Nisa Yeter Yılmazer
Köşe Yazarı
Nisa Yeter Yılmazer
 

GÖNÜL KAPISI HAN DEĞİL, DERGÂHTIR!

  Kıymetli okurlarım, gelin bugün biraz dertleşelim. Şöyle bir etrafınıza baksanıza; sizce de dünya biraz fazla gürültülü, biraz fazla sert bir yer olmaya başlamadı mı? Siz de fark ediyor musunuz bilmiyorum ama insan ilişkilerinde bir acelecilik, bir hoyratlık hâkim sanki. Her şey hızlı, her şey keskin. Kelimeler düşünülmeden söyleniyor, kalpler düşünülmeden kırılıyor... Eskiden büyüklerimiz “edep” derdi ya… Hani o görünmeyen ama herkesin bildiği bir sınır vardı. İnsan konuşurken tartar, davranırken ölçerdi kendini. Şimdi ise sanki o ince çizgi silinmiş gibi. Saygı yerini sabırsızlığa, nezaket yerini kabalığa bırakmış. İnsanların birbirine tahammülü kalmadı, en ufak bir fikir ayrılığında sesler yükseliyor, kelimeler bir ok gibi savruluyor. Saygısızlığın "özgüven", kabalığın ise "dobralık" sanıldığı garip bir zamandan geçiyoruz. Oysa unutulan bir hakikat var ki, insanın gönlü öyle herkesin girip çıkacağı bir yer değildir. İşte kıymetli okurlarım tam bu noktada, o kadim hakikati hatırlatmak boynumuzun borcu: "Gönül kapısı han değil dergâhtır; oraya öyle patır kütür girip çıkılmaz, günahtır!" Sizce de öyle değil mi kıymetli okurlarım? Hanlar, gelip geçici yolcuların, kim olduğu bilinmeyen yabancıların bir ya da birkaç gecelik konakladığı, sabah olunca da arkasına bakmadan çekip gittiği mekânlardır. Ama bir insanın kalbi, sizin canınız sıkıldığında uğrayıp ruhunuzu boşaltıp sonra da tozu dumana katarak terk edebileceğiniz bir kiralık oda değildir. Bir gönle girmek, bir mabede girmek gibidir; sessizlik ister incelik ister ve en önemlisi liyakat ister. Şimdilerde ise kimse kapıyı çalma gereği duymuyor! Kimse "Müsait misin?" ya da "İncitir miyim?" diye, ne muhatabına ne de dönüp kendine sormuyor. Oysa bizim medeniyetimizde gönül, rastgele bir uğrak yeri değil, ilahi bir emanettir. Büyük Ozanımız ve Halk Şairi Yunus Emre, bu vurdumduymazlığa yüzyıllar öncesinden öyle bir mühür vurmuş ki, üzerine söz söylemek imkânsız: "Gönül Çalab’ın tahtı,             Çalab gönüle baktı.             İki cihan bedbahtı,               Kim gönül yıkar ise." / Yunus Emre Bu dizelerde geçen “Çalab” kelimesi, Eski Anadolu Türkçesinde “Tanrı veya Rab/Allah” demektir.Bakın ne diyor Yunus; gönül kırmak sadece bir "iletişim hatası" değil, iki dünyada da insanı hüsrana uğratan manevi bir iflastır. Bir kalbi yıkmak, o kalbin asıl sahibine, yani Yaratıcı’ya karşı bir hürmetsizliktir. “Patır kütür girmek” bir ruh istilası değil de nedir? "Patır kütür" girmekten kastım sadece yüksek ses değil kıymetli okurlarım. Birini anlamadan yargılamak, sınırlarına saygı duymamak, kendi bencil arzularımız için bir kalbi meşgul edip işimiz bitince kapıyı çarpmak da bu tanıma giriyor. Kabalık, sadece dış dünyadaki bir davranış bozukluğu değil; aslında insanın kendi iç dünyasındaki bir çölleşmedir. İnsanlara olan tahammülümüzün azalması, aslında kendimize olan saygımızın azalmasından kaynaklanıyor olabilir mi? Dergâhın Edebi Neydi Peki? Hatırlayın, bir dergâha girerken nasıl ki baş eğilir, ses alçaltılır ve niyetler arındırılır; bir insanın dünyasına dahil olurken de aynı özen gösterilmelidir. Maddi dünyadaki her hatanın bir telafisi bulunur belki ama Yunus’un dediği gibi o "bedbaht" saflarına düşmemek için gönül yıkmamaya azami gayret gerek! Kırılan bir kalbin onarımı, yıkılan koca bir binanın inşasından çok daha zordur. Dünya zaten yeterince yorucu! İhtiyacımız olan tek şey, birbirimizin gönlüne bir "ziyaretçi" gibi değil, bir "emanetçi" gibi bakabilmek. Unutmamalıyız ki; diller sustuğunda geriye kalan tek şey, bir başka ruhta bıraktığımız o zarif izdir. Kapıları çarpmadan, ruhları incitmeden yürümeyi yeniden öğrenmeliyiz. Umarım bu satırlar, o kaybettiğimiz incelikleri biraz olsun hatırlamamıza vesile olur... Çünkü kırılan bir kalbin tamiri gerçekten zordur. Bazen bir cümleyle kırılan gönül, yıllar geçse de eski hâline dönmez.Bir insanın hayatında bıraktığımız en kalıcı şey, söylediğimiz sözler değil… O kalpte bıraktığımız izdir.Kapıları çarpmadan, gönülleri incitmeden yürümeyi yeniden öğrenmek dileğiyle… Sevgiyle kalın hoş kalın kıymetli okurlarım. Ve en önemlisi, insanların gönlünde kalabilin...
Ekleme Tarihi: 07 Mart 2026 -Cumartesi
Nisa Yeter Yılmazer

GÖNÜL KAPISI HAN DEĞİL, DERGÂHTIR!

 

Kıymetli okurlarım, gelin bugün biraz dertleşelim. Şöyle bir etrafınıza baksanıza; sizce de dünya biraz fazla gürültülü, biraz fazla sert bir yer olmaya başlamadı mı? Siz de fark ediyor musunuz bilmiyorum ama insan ilişkilerinde bir acelecilik, bir hoyratlık hâkim sanki. Her şey hızlı, her şey keskin. Kelimeler düşünülmeden söyleniyor, kalpler düşünülmeden kırılıyor...

Eskiden büyüklerimiz “edep” derdi ya… Hani o görünmeyen ama herkesin bildiği bir sınır vardı. İnsan konuşurken tartar, davranırken ölçerdi kendini. Şimdi ise sanki o ince çizgi silinmiş gibi. Saygı yerini sabırsızlığa, nezaket yerini kabalığa bırakmış. İnsanların birbirine tahammülü kalmadı, en ufak bir fikir ayrılığında sesler yükseliyor, kelimeler bir ok gibi savruluyor. Saygısızlığın "özgüven", kabalığın ise "dobralık" sanıldığı garip bir zamandan geçiyoruz.

Oysa unutulan bir hakikat var ki, insanın gönlü öyle herkesin girip çıkacağı bir yer değildir.

İşte kıymetli okurlarım tam bu noktada, o kadim hakikati hatırlatmak boynumuzun borcu: "Gönül kapısı han değil dergâhtır; oraya öyle patır kütür girip çıkılmaz, günahtır!"

Sizce de öyle değil mi kıymetli okurlarım? Hanlar, gelip geçici yolcuların, kim olduğu bilinmeyen yabancıların bir ya da birkaç gecelik konakladığı, sabah olunca da arkasına bakmadan çekip gittiği mekânlardır. Ama bir insanın kalbi, sizin canınız sıkıldığında uğrayıp ruhunuzu boşaltıp sonra da tozu dumana katarak terk edebileceğiniz bir kiralık oda değildir. Bir gönle girmek, bir mabede girmek gibidir; sessizlik ister incelik ister ve en önemlisi liyakat ister.

Şimdilerde ise kimse kapıyı çalma gereği duymuyor! Kimse "Müsait misin?" ya da "İncitir miyim?" diye, ne muhatabına ne de dönüp kendine sormuyor. Oysa bizim medeniyetimizde gönül, rastgele bir uğrak yeri değil, ilahi bir emanettir. Büyük Ozanımız ve Halk Şairi Yunus Emre, bu vurdumduymazlığa yüzyıllar öncesinden öyle bir mühür vurmuş ki, üzerine söz söylemek imkânsız:

"Gönül Çalab’ın tahtı,

            Çalab gönüle baktı.

            İki cihan bedbahtı,

              Kim gönül yıkar ise." / Yunus Emre

Bu dizelerde geçen “Çalab” kelimesi, Eski Anadolu Türkçesinde “Tanrı veya Rab/Allah” demektir.Bakın ne diyor Yunus; gönül kırmak sadece bir "iletişim hatası" değil, iki dünyada da insanı hüsrana uğratan manevi bir iflastır. Bir kalbi yıkmak, o kalbin asıl sahibine, yani Yaratıcı’ya karşı bir hürmetsizliktir.

“Patır kütür girmek” bir ruh istilası değil de nedir?

"Patır kütür" girmekten kastım sadece yüksek ses değil kıymetli okurlarım. Birini anlamadan yargılamak, sınırlarına saygı duymamak, kendi bencil arzularımız için bir kalbi meşgul edip işimiz bitince kapıyı çarpmak da bu tanıma giriyor. Kabalık, sadece dış dünyadaki bir davranış bozukluğu değil; aslında insanın kendi iç dünyasındaki bir çölleşmedir. İnsanlara olan tahammülümüzün azalması, aslında kendimize olan saygımızın azalmasından kaynaklanıyor olabilir mi?

Dergâhın Edebi Neydi Peki?

Hatırlayın, bir dergâha girerken nasıl ki baş eğilir, ses alçaltılır ve niyetler arındırılır; bir insanın dünyasına dahil olurken de aynı özen gösterilmelidir. Maddi dünyadaki her hatanın bir telafisi bulunur belki ama Yunus’un dediği gibi o "bedbaht" saflarına düşmemek için gönül yıkmamaya azami gayret gerek! Kırılan bir kalbin onarımı, yıkılan koca bir binanın inşasından çok daha zordur.

Dünya zaten yeterince yorucu! İhtiyacımız olan tek şey, birbirimizin gönlüne bir "ziyaretçi" gibi değil, bir "emanetçi" gibi bakabilmek. Unutmamalıyız ki; diller sustuğunda geriye kalan tek şey, bir başka ruhta bıraktığımız o zarif izdir. Kapıları çarpmadan, ruhları incitmeden yürümeyi yeniden öğrenmeliyiz.

Umarım bu satırlar, o kaybettiğimiz incelikleri biraz olsun hatırlamamıza vesile olur...

Çünkü kırılan bir kalbin tamiri gerçekten zordur. Bazen bir cümleyle kırılan gönül, yıllar geçse de eski hâline dönmez.Bir insanın hayatında bıraktığımız en kalıcı şey, söylediğimiz sözler değil… O kalpte bıraktığımız izdir.Kapıları çarpmadan, gönülleri incitmeden yürümeyi yeniden öğrenmek dileğiyle…

Sevgiyle kalın hoş kalın kıymetli okurlarım.

Ve en önemlisi, insanların gönlünde kalabilin...

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve adanayerelhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
islami chat islami sohbetler bizim mekan