Safiye Yılmazer Uruk
Köşe Yazarı
Safiye Yılmazer Uruk
 

ZORSA ZOR, KOLAYA KÖR…

  Değerli okurlarım, malûm bu hafta sonu Babalar Günü… Kendi adıma ve tüm kardeşlerim adına öncelikle Türklerin Babası olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün babalar gününü kutlayarak başlamak istiyorum. Ve yeni baba olmuş, çiçeği burnunda, babalığını yaşayamadan hayattan koparılan tüm şehitlerimizin de babalar gününü kutluyor, saygı ve minnetle anıyorum… Baba figürü, bizim gibi köklerine ve törelerine bağlı bir yüce millet için oldukça önemli bir anlama sahiptir. Bizler gibi babalarını sonsuz yolculuklarına uğurlamış olan, ebedî istirahatlerinde bari rahat uyuyabilmelerini dileyen, babaları yanında olmayan tüm kardeşlerimizin de duygularını ve ne hissettiklerini biliyorum. O yüzden babaları yanında olanların bol bol onlara sarılıp olabildiğince birlikte vakit geçirmelerini naçizane tavsiye etmek istediğimi de belirterek başlıkta neden zorsa zor, kolaya kör, dediğime gelin birlikte bakalım dostlar… Zor olanın hemen herkes için daha çekici olduğu belki de genel bir insan olma zaafıdır… Zor yollar, zorlu koşullar, yanı başındayken değersiz görülmesi ya da nasıl olsa çok yakınımızda deyip bir türlü ziyaret edemediğimiz mekânlar… Hâlbuki bizim yanı başımızda deyip hep gitmeyi ertelediğimiz yerleri, dünyanın en uzak köşelerinden ziyarete gelen yüzlerce insan varken… Bizler, nedense yakınımızda olan yerlerin de insanların da pek kıymetini bilmiyor gibiyiz bana göre… Bunu babamı kaybettiğim için söylediğim düşünülmesin! Aksine babamız yanı başımızdayken onunla dolu dolu geçirdiğimiz şanslı çok vaktimiz olmuştu. Öyle ki geriye dönüp baktığımızda pişmanlık duyacağımız anların olmaması en büyük tesellilerimizden biridir değerli dostlarım… Yanı başımızdayken ve de yanımızdayken değerini bilemediğimiz dediğim olgular ise bambaşka… Edebiyat dünyamızdan örnek vererek devam edeyim… Bir grupta yazar söyleşisi olacağını varsayalım. İşin mutfağından bildiriyorum ki o yazara haber verilip gruptakilere imza ve söyleşinin gerçekleşeceği bilgisi verilene kadar uzun ve meşakkatli bir serüven başlamış olur. Yazarla iletişime geçmek zordur mesela… Benim için geçerli değil dememe gerek yok bildiğiniz gibi… Konuk yazarımız geleceği için hazırlıklar yapılır, mekân ayarlanır, katılımcılar en şık kıyafetleri ve okudukları yazarın kitaplarıyla birlikte heyecanla o söyleşi anını beklemeye koyulurlar… Bunların hepsi incelikle düşünülmüş ve her biri birbirinden ince ruhlu emeklerdir dostlar… Ve gelen yazara şunu sormak kimsenin aklına gelmez mesela: “Kitaplardan para kazanabiliyor musunuz?” “Bu kitabınızda kendinizi mi anlattınız?” “Aile ya da akraba sansürü kullandınız mı?” gibi gibi soruları o gelen yazar konuğa sormak, orada bulunan konukların aklından geçse bile yüzüne sormaya cesaret edebilen pek olmaz mesela… Çünkü yazarı oraya getirmek zor olmuştur bir kere ve zor olanı, belki de ulaşılmaz olanı daha sıkı tutmak ister insanlar… Peki, ben ve benim gibi yakında olanların durumu nedir sizce? Nasıl olsa o bizim kusurumuza bakmaz, nasıl olsa o bize bir söyleşiyi çok görmez, nasıl olsa gelir… Bu düşünceler olabilir mi dersiniz? Bu yazım biraz iç dökme gibi algılanabilir, öyledir de… Çok yakın bir zamanda, arkadaşımın kitaplarını ücretsiz olarak dağıttığına şahit olmuş biri olarak ve bunu işleyeceğimin iznini alarak yazmak istedim bunları… O an okurlardan duyduğumu da sansürsüz bir şekilde aktarmak istiyorum müsaadenizle… Ücretsiz dağıtıldığı için o kitabın üzerinde hiçbir emek yokmuş algısı oluştu. Para vermediler o kitapları alırken ve doğrudan kitabın değerini de ücretsiz dağıtım belirlemiş oldu(!) Yani para vermeden alabiliyorsan zaten bir kıymeti yok, algısı… Dışardan sessizce gözlemlediğim ve dinlediğim o yorumlar bana bu yanı başında ya da paha olarak ucuz hatta ücretsiz olarak dağıtılan herhangi bir şeyin, kendi değerini direkt olarak düşürebildiğini üzülerek öğretmiş oldu… Özetle hayat, paradokslarla örülü bir kumaş gibi; ne kadar dokuması basitse, sökmesi de bir o kadar zor… En büyük yanılgımız da sanırım bu noktada başlıyor. Bir şeye ulaşmanın kolaylığını, o şeyin değersizliğine yormak ve kolaylık ile önemsizliği aynı kefeye koymak pek de adil değil aslında. Ben buna zorun körlüğü diyorum, siz de isterseniz zorsa zor, kolaya kör, deyin kıymetli okurlarım… Nadir ve değerli olan her zaman uzaklarda değil… Alçakgönüllülüğü garanti saymak da çantada keklik olduğu anlamında değil… Nitekim hayat, uzaklardaki o görkemli silüetlerde değil; avucunuzun içinde, yanı başınızda, “Nasıl olsa orada!” dediğiniz, tanıdık dokuda gizli. Hâlâ hayatta ve yanınızda olan babalar gibi… Dostlukla kalın değerli okurlarım…
Ekleme Tarihi: 16 Haziran 2026 -Salı
Safiye Yılmazer Uruk

ZORSA ZOR, KOLAYA KÖR…

 

Değerli okurlarım, malûm bu hafta sonu Babalar Günü… Kendi adıma ve tüm kardeşlerim adına öncelikle Türklerin Babası olan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün babalar gününü kutlayarak başlamak istiyorum. Ve yeni baba olmuş, çiçeği burnunda, babalığını yaşayamadan hayattan koparılan tüm şehitlerimizin de babalar gününü kutluyor, saygı ve minnetle anıyorum…

Baba figürü, bizim gibi köklerine ve törelerine bağlı bir yüce millet için oldukça önemli bir anlama sahiptir. Bizler gibi babalarını sonsuz yolculuklarına uğurlamış olan, ebedî istirahatlerinde bari rahat uyuyabilmelerini dileyen, babaları yanında olmayan tüm kardeşlerimizin de duygularını ve ne hissettiklerini biliyorum. O yüzden babaları yanında olanların bol bol onlara sarılıp olabildiğince birlikte vakit geçirmelerini naçizane tavsiye etmek istediğimi de belirterek başlıkta neden zorsa zor, kolaya kör, dediğime gelin birlikte bakalım dostlar…

Zor olanın hemen herkes için daha çekici olduğu belki de genel bir insan olma zaafıdır… Zor yollar, zorlu koşullar, yanı başındayken değersiz görülmesi ya da nasıl olsa çok yakınımızda deyip bir türlü ziyaret edemediğimiz mekânlar… Hâlbuki bizim yanı başımızda deyip hep gitmeyi ertelediğimiz yerleri, dünyanın en uzak köşelerinden ziyarete gelen yüzlerce insan varken… Bizler, nedense yakınımızda olan yerlerin de insanların da pek kıymetini bilmiyor gibiyiz bana göre… Bunu babamı kaybettiğim için söylediğim düşünülmesin! Aksine babamız yanı başımızdayken onunla dolu dolu geçirdiğimiz şanslı çok vaktimiz olmuştu. Öyle ki geriye dönüp baktığımızda pişmanlık duyacağımız anların olmaması en büyük tesellilerimizden biridir değerli dostlarım… Yanı başımızdayken ve de yanımızdayken değerini bilemediğimiz dediğim olgular ise bambaşka…

Edebiyat dünyamızdan örnek vererek devam edeyim… Bir grupta yazar söyleşisi olacağını varsayalım. İşin mutfağından bildiriyorum ki o yazara haber verilip gruptakilere imza ve söyleşinin gerçekleşeceği bilgisi verilene kadar uzun ve meşakkatli bir serüven başlamış olur. Yazarla iletişime geçmek zordur mesela… Benim için geçerli değil dememe gerek yok bildiğiniz gibi… Konuk yazarımız geleceği için hazırlıklar yapılır, mekân ayarlanır, katılımcılar en şık kıyafetleri ve okudukları yazarın kitaplarıyla birlikte heyecanla o söyleşi anını beklemeye koyulurlar…

Bunların hepsi incelikle düşünülmüş ve her biri birbirinden ince ruhlu emeklerdir dostlar… Ve gelen yazara şunu sormak kimsenin aklına gelmez mesela: “Kitaplardan para kazanabiliyor musunuz?” “Bu kitabınızda kendinizi mi anlattınız?” “Aile ya da akraba sansürü kullandınız mı?” gibi gibi soruları o gelen yazar konuğa sormak, orada bulunan konukların aklından geçse bile yüzüne sormaya cesaret edebilen pek olmaz mesela… Çünkü yazarı oraya getirmek zor olmuştur bir kere ve zor olanı, belki de ulaşılmaz olanı daha sıkı tutmak ister insanlar…

Peki, ben ve benim gibi yakında olanların durumu nedir sizce? Nasıl olsa o bizim kusurumuza bakmaz, nasıl olsa o bize bir söyleşiyi çok görmez, nasıl olsa gelir… Bu düşünceler olabilir mi dersiniz?

Bu yazım biraz iç dökme gibi algılanabilir, öyledir de… Çok yakın bir zamanda, arkadaşımın kitaplarını ücretsiz olarak dağıttığına şahit olmuş biri olarak ve bunu işleyeceğimin iznini alarak yazmak istedim bunları… O an okurlardan duyduğumu da sansürsüz bir şekilde aktarmak istiyorum müsaadenizle… Ücretsiz dağıtıldığı için o kitabın üzerinde hiçbir emek yokmuş algısı oluştu. Para vermediler o kitapları alırken ve doğrudan kitabın değerini de ücretsiz dağıtım belirlemiş oldu(!) Yani para vermeden alabiliyorsan zaten bir kıymeti yok, algısı… Dışardan sessizce gözlemlediğim ve dinlediğim o yorumlar bana bu yanı başında ya da paha olarak ucuz hatta ücretsiz olarak dağıtılan herhangi bir şeyin, kendi değerini direkt olarak düşürebildiğini üzülerek öğretmiş oldu…

Özetle hayat, paradokslarla örülü bir kumaş gibi; ne kadar dokuması basitse, sökmesi de bir o kadar zor… En büyük yanılgımız da sanırım bu noktada başlıyor. Bir şeye ulaşmanın kolaylığını, o şeyin değersizliğine yormak ve kolaylık ile önemsizliği aynı kefeye koymak pek de adil değil aslında.

Ben buna zorun körlüğü diyorum, siz de isterseniz zorsa zor, kolaya kör, deyin kıymetli okurlarım… Nadir ve değerli olan her zaman uzaklarda değil… Alçakgönüllülüğü garanti saymak da çantada keklik olduğu anlamında değil… Nitekim hayat, uzaklardaki o görkemli silüetlerde değil; avucunuzun içinde, yanı başınızda, “Nasıl olsa orada!” dediğiniz, tanıdık dokuda gizli. Hâlâ hayatta ve yanınızda olan babalar gibi… Dostlukla kalın değerli okurlarım…

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve adanayerelhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
islami chat islami sohbetler bizim mekan çemberleme makinası kurumsal web dini chat