Bir varmış, bir yokmuş… Zaten Dünya Öykü Günü olmasının sebebi de tam olarak buymuş ama oraya geleceğiz kıymetli okurlarım...
Nisa, mutfakta çay demliyormuş. Çaydanlık fokur fokur, Nisa'nın kafası ise daha da fokurdayan sorularla doluymuş. O sırada Yelda elinde kırmızı bir kalp şeklinde kartonla gelmiş.
— Anneee! Bugün 14 Şubat! Sevgi Günü! Herkes kalp çiziyor, çikolata yiyor. Ama öğretmen “Bugün aynı zamanda Dünya Öykü Günü” dedi. Öyküyle kalbin ne alâkası var?
Nisa bir an durmuş. Çay kaşığını bardağa bırakmış. Tıng!
İşte tam o sesle birlikte anlatmaya başlamış:
— Bak güzel kızım, sana çok gizli bir hikâye anlatacağım. Hazır mısın?
Yelda, ciddi ciddi başını sallamış.
— Kabul! Ama uzun olmasın! Bir de komik olsun!
Nisa gülmüş:
— Çok eskiden, insanlar duygularını anlatmakta biraz zorlanırmış. “Seni seviyorum” demek yerine, “Bugün hava güzel!” derlermiş. “Canım sıkkın!” yerine “Ayakkabım sıkıyor!” falan…
— Çok saçmaymış, demiş Yelda.
— Aynen öyle! İşte bir gün insanlar fark etmiş ki, duygular kalpte birikince patlayabiliyor. O yüzden demişler ki:
“Biz bu sevgiyi, özlemi, sevinci bir yerlere dökelim.”
— Deftere mi?
— Deftere, duvara, peçeteye… Hatta bazen buzdolabının üstüne! Ve işte o zaman öyküler doğmuş. Çünkü öykü dediğin şey, kalbin konuşma şeklidir.
Yelda'nın gözleri büyümüş:
— Yani öyküler kalpten mi çıkıyor?
— Tabii ki! O yüzden demişler ki, madem 14 Şubat kalbin günü… O zaman öykülerin de günü olsun! Çünkü sevgi anlatılmazsa eksik kalır, öykü yazılmazsa da kalp biraz yalnız hisseder.
Tam o sırada Yelda koşup annesine sarılmış:
— Anne, o zaman bugün iki kere kutlama yapalım. Bir öykü yazalım, bir de birbirimizi sevelim.
Nisa gülümsemiş:
— Zaten en güzel öyküler, sevgiyle yazılır.
Ve işte bu yüzden…
14 Şubat sadece kalplerin değil, öykülerin de sevgiyle attığı gün olmuş.
Bir varmış, bir yokmuş…
Ama sevgi varsa, öykü hep varmış. Sevgiyle kalın kıymetli okurlarım…