Kıymetli okurlarım, bugün köşemizde bir devrin kapandığı ama o devrin sesinin kulaklarımızda hâlâ çınladığı bir meseleyi; yani İlber Ortaylı’yı ve onun bize bıraktığı o "asıl" mirası konuşalım istedim. Hoca, o meşhur ceketini ilikleyip aramızdan ayrılmış olabilir ama arkasında bıraktığı "Lütfen!" nidası ve "Cahil" teşhisleri hâlâ baş ucumuzda duruyor.
Şöyle bir düşünün; memlekette en bol bulunan şey nedir diye sorarsanız; kimisi patates der, kimisi trafik der. Ben söyleyeyim: Fikri olup bilgisi olmayan insan… Hoca’nın ömrü boyunca savaştığı şey de tam buydu. Eskiden bir insan bilmediğini pek belli etmemeye çalışırdı; ar ederdi. Şimdi tam tersi; bilmediği konularda ahkâm kesmek bir çeşit özgüven göstergesi sayılıyor. Hâlbuki eski İstanbul’da böyle birine iki kelimeyle cevap verilirdi: "Evladım, sus da öğren!"
Cahillik Kader Değil, Tercihtir!
Kıymetli dostlar, İlber Hoca’nın yıllardır söylediği bir şey vardı: Cahillik kader değildir, çoğu zaman bir tercihtir. İnsan merak etmezse, okumazsa, görmezse ve dünyanın kapısını kapatıp o daracık odasında oturursa tabii cahil kalır. Ama bunun faturasını kimseye kesmesin! Çünkü cahillik bir eksiklikten ziyade bir terbiye ve küstahlık meselesidir. İnsan bilmediğini bilirse, haddini bilir; haddini bilirse de susmayı öğrenir.
Şu meşhur "yarı-aydın" tipi yok mu... İşte memleketi asıl yoran buydu. Hiç bilmeyen insan zararsızdır, sorar öğrenir. Ama az bilip çok bildiğini sanan, sanki insanlık ansiklopedisi kendi evine gizlice dağıtılmış gibi konuşan o "yarı-aydın cahilliği" en tehlikelisidir. Herkes her şeyi biliyor; bu bir felakettir!
Bir gün bir genç yanına gelip o klasik soruyu sormuş: “Hocam, çok okuyan mı bilir, çok gezen mi?” Hoca’nın cevabı, aslında onun tüm yaşam felsefesinin özeti gibiydi:
"Bak evladım, sadece okursan kütüphane faresi olursun. Dünyayı sadece kâğıt sayfalarından ibaret sanırsın. Ama yalnızca gezersen de iş başka bir komediye dönüşür; o zaman da Turist Ömer olursun, gördüğünü anlamazsın. İkisini birlikte yapacaksın!"
Hoca, Viyana Kapıları’nı anlatırken oradaki taşın rengini, o sokağın kokusunu bilmeyen adamla tarih konuşmazdı. Çünkü tarih sadece kronoloji değil, mekânı ve ruhuyla bir bütündür.
Gençlere Miras: “Konfor Sizi Bitirir!”
İlber Hoca’yı kaybetmiş olsak da onun gençlere bıraktığı o "tuzlu" nasihatler geçerliliğini koruyor. Şimdi gençler bazen ona alınıyordu ama hoca sevdiği için söylerdi. Geride bıraktığı eserleriyle ve nükteli sözleriyle kıymetli Türk düşünürümüz İlber Ortaylı’nın şu sözleri de bu nasihatlerinden birkaçıdır:
- Dil Öğrenmek Süs Değildir: Bir dil öğrenmekle entelektüel olunmaz, o sadece kapıyı açar. Ama o kapıyı açmadan da dünyaya bakamazsın. 25 yaşına kadar en az iki dili halletmeyen insan, dünyayı yarım okur.
- Konfor Alanını Terk Et: Yirmili yaşlar memur zihniyetiyle yaşanacak yaşlar değildir. Gerekirse aç kalacaksın, ucuz otellerde yatacaksın, o trenlere bineceksin.
- Hafızanı Eğit: Her şeyi akıllı telefonlara bırakan nesli hep uyardı. Hafıza çalışmazsa düşünce de çalışmaz. Hafızası olmayan bir toplumun ne geleceği olur ne de tarihi.
Ezcümle;biraz gayret, biraz merak, derdi…
Kıymetli okurlarım, İlber Hoca bize aslında şunu miras bıraktı: Dünya muazzam bir yer; kütüphaneler, müzeler, operalar keşfedilmeyi bekliyor. Bir tabloya beş dakika bakamayan, bir kitapla sabahlayamayan insanın hayatı fakir geçer. Cahillik, bir insanın kendine yapabileceği en büyük hakarettir.
Hoca’nın ardından yapabileceğimiz en güzel şey, onun o meşhur deyimiyle "sersemlik etmemek" ve dünyayı merak etmektir. Cahillik bir meslek olabilir ama biz bu mesleği icra etmemekte kararlı olmalıyız...
Sevgiyle kalın hoş kalın en çok da okuyarak kalın...