Okulların açılmasına az zaman kalmış olmasıyla birlikte, ebeveynlerin ve öğrencilerin de yeni dönem için telaşları başladı. Yeni kıyafet, ayakkabı, okul gereçleri, yeni kayıtlar, yeni arkadaşlıklar ve daha neler neler…
Kıymetli okurlarım, geriye dönüp baktığımızda belki de en güzel zamanlarımızın o ders sıralarında, okul yolu koşturmalarında olduğunu hatırlarız. Peki, her öğrenci sizce aynı heyecan ve mutlulukla mı gidiyor okullara yoksa ayakları geri geri giden öğrenciler de yok mudur?
Öğrencilerin okula giderken ayaklarının geri geri gitmesindeki sebeplerin başında ne geliyor olabilir sizce? Tembellik etmeleri, öğrenmekten kaçmaları ya da uykularını bölmek istememeleri gibi sebeplerden ziyade, çok daha derin bir sebep olabilir mi dersiniz? Mesela akran zorbalığı?
Akran zorbalığı, deyip geçtiğimiz özel ilgi isteyen bir durum karşısında, bildiğiniz gibi, görmezden gelerek davranmamız hiçbir çözüme ulaştırmayacaktır. Aksine, her zorbalıkta susan, görmezden gelinen ya da susturulan öğrenciler maalesef ki yaşamlarının her anında kendilerini ifade etmekten de hemen her yaşta zorlanabileceklerdir.
Okullarda, teneffüs aralarında, öğrencilerin kahkahaları yükselirken bir yandan da aralarında sessiz çığlıkları duyulmayan öğrenciler de olduğunu unutmamalıyız!
Peki nedir bu akran zorbalığı?
Bir öğrencinin başka bir öğrenciye sözlü, fiziksel ya da sosyal yollarla zarar vermesi olarak tanımlayabileceğimiz zorbalıklar, “şaka” adı altında pek çok okulda karşılaşılan bir durumdur. Alay edilmek, dışlanmak, tehdit edilmek ya da sosyal medya ortamlarında hedef gösterilmek… Aslında zorbalıkların pek çok şekli ve yolunu çevremize baktığımızda da görmemiz mümkün. Ancak bunların hiçbiri basit birer çocuk oyunu değil!
Zorbalık, mağdur olan çocukta özgüven kaybına, okul başarasında düşüş yaşamasına, kaygı bozukluklarına hatta ve hatta depresyona yol açabilecek oldukça önemli bir konudur. Bunun yanında; zorbalık yapan öğrenciler için de empati yoksunluğu, saldırgan davranışlar ve ileriki yaşamında da topluma zararlı bireyler olması yönünde pek çok kişilik bozukluğuna yol açmaktadır. Yani zorbalık, dışarıdan görüldüğü gibi yalnızca mağdur olan öğrenciye değil, o zorbalığı yaparken hiçbir ceza almayan ve yaptığının kendini sözümona güçlü(!) hissettirmesi yanılgısıyla, topluma zararlı birer birey olmalarına neden olacaktır. Çok da uzağa gitmeye gerek yok aslında… İkinci sayfa haberlerinde gördüğümüz çoğu saldırgan bireyin, o aşamaya gelene kadar neler yapmış olabileceğini gözlemlemek, bunu görmenin yalnızca basit bir adımı olacaktır… Kısacası zorbalık hem mağdur hem de zorba için çıkmaz bir sokaktan başka bir şey değildir…
Peki ne yapmalı?
Zorbalığa uğrayan öğrenciler konusundaki sorumluluk, yalnızca öğretmen ve okulların tekelinde değil. Ailelere de bu konuda büyük ve dikkatli bir gözlem işi düşmüş oluyor…
Aileler, çocuklarının yaşadığı duyguları dikkatle dinlemeli, öğretmenler de sınıflarında güvenli bir ortam oluşturmanın önemini unutmamalı! Zorbalığa seyirci kalmanın da o zorbalığa destek olacağını da diğer öğrencilere öğretmekte fayda var değerli okurlarım…
Unutmayalım ki okullar yalnızca matematik ya da edebiyat öğretim yeri değil, her şeyden önce; sevgi, saygı ve empatiyi de öğrenmemiz gereken yaşam alanlarıdır. O yüzden okulların yeniden açılacağı şu günlerde çocuklarınıza; kıyafetleri, kalemleri, defterleri, telefon markaları, ayakkabıları ya da sadece dış görünüşlerinin birbirlerinden farklı olmasının çok normal olduğunu ve hiçbir şekilde başkalarının görüşlerinin kendi hayatlarını etkilememesi gerektiğini söylemeyi de unutmayın!
Okullar açılsın ama artık şu zorbalıklar kapansın değerli okurlarım! Sevgiyle kalın…