Nisa Yeter Yılmazer
Köşe Yazarı
Nisa Yeter Yılmazer
 

Geleceğin Mimarları Evde Tiyatro Kuruyor: 23 Nisan’ın Daim Yankısı!

  Geçtiğimiz günlerde 23 Nisan 2026'yı, yani bu eşsiz mirasın 106. yıl dönümünü coşkuyla kutladık kıymetli okurlarım. Hani bazı günler vardır, takvimden geride kalsa bile kalbinizde neşesi devam eder… İşte 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı tam da öyle bir gün. Sadece çocukların değil, içindeki çocuğu kaybetmeyen herkesin bayramı... Bu bayramın mimarı olan Mustafa Kemal Atatürk öyle bir vizyon koymuş ki ortaya, üzerinden bir asır geçse de hâlâ hayranlık uyandırıyor. Düşünsenize… Dünyada çocuklara bayram hediye eden ilk ve tek ülkeyiz. Dünyada çocuklara bayram armağan eden ilk ve hâlâ bu vizyonu böylesine sahiplenen tek ülke biziz. Belki de işin en can alıcı noktası şudur: Çocukların sadece bir gün vitrinde olduğu değil, her gün saygı duyulan birer birey olduğunu onlara hissettirmeliyiz. Onlara sadece matematik formülleri veya edebiyatın ağır kurallarını yüklemek değil; asıl özgüvenli, merak eden ve okuyan birer yetişkin olmalarını sağlamaktır görevimiz. Bu da ancak sevgiyle, ilgiyle ve o çocuksu merakı diri tutarak olur... Evlerimizin küçük kahramanları var… Kimi prenses, kimi astronot, kimi de “Anne bugün öğretmen benim!” diyerek evin düzenini inşa eden minik liderler. Ben de bir anne olarak söylüyorum; evde bazen öyle sahneler yaşanıyor ki, inanın dışarıdan izleseniz, “Bu evde tiyatro var!” dersiniz. Dün akşam kızımla kurduğumuz oyunda ben öğrenci oldum, o öğretmen… Notumu da verdi: “Anne, bugün derste çok konuştun!” E ne yapalım, kaderin cilvesi! Ama işin şakası bir yana, o oyun saatleri var ya… İşte hayatın özü orada saklı. Biz büyükler hep “Çocuğa ne öğretsek?” derdindeyiz. Oysa çocuk bize her gün bir şey öğretiyor da fark etmiyoruz. Sabretmeyi, anda kalmayı, kahkahayı… Ve en önemlisi, basit şeylerle mutlu olmayı. Eskiden büyüklerimiz, “Çocukla çocuk olma” derdi. Şimdi bakıyorum da galiba en büyük eksikliğimiz o. Biraz eğilip onların dünyasına girebilsek, belki de birçok sorunun cevabı kendiliğinden gelecek. Çünkü çocuk dediğiniz; kalıplara sığmayan, kurallarla sınırlanmayan, hayâliyle dünyayı yeniden kurabilen bir varlık. Elimde bir fidan var demiştim ya… Aslında hepimizin elinde birer fidan var. Kimimiz anne-baba olarak, kimimiz öğretmen olarak, kimimiz sadece bu toplumun bir ferdi olarak o fidana su veriyoruz. Ama şunu unutuyoruz: “Fidanı büyüten sadece su değil, aynı zamanda sevgi, anlayış ve özgürlük!” Çocuk dediğin soru sorar kıymetli okurlarım. Hem de öyle sorular sorar ki, ebeveyn bile durup düşünür! “Anne gökyüzü neden mavi?” diye başlar, “Ben büyüyünce neden çocuk olamıyorum?” diye bitirir. İşte o soruların önünü kesmek yerine, birlikte cevap aramak gerek. Çünkü merak eden çocuk, öğrenen çocuktur. Öğrenen çocuk da geleceği inşa eden bireydir. Şimdi bir düşünelim… Biz nasıl bir gelecek istiyoruz? Daha adil, daha yeşil, daha yaşanabilir bir dünya değil mi? İşte o dünyanın mimarları şu an evlerimizde oyuncaklarıyla oynayan, boyama kitabını taşıran, duvarlara sanatını icra eden(!) çocuklar. Belki de yapmamız gereken çok basit: “Onları dinlemek. Ciddiye almak. Fikirlerini küçümsememek. Ve en önemlisi… Onlara güvenmek!” Atatürk, "Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı ve ikbal ışığısınız. Memleketi asıl ışığa boğacak olan sizsiniz." derken aslında bize bir pusula bırakmıştı. Bu pusula sadece törenlerde hatırlanacak bir söz değil; mutfakta dökülen sütün, kırılan oyuncağın veya "neden" diye başlayan bitmek bilmeyen soruların içinde gizli olan o eşsiz potansiyeli görme biçimidir. Onları sadece yarının büyükleri olarak değil, bugünün ortakları olarak gördüğümüzde; aslında kendi geleceğimizi de en sağlam ellere teslim etmiş oluyoruz. Çünkü kıymetli okurlarım, çocuk sadece geleceğimiz değil; bugünün de en saf, en gerçek hâlidir. Ne şanslıyız ki böyle bir bayramımız var. Ama daha da önemlisi, bu bayramın ruhunu her güne yayabilmek! Bir çocuğun gözlerindeki ışığı söndürmeden, o ışığı çoğaltarak yaşamak… Bugün değilse ne zaman? Sevgiyle kalın, umutla kalın… Ve arada bir yere çömelip bir çocukla oyun oynamayı da ihmal etmeyin! İnanın, en iyi terapi orada. Ne yaşarsanız yaşayın, o elini hiç bırakmamanız gereken çocukla, yani içinizdeki çocukla kalın kıymetli okurlarım... 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’mız tekrar kutlu olsun! Nicelerine, güvenle…
Ekleme Tarihi: 26 Nisan 2026 -Pazar
Nisa Yeter Yılmazer

Geleceğin Mimarları Evde Tiyatro Kuruyor: 23 Nisan’ın Daim Yankısı!

 

Geçtiğimiz günlerde 23 Nisan 2026'yı, yani bu eşsiz mirasın 106. yıl dönümünü coşkuyla kutladık kıymetli okurlarım. Hani bazı günler vardır, takvimden geride kalsa bile kalbinizde neşesi devam eder… İşte 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı tam da öyle bir gün. Sadece çocukların değil, içindeki çocuğu kaybetmeyen herkesin bayramı...

Bu bayramın mimarı olan Mustafa Kemal Atatürk öyle bir vizyon koymuş ki ortaya, üzerinden bir asır geçse de hâlâ hayranlık uyandırıyor. Düşünsenize… Dünyada çocuklara bayram hediye eden ilk ve tek ülkeyiz. Dünyada çocuklara bayram armağan eden ilk ve hâlâ bu vizyonu böylesine sahiplenen tek ülke biziz. Belki de işin en can alıcı noktası şudur: Çocukların sadece bir gün vitrinde olduğu değil, her gün saygı duyulan birer birey olduğunu onlara hissettirmeliyiz. Onlara sadece matematik formülleri veya edebiyatın ağır kurallarını yüklemek değil; asıl özgüvenli, merak eden ve okuyan birer yetişkin olmalarını sağlamaktır görevimiz. Bu da ancak sevgiyle, ilgiyle ve o çocuksu merakı diri tutarak olur...

Evlerimizin küçük kahramanları var… Kimi prenses, kimi astronot, kimi de “Anne bugün öğretmen benim!” diyerek evin düzenini inşa eden minik liderler. Ben de bir anne olarak söylüyorum; evde bazen öyle sahneler yaşanıyor ki, inanın dışarıdan izleseniz, “Bu evde tiyatro var!” dersiniz. Dün akşam kızımla kurduğumuz oyunda ben öğrenci oldum, o öğretmen… Notumu da verdi: “Anne, bugün derste çok konuştun!” E ne yapalım, kaderin cilvesi!

Ama işin şakası bir yana, o oyun saatleri var ya… İşte hayatın özü orada saklı. Biz büyükler hep “Çocuğa ne öğretsek?” derdindeyiz. Oysa çocuk bize her gün bir şey öğretiyor da fark etmiyoruz. Sabretmeyi, anda kalmayı, kahkahayı… Ve en önemlisi, basit şeylerle mutlu olmayı. Eskiden büyüklerimiz, “Çocukla çocuk olma” derdi. Şimdi bakıyorum da galiba en büyük eksikliğimiz o. Biraz eğilip onların dünyasına girebilsek, belki de birçok sorunun cevabı kendiliğinden gelecek. Çünkü çocuk dediğiniz; kalıplara sığmayan, kurallarla sınırlanmayan, hayâliyle dünyayı yeniden kurabilen bir varlık.

Elimde bir fidan var demiştim ya… Aslında hepimizin elinde birer fidan var. Kimimiz anne-baba olarak, kimimiz öğretmen olarak, kimimiz sadece bu toplumun bir ferdi olarak o fidana su veriyoruz. Ama şunu unutuyoruz: “Fidanı büyüten sadece su değil, aynı zamanda sevgi, anlayış ve özgürlük!”

Çocuk dediğin soru sorar kıymetli okurlarım. Hem de öyle sorular sorar ki, ebeveyn bile durup düşünür! “Anne gökyüzü neden mavi?” diye başlar, “Ben büyüyünce neden çocuk olamıyorum?” diye bitirir. İşte o soruların önünü kesmek yerine, birlikte cevap aramak gerek. Çünkü merak eden çocuk, öğrenen çocuktur. Öğrenen çocuk da geleceği inşa eden bireydir.

Şimdi bir düşünelim… Biz nasıl bir gelecek istiyoruz? Daha adil, daha yeşil, daha yaşanabilir bir dünya değil mi? İşte o dünyanın mimarları şu an evlerimizde oyuncaklarıyla oynayan, boyama kitabını taşıran, duvarlara sanatını icra eden(!) çocuklar. Belki de yapmamız gereken çok basit: “Onları dinlemek. Ciddiye almak. Fikirlerini küçümsememek. Ve en önemlisi… Onlara güvenmek!”

Atatürk, "Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı ve ikbal ışığısınız. Memleketi asıl ışığa boğacak olan sizsiniz." derken aslında bize bir pusula bırakmıştı. Bu pusula sadece törenlerde hatırlanacak bir söz değil; mutfakta dökülen sütün, kırılan oyuncağın veya "neden" diye başlayan bitmek bilmeyen soruların içinde gizli olan o eşsiz potansiyeli görme biçimidir. Onları sadece yarının büyükleri olarak değil, bugünün ortakları olarak gördüğümüzde; aslında kendi geleceğimizi de en sağlam ellere teslim etmiş oluyoruz.

Çünkü kıymetli okurlarım, çocuk sadece geleceğimiz değil; bugünün de en saf, en gerçek hâlidir. Ne şanslıyız ki böyle bir bayramımız var. Ama daha da önemlisi, bu bayramın ruhunu her güne yayabilmek! Bir çocuğun gözlerindeki ışığı söndürmeden, o ışığı çoğaltarak yaşamak…

Bugün değilse ne zaman?

Sevgiyle kalın, umutla kalın… Ve arada bir yere çömelip bir çocukla oyun oynamayı da ihmal etmeyin! İnanın, en iyi terapi orada. Ne yaşarsanız yaşayın, o elini hiç bırakmamanız gereken çocukla, yani içinizdeki çocukla kalın kıymetli okurlarım... 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’mız tekrar kutlu olsun! Nicelerine, güvenle…

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (2)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve adanayerelhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Hilal Şahin
(26.04.2026 23:26 - #2775)
Z23 nisan Kutlu olsun başarılar diliyorum
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve adanayerelhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Nahide Boğa
(27.04.2026 07:07 - #2776)
Çocuklardan öğrenecek çok şeyimiz var.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve adanayerelhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
islami chat islami sohbetler bizim mekan çemberleme makinası kurumsal web dini chat