurtarma, bugünün kazancını sağlayıp geleceği flu bırakma dürtüsü de doğmuş oluyor. Üniversite mezuniyetinden elde edilecek olan esas kazanımlar olan; entelektüel bir vizyona erişme, kültürel birikimle donanma ya da toplumsal bir yarar üretme idealinin yerini de anlık maddi kazancın sahte güvenliği almış oluyor. Tıpkı umut hırsızlığında olduğu gibi, günü kurtarma kazanımlarında da bir başka illüzyon karşımıza çıkmış oluyor. Bunun sonucunda da insanların yalnızca “ucuz iş gücü” kaynağı olarak görülmesi gibi kolektif bir başka sorun daha peydah oluyor. Sonuç olarak; sahici umut, edilgen bir “bekleyiş” ya da piyasadan satın alınabilecek bir “meta” değil; rasyonel bir direnç ve aktif bir inşa sürecidir. Eğitimi de geleceği de insan onurunu da umut hırsızlığı ve günü kurtarma isimli bu iki bezirgânın elinden kurtarmak için sokağın bu can yakan gerçeğini soğukkanlılıkla analiz etmekte fayda var. Aynı zamanda karşımızda duran bu manzara bizlere Gramsci’nin “Hapishane Defterleri” isimli eserinde geçen zamansız düsturunu da anımsatmakta: “Aklın kötümserliği, iradenin iyimserliği.”   17 yaşındaki o mikrokozmosun pragmatik çaresizliği, bizlere teslimiyeti değil, yeni bir sorumluluğu da fısıldamakta…
Ekleme Tarihi: 07 Temmuz 2026 -Salı
Safiye Yılmazer Uruk

DAHA 17’SİNDE BİR MİKROKOZMOS

 

Geçtiğimiz günlerde, eğitimini lise sıralarına dahi gelmeden bırakmış olan 17 yaşındaki bir genç kızla tanıştım.Henüz kendi varoluşunun eşiğinde olan o genç kız, günümüz umut tacirliği kozmosunun mikro bir örneğiydi belki de…

Erkenden çalışma hayatına atılmış olan bu genç, nasıl olur da bir mikrokozmos (büyük bir sistemin krizini kendi içinde barındıran küçük bir evren modeli) olarak değerlendirilebilir dersiniz?

Bu sorunun cevabına geçmeden önce çevremizde pek çok defa rastlayabileceğimiz bir örnekle de karşı karşıya olduğumuzu vurgulamakta fayda var. Günümüz sistem koşulları göz önüne alındığında “Okuyanlar ne oluyor?” gibi sığ bir ifadeyi maalesef sık sık duymaya başladığımızdan bahsediyorum. Öncelikle geniş bir perspektiften bakmaya davet ediyorum… Üniversite giriş sınavlarını yakın bir zamanda geride bıraktığımız şu günlerde, üniversite ve bölüm reklamlarının da yapılmaya başlandığını fark etmişsinizdir. Her yıl dönem dönem artık televizyon reklamlarında dahi karşılaştığımız bu sloganlar, öğrencilerin istedikleri bölümü okuyabilmeleri ve konforlu bir üniversite çatısı altında geleceğini de yine kendi seçimiyle tercih edebileceği temeline dayanıyor. Belki de öyle algılanması isteniyor… Ancak o geniş perspektifi biraz daha daraltıp bu çağrıları yakın bir mercek altına aldığımızda gördüğümüz tablo aslında çok daha farklı!

Üniversite reklamlarında, çocuğunuzu bizim okulumuzda daha iyi bir eğitimle ve rakip okullara göre daha sadık bir iletişimle, arzuladığınız başarıya yöneltebiliyoruz, demeleri; esasında bizim üniversitemizde eğitimi satın alabilirsiniz ve ücretini ödediğiniz bir eğitim hizmetini de geleceğiniz için uygun bir araç olarak kullanabilirsiniz, anlamındadır. Bu da maalesef ki eğitimin bir ticaret aracı olarak kullanılabildiğini aynalar nitelikte…

Peki, eğitim kurumlarının belirli bir ücret karşılığında öğrencileri kabul etmesi ve gelecekleri için “en iyi eğitim vaadi” sunması, umut tacirliği değil de nedir? Diğer yandan bir vakıf üniversitesini değil de devlet üniversitelerinden birini tercih eden öğrenciler, bu gibi umut tacirliğine maruz kalmıyorlar mı dersiniz? Örneğin Kırıkkale Üniversitesi’nde Turizm okumak isteyen bir genç düşünelim. Turizm eğitimi için Akdeniz Üniversitesi daha uygun bir tercih olacakken bu gencimizin sınavdan aldığı puan doğrultusunda, alanına uygun bir üniversiteyi tercih etmek yerine, eğitimine geniş kapsamda yarar sağlayamayacak bir üniversiteyi neden tercih etmek zorunda kalıyor? Değiştireyim soruyu; her yerde mantar gibi çoğalan üniversitelerin kaç tanesi gerçek anlamda bir “en iyi eğitim” garantisi verebiliyor? Ya da gençlere sadece herhangi bir üniversite çatısı altında olmak, onların dört yıllık işsizlik süresini mi uzatmış oluyor? Bir anlamda, gizli işsiz kategorisinde mi tutuluyorlar?

17 yaşındaki o genç kız, muhtemelen çevresinde gördüğü ve bahsettiğim “her yerde olan üniversitelerden” birinden mezun olmuş ancak iş bulamamış, atanamamış ve umut tacirliğine de bir nevi dahil olmuş kişilerden gözlemlediği bir sonuçla bu yanılgıya kapıldı. Kısaca üniversitelerin iş bulma kurumu olabileceği yanılgısına… Hâlbuki üniversite kelime anlamı olarak sadece; bünyesinde fakülte, yüksekokul ve enstitü gibi birden fazla akademik birimi bir arada barındıran bir bina topluluğundan ziyade, bilimsel araştırmalar yapılan, bilim insanı yetiştiren en üst düzey eğitim kurumudur. Yani mezun olduktan sonra yalnızca memuriyet için öğrenci yetiştirmez! Ya da üniversite eğitimi almış gençlerin yalnızca memur olmak için bir amaç edinmeleri esasında gerekmez! Ancak sahada işler pek öyle gitmiyor gibi…

İşte bu noktada da karşımıza toplumda kolektif bir anomi ve öğrenilmiş çaresizlik gibi sorunlarımızın da azımsanamayacak ölçüdeki gerçekliği çıkmış oluyor. Ve o 17 yaşındaki genç kızın, çevresindeki üniversite mezunlarının ataletini görerek kurduğu “Okumama gerek yok, okuyanlar ne oluyor?” barikatı da tam olarak bahsettiğim umut hırsızlığının yaratmış olduğu bir çoraklık eseri olmuş oluyor…

Diğer yandan sistem bazında baktığımızda, geleceğe dair de yalnızca günü kurtarma, bugünün kazancını sağlayıp geleceği flu bırakma dürtüsü de doğmuş oluyor. Üniversite mezuniyetinden elde edilecek olan esas kazanımlar olan; entelektüel bir vizyona erişme, kültürel birikimle donanma ya da toplumsal bir yarar üretme idealinin yerini de anlık maddi kazancın sahte güvenliği almış oluyor. Tıpkı umut hırsızlığında olduğu gibi, günü kurtarma kazanımlarında da bir başka illüzyon karşımıza çıkmış oluyor. Bunun sonucunda da insanların yalnızca “ucuz iş gücü” kaynağı olarak görülmesi gibi kolektif bir başka sorun daha peydah oluyor.

Sonuç olarak; sahici umut, edilgen bir “bekleyiş” ya da piyasadan satın alınabilecek bir “meta” değil; rasyonel bir direnç ve aktif bir inşa sürecidir. Eğitimi de geleceği de insan onurunu da umut hırsızlığı ve günü kurtarma isimli bu iki bezirgânın elinden kurtarmak için sokağın bu can yakan gerçeğini soğukkanlılıkla analiz etmekte fayda var. Aynı zamanda karşımızda duran bu manzara bizlere Gramsci’nin “Hapishane Defterleri” isimli eserinde geçen zamansız düsturunu da anımsatmakta: “Aklın kötümserliği, iradenin iyimserliği.”

 

17 yaşındaki o mikrokozmosun pragmatik çaresizliği, bizlere teslimiyeti değil, yeni bir sorumluluğu da fısıldamakta…

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (3)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve adanayerelhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Albina
(07.07.2026 23:31 - #2858)
Kaleminize sağlık değerli Üstadem.Çok yerinde analizler ve değerli bir üslup ile kaleme aldığınız yazınızı keyifle okudum.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve adanayerelhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Müjgan Söz
(08.07.2026 00:39 - #2859)
Okuyacak da ne olacak sözleri hep kulağımdaydı hocam. İyi ki bizim sesimizsiniz
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve adanayerelhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Ömer Faruk
(08.07.2026 00:40 - #2860)
Safiye hanım yazınız beni çok duygulandırdı. Ne hâle gelmişiz ışık oldunuz
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve adanayerelhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
islami chat islami sohbetler bizim mekan çemberleme makinası kurumsal web dini chat