Kıymetli okurlarım, geçtiğimiz günlerde, uzun zamandır fırsat bulamadığım için gidemediğim bir özlemimi giderdim ve ata bindim. O asil sırtın üzerinde, rüzgâr yüzüme çarparken düşündüm; her gün binbir türlü dertten, tasadan, siyasetten bahsediyoruz. Ama aslında biraz da atlardan bahsedelim istedim bu hafta. O muazzam ihtişamdan, bakmaya doyamadığımız o eşsiz güzellikten konuşalım… Ve hissettirdiği o eşsiz özgürlük hissinden…
Kıymetli okurlarım, bazı güzellikler vardır ki insanın ruhunu dinlendirir. Kaslarının her hareketi bir şiir gibi olan, yeleleri rüzgârla dans eden bu canlılar, yaradılışın en vakur tablosudur sanki. Biz Türkler için at, sadece bir canlı değil, binlerce yıllık bir kader arkadaşıdır. Biliyor musunuz, eskiden Türkler ona ne güzel dermiş: “Hürkuş!” Gökyüzünde süzülen bir kuş kadar hür…Yeryüzünü titretecek kadar güçlü olduğu için ata, bu ismi vermişler.
Bildiğiniz gibi bizler, at sırtında doğan, at sırtında tarih yazan bir milletiz. Diğer yandan tarihimize şöyle bir baktığımızda; atı olmayan bir kahraman göremeyiz. Türk ordusunun temellerini atan, disipliniyle dünyaya diz çöktüren büyük hakanımız Mete Han'ı düşünün... O, atı öyle kutsal saymış, öyle bağrına basmıştır ki;Mete Han’ın o meşhur ıslıklı okları, rüzgârla yarışan atlarının üzerinde dünyayı titretmişti.
Ve elbette“Gazi Mustafa Kemal Atatürk…” Kıymetli okurlarım, onun Sakarya adlı atının üzerindeki o mağrur duruşunu hatırlayın… Kurtuluş Savaşı’nın o en zorlu günlerinde, cepheden cepheye o asil sırtın üzerinde koştururken, aslında bir milletin kaderini de o nalların üzerinde taşıyordu. Atatürk’ün bir atla olan o gönül bağı, o asil bakışı bize şunu anlatır: At, binicisinin ruhunu anlar. Binicisi cesursa, at da devleşir; binicisi kararlıysa, at da menzile varır!
Günümüzde artık at sırtında yapılan savaşlar olmasa da hatta hiçbir savaş olmasın temennimizle birlikte;binicilik de sadece bir spor değil, bir sanattır, demek istiyorum. Yağız atın karasında asaleti, Kır atın beyazında saflığı, Doru’nun zarafetini izlemek bile ruhu doyurur. Atın o asil ruhuna dokunmak, onun özgürlüğünü paylaşmak insana dünyaları verir. Bugün beton binalar arasında sıkışmış olabiliriz ama ne zaman bir at görsek, içimizdeki o eski göçebe ruhu, o hür yaşama isteği yeniden kıpırdar.
Kıymetli okurum, hayatın tüm koşturmacası içinde senin de muradın, bir atın asaleti ve hızıyla sana gelsin. Ruhun hep o "Hürkuş"lar gibi özgür kalsın…
Sevgi ile kalın, hoş kalın.