Kıymetli okurlarım, hayat bazen insana eksik olduğunu fısıldar... Geç kaldığını, yalnız kaldığını, imkânsızlıkların içinde sıkıştığını söyler. Oysa eksik sandığımız şeyler, çoğu zaman ruhumuzun derinleştiği yerlerdir. İnsan en çok yarasından öğrenir; en çok beklerken olgunlaşır, en çok kaybettiğini sandığında kendini bulur.İnsanlık tarihi, gücü sadece kılıç kuşanmakta ya da tahtlara hükmetmekte arayan yanılmalarla doludur. Oysa gerçek güç; ruhun en derin sızılarında, toplumun "eksiklik" dediği boşluklarda ve yalnızlığın en koyusunda dimdik durabilmektir.
Toplumun ölçüleri nettir: Vaktinde evlenmek, çocuk sahibi olmak, maddi güvenceye ulaşmak, doğru insanlarla çevrili olmak… Bunların dışında kalan her durum, sanki bir başarısızlık gibi gösterilir. Hiçbirimiz bugünkü reklam filmlerindeki o "mutlu ve eksiksiz" hayatları yaşamadık değil mi? Aksine hepimiz farkında olmasak bile eksik sandığımız yerlerden filizlendik...
Hâlbuki tarihimiz ve inancımız, bize başka bir hakikati fısıldadı:
Kusursuz bir yol yoktur; anlamlı bir duruş vardır!
Hz. Meryem, yalnızlığın en derin hâlini yaşadı. Hz. Meryem, kadının "kimsesiz" kaldığında bile ne kadar devleşebileceğinin en büyük örneği oldu. Yanında bir eşi, sığınacak bir omuz desteği yoktu. Üstelik toplumun en ağır ithamlarıyla, yani namusuna sürülen lekelerle sınandı. Onun gücü, kalabalıkların gürültüsünde değil, sessizce mucizesine sarılmasındaydı. Hz. Meryem bize şunu öğretir: Dünya seni yalnız bıraksa da hakikat seninleyse sen aslında en kalabalık ordulardan daha güçlüsün. İnsan bazen en büyük hakikati, en büyük yalnızlıkta taşır. Yalnızlık, eğer inançla yoğrulursa zayıflık değil, içsel bir güç kaynağı olur.
Kıymetli okurlarım toplumun kadına biçtiği en temel rollerden biri anneliktir. Hz. Aişe’nin evladı olmadı; ancak o, zekâsı, hafızası ve ilmiyle bir medeniyetin inşasına tuğla koydu. Onun hayatı fısıldar ki: Bir kadının üretkenliği sadece biyolojik değildir; bir zihin binlerce evladın yolunu aydınlatabilir.Hatta bilgisiyle, hafızasıyla, öğreticiliğiyle asırlarca sürecek bir miras bırakır. Annelik sadece bir bedensel bağ değil, bir gönül bağının da adıdır. Kimi kadın bir çocuğu büyütür, kimi bir toplumu...
Günümüzde "geç kalmışlık" hissi bir pranga gibi ayaklarımıza dolanıyor. Hz. Hatice, hayatının merkezine koyacağı o büyük aşkı ve desteği ancak kırk yaşında buldu. Ne acele etti ne de değerinden ödün verdi. O, bekleyişin bir kayıp değil, doğru ruhu bulmak için bir hazırlık evresi olduğunu kanıtladı. Doğru insan, senin geç kaldığını sandığın değil, hazır olduğun anda karşına çıkandır.
Hz.Hatice'nin kırk yaşında evlenmesi geç kalmışlık değil, olgunlaşmış bir vaktin gelişi idi. Beklemek bazen kayıp gibi görünür ama aslında insanı hak ettiği karşılaşmaya hazırlar. Her şeyin bir vakti vardır ve o vakit, başkalarının takvimine göre değil, kaderin saatine göre işler.
Hz.Fatıma, maddi imkânsızlıklar içinde yaşadı. Ellerinde nasır, evinde yokluk vardı. Fakat onun asaleti, sahip olduklarından değil, sabrından geliyordu. Yokluk insanı küçültmez, insan yokluğun içinde küçülürse asıl o zaman kaybeder.
Kıymetli okurlarım belki de en ağır sınav Hz.Asiya’nınkiydi... Saraylarda yaşamasına rağmen, kalbiyle taban tabana zıt bir zalimle, Firavun ile evliydi. "Yanlış insanların içinde kalmak!" tabirinin tarihteki karşılığıydı o. Fakat ruhunu eşine teslim etmedi. En zorlu çatının altında bile kendi içindeki kutsal mabedi korudu. Çevrendeki karanlık ne kadar koyu olursa olsun, içindeki ışığı söndürmediğin sürece o karanlık sana zarar veremez. Kuşkusuz bu, yanlış insanın yanında doğru kalabilmenin sembolü! Bize şunu hatırlattı: Çevremiz karanlık olabilir ama içimizdeki ışığı söndürmedikçe yolumuzu kaybetmeyiz!
Bu isimlerin hiçbiri “kusursuz” bir hayata sahip değildi. Ama hepsi kusurların içinden bir anlam çıkardı. Çünkü insanı yücelten şey, başına gelenler değil, başına gelenlere karşı aldığı tavırdır.
Belki bugün sen de geciktiğini düşünüyorsun. Belki yalnızsın, belki maddi sıkıntı içindesin ya da kalbini yoran insanların arasındasın. Ama unutma: Toprağın altında kalan tohum da karanlıktadır. Çürüdüğünü sanırsın; oysa filizlenmeye hazırlanmaktadır. Eksik sandığın yer, belki de seni büyüten yerdir. Sabır, sadece beklemek değil; beklerken umudu koruyabilmektir. İnanç; sadece inanma eylemi değil, karanlıkta da yönünü kaybetmemektir. Ve insan, en çok sabrettiği yerden yükselir.
Kıymetli okurlarım sevgiyle kalın, hoş kalın ve daima güçlü kalın...