Nisa Yeter Yılmazer
Köşe Yazarı
Nisa Yeter Yılmazer
 

MERHAMETSİZ KALPTE DUDAK PAYI BIRAKMAYIN!

  Kıymetli okurlarım, geçen gün bir görsel düştü önüme, hani şu "derin" edebiyatın zirve yaptığı paylaşımlardan biri… Cümle aynen şöyle: “Merhamet bilmeyen kalbinden öpüyorum.” Üzerine de felsefi bir ekleme; "Kıranın içindeki kırıklığı sezmek, merhametsizliğe bile merhametle yaklaşmak..." Bunları okurken bir an kendimi bulutların üzerinde, bilge bir keşiş gibi hissettim. Ama sonra gerçek dünyaya döndüm. Değerli okurlarım, şimdi dürüst olalım; kalbi taş bağlamış, merhametin "m"sinden haberi olmayan birini neden kalbinden öpüyoruz? Öyle bir insan,bir bakıma kalbine bariyer çekmiş, "İçeri sevgi giremez!" tabelası asmış, biz de gidip o tabelayı mı öpeceğiz? Bu bana biraz, bozuk bir fırına gidip "İçin pişirmiyor ama dışının pasını seviyorum!" demek gibi geliyor… Hadi diyelim öptük, görselin devamı daha fena: "Gözlerin istediğine gülebilir..." Tabii güler! Karşısında merhametsizliğine methiyeler dizen birini bulmuş, niye gülmesin? Merhamet bilmeyenler için birileri kendini telef ederken, diğerleri de muhtemelen "Galiba bugün şanslı günümdeyim, hadsizliğime rağmen fırça yemiyorum!" diye seviniyordur. Merhamet göstermek erdemdir elbette ancakbu kadarı sanki sizce de biraz üzülmeye davetiye gibi durmuyor mu? Herkese yetişen merhamet, esas insanın kendisine niye yetişemiyor değil mi? Bu sevgi dilenciliği değil mi? İşin bu sözde edebiyat kısmını bir kenara bırakıp asıl meseleye gelelim… Kıymetli okurlarım, naçizane tavsiyem, kimseye sevgi dilenciliği yapılmaması yönündedir! Bakın, bu işin matematiği bellidir! Dilencinin önüne bozuk para bırakılır. Biri, karşı taraftan zorla, rica minnet veya aşırı fedakârlıkla sevgi beklediğinde, kendisini o dilencinin pozisyonuna düşürmüş olur. Peki, sonuç ne mi olur? Beklentiyi yükselten kişi, ne kadar kıymetli ne kadar pırlanta gibi bir insan olursa olsun; o beklenti içinde başkalarının insafına kaldığı an, onların gözünde değer kaybeder ve önünde sonunda ceplerin köşesinde unutulmuş ‘buruşuk bir paraya’ dönüşür maalesef… Bozuk para, buruşuk para...Genelde kimse o parayı cüzdanının en güzel yerinde saklamaz, ilk fırsatta elden çıkarır. O yüzden; merhametsiz kalpleri öpmekle vakit kaybetmek yerine, o sevgiyi önce kendinize saklayın, demek istiyorum... Kendi değerinizi "bozuk para" seviyesine indirmeyin ki, kimse de sizi buruşturup kenara atmasın. Unutmayın kıymetliokurlarım; kalp öpmek güzeldir ama önce öpülecek bir kalp bulmak lazım, taş değil!  Sevgiyle kalın, hoş kalın...
Ekleme Tarihi: 19 Nisan 2026 -Pazar
Nisa Yeter Yılmazer

MERHAMETSİZ KALPTE DUDAK PAYI BIRAKMAYIN!

 

Kıymetli okurlarım, geçen gün bir görsel düştü önüme, hani şu "derin" edebiyatın zirve yaptığı paylaşımlardan biri… Cümle aynen şöyle: “Merhamet bilmeyen kalbinden öpüyorum.” Üzerine de felsefi bir ekleme; "Kıranın içindeki kırıklığı sezmek, merhametsizliğe bile merhametle yaklaşmak..."

Bunları okurken bir an kendimi bulutların üzerinde, bilge bir keşiş gibi hissettim. Ama sonra gerçek dünyaya döndüm. Değerli okurlarım, şimdi dürüst olalım; kalbi taş bağlamış, merhametin "m"sinden haberi olmayan birini neden kalbinden öpüyoruz? Öyle bir insan,bir bakıma kalbine bariyer çekmiş, "İçeri sevgi giremez!" tabelası asmış, biz de gidip o tabelayı mı öpeceğiz? Bu bana biraz, bozuk bir fırına gidip "İçin pişirmiyor ama dışının pasını seviyorum!" demek gibi geliyor…

Hadi diyelim öptük, görselin devamı daha fena: "Gözlerin istediğine gülebilir..." Tabii güler! Karşısında merhametsizliğine methiyeler dizen birini bulmuş, niye gülmesin? Merhamet bilmeyenler için birileri kendini telef ederken, diğerleri de muhtemelen "Galiba bugün şanslı günümdeyim, hadsizliğime rağmen fırça yemiyorum!" diye seviniyordur. Merhamet göstermek erdemdir elbette ancakbu kadarı sanki sizce de biraz üzülmeye davetiye gibi durmuyor mu? Herkese yetişen merhamet, esas insanın kendisine niye yetişemiyor değil mi?

Bu sevgi dilenciliği değil mi?

İşin bu sözde edebiyat kısmını bir kenara bırakıp asıl meseleye gelelim… Kıymetli okurlarım, naçizane tavsiyem, kimseye sevgi dilenciliği yapılmaması yönündedir!

Bakın, bu işin matematiği bellidir! Dilencinin önüne bozuk para bırakılır. Biri, karşı taraftan zorla, rica minnet veya aşırı fedakârlıkla sevgi beklediğinde, kendisini o dilencinin pozisyonuna düşürmüş olur. Peki, sonuç ne mi olur? Beklentiyi yükselten kişi, ne kadar kıymetli ne kadar pırlanta gibi bir insan olursa olsun; o beklenti içinde başkalarının insafına kaldığı an, onların gözünde değer kaybeder ve önünde sonunda ceplerin köşesinde unutulmuş ‘buruşuk bir paraya’ dönüşür maalesef…

Bozuk para, buruşuk para...Genelde kimse o parayı cüzdanının en güzel yerinde saklamaz, ilk fırsatta elden çıkarır. O yüzden; merhametsiz kalpleri öpmekle vakit kaybetmek yerine, o sevgiyi önce kendinize saklayın, demek istiyorum... Kendi değerinizi "bozuk para" seviyesine indirmeyin ki, kimse de sizi buruşturup kenara atmasın.

Unutmayın kıymetliokurlarım; kalp öpmek güzeldir ama önce öpülecek bir kalp bulmak lazım, taş değil!

 Sevgiyle kalın, hoş kalın...

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve adanayerelhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
islami chat islami sohbetler bizim mekan çemberleme makinası kurumsal web dini chat