Ankara’nın Kızılay’ı varsa, Adana’nın da Ziyapaşa–Gazipaşa’sı var. İkisi de şehirlerin kalbi, ikisi de “Bir işim vardı.” deyip saatlerce kalınan yerler. Ama karakterler… İşte orada yollar ayrılıyor.
Kıymetli okurlarım, Ankara Kızılay’ı ile Adana’mızın Ziyapaşa-Gazipaşa’ları birbirlerine ne kadar benziyor ya da hangi özellikleriyle birbirlerinden ayrılıyor gelin birlikte inceleyelim…
Ankara Kızılay’ı:
Devlet dairesi gibi başlar, insanı sorgulatır. Kalabalıklığı, karşıdan karşıya geçerken dahi pek çok milletten bireyle aynı anda toplu halde karşıya varabilme telaşı, soğuğu ve daha neleri…
Kızılay’a giren insanın omuzları otomatik düşer. Ceket iliklenir, yüz ifadesi, “Ben buraya bir iş için geldim.” moduna geçer. Herkesin bir yere yetişmesi gerekir ama kimse tam olarak nereye gittiğini kestiremeyebilir.
Bir de Kızılay’da yürüyorsan ciddi yürürsün. Gülmek ayıp olmasa da yüksek sesle konuşmak şüphe uyandırabilir.
Kızılay insanı şöyle sorar:
“Metrodan mı gitsem, otobüs mü kullansam, yoksa hayat beni nereye sürüklerse mi?”
Adana Ziyapaşa–Gazipaşa:
İşte burası Ankara Kızılay’ının sıcağa maruz kalmış hâli.
Adana’da merkez dediğin yerde insanlar acele etmez, çünkü zaten sıcaktır. Ziyapaşa’da yürüyen adam yürümez, salınır.
Ankara Kızılay’da simit-çay varsa, Adana Kızılay’ında şalgam–ciğer ruhu vardır.
Adana merkezinde biri sana yaklaşırsa, “Abi bir dakikanı alabilir miyim?” demez.
Direkt olarak söyleyeceği konuya girer:
“Gel bir çay içek!” gibi mesela.
Kıyafet Yönetmeliği
Ankara Kızılay: Mont + ceket + hayat yorgunluğu
Adana Kızılay: Tişört + ter + özgüven
Ses Seviyesi Karşılaştırması
Ankara Kızılay: İç monolog şehri
Adana Kızılay: Dış monolog festivali
Ortak Nokta
İkisinde de:“Bir yere gidelim!” deyip gidilmez. “Bir bakıp çıkacağız!” denir ama genelde yapılmaz. Yani ikisinde de kısaca merkezde işin bitmez, uzar da uzar…
Sonuç
Bir insan vücudundaki hayati organlarımız gibidirler:
Ankara Kızılay, aklı temsil ederken Adana’nın Kızılay’ı (Ziyapaşa–Gazipaşa) kalbi temsil eder.
Biri, “İşimiz var!” der,diğeri “Hallederiz!” der.
Ama ikisi de bu şehirlere ilk defa gelenlere şunu öğretir:
Şehir dediğin yer, merkezinde yaşanır, geri kalanı sadece mahalledir. E bir insan vücudunda kalp de akıl da birbirlerine yaşam için sonsuz ihtiyaç duyduklarına göre ne kalpsiz olur ne akılsız…
Şehirler farklı olsa da bütünde bildiğiniz gibi biz, bize benzeriz kıymetli okurlarım. Bazen asi, bazen sakin… Bazen samimi, bazen su gibi durgun… Bazen kalabalık, bazen tenha… Ama her yerde cana yakın, her yerde misafirperver! Sevgiyle kalın kıymetli okurlarım…