Kudret Yılmazer
Köşe Yazarı
Kudret Yılmazer
 

24 SAATİ KİM ÇALDI?

  Kıymetli okurlarım, bugün size modern dünyanın en popüler yalanından bahsetmek istiyorum. Hayır, "Pazartesi diyete başlıyorum!" değil.Ondan daha havalı, daha "meşgul adam" kokan o meşhur cümle: “Vaktim yok!” Yolda yürürken diyelim biriyle karşılaşıyoruz, hâl hatır sormadan önce "Hiç sorma, çok yoğunum!" demeye başlıyoruz... “Merhaba!” demek yerine "Vaktim dar!" demeyi bir statü göstergesi sanıyoruz. Sanırsınız hepimizin cebinde atom saati var da bir saniye fazla kaçınca evren infilak edecek! Eskiden günler daha mı uzundu, yoksa güneş mi daha nazlı batardı bilmem. Büyüklerimiz anlatır ya; çay demlenir, komşu gelir, dünya meseleleri çözülür, üstüne bir de meyve soyulurdu. Şimdi biz, çayın demlenmesini beklerken telefonda birkaç tane "reels videosu" izleyip, "Vaktim boşa gidiyor!" diye strese giriyoruz. Kıymetli okurlarım, kabul edelim; biz zamanı yaşamıyoruz, onu bir nevi blenderdan geçirir gibi yapmaya çalışıyoruz. Sabah gözümüzü açar açmaz telefona sarılıp uyurken bile çoktan gelmiş olan bildirimlerleilgileniyoruz. Sonra da "Kendime zaman ayırmam lazım!" diyoruz. Ama o "kendine zaman ayırma" anını bile takvime öyle bir işliyoruz ki, sanki yoga yapmak değil de bürokratik bir işlem yapacakmışız gibi geriliyoruz. "Saat 19.00: Mutlu ol!" E, hadi ol bakalım olabiliyorsan... İşin bir diğer trajikomik yanıysa, şarjımız bitince dünyamız başımıza yıkılıyor! Eskiden "Akşam oldu, eve dönelim!" derdik; şimdi "Yüzde bire düştüm, priz bulun bana!" diye feryat ediyoruz. Günün bitişini güneşin batışından değil, telefonun ekran parlaklığının azalmasından anlıyoruz... Zaman bize küsmesin ve de bizimle oynamasın da ne yapsın? Bir arkadaşınızla konuşurken sürekli saatinize baksanız o arkadaş size bir daha uğrar mı? Zaman da öyle; biz ona bakmadıkça o da bize yüzünü göstermiyor, arkasına bakmadan kaçıp gidiyor… Yani gelip geçiyor yanımızdan, çoğumuz da sadece seyrediyoruz… Aynı anda her şeyi yapma cesaretimiz ve coşkumuz ise ayrı bir trajikomik yan değil mi? Kahve içerken mail cevaplamak, mail atarken arkada yemek pişirmek, o sırada bir de "Acaba hayatımın amacı ne?" diye düşünmek... Beynimiz sanki birer açık büfe, ama kapasitemiz belli. Sonuç? "Yetişemiyorum!" Tabii yetişemezsin azizim; aynı anda üç farklı şeritte koşmaya çalışırsan kondisyonun yetmez, desek mi artık birbirimize? Peki, nedir bunun formülü? Aslında çok basit ama bir o kadar da dürüst bir cevap: "Vaktim yok" yerine bazen "Şu an önceliğim bu değil" demeyi denemek. Mesela; "Spor yapmaya vaktim yok!" demiyoruz aslında, "Şu an koltukta oturup tavanı izlemek daha cazip geliyor!" diyoruz. Gelin bu hafta bir değişiklik yapalım! Çayı gerçekten içelim (şeker kullanmayanlar için o meyve aromasıyla tadını çıkararak tabii!), yürürken sadece adımlarımızı saymayalım, kuşlara da bir selam verelim! Nitekim zaman, biz ona değer verdiğimizde yavaşlar! Unutmayın kıymetli okurlarım; bizler, "Vaktim yok!" diye hayıflanırken, o beklediğimiz zaman aslında kapının önünde bizleri bekliyor. Sadece içeri girmek için bizim bir an da olsa durmamızı bekliyor… Sevgiyle kalın kıymetli okurlarım...
Ekleme Tarihi: 02 Nisan 2026 -Perşembe
Kudret Yılmazer

24 SAATİ KİM ÇALDI?

 

Kıymetli okurlarım, bugün size modern dünyanın en popüler yalanından bahsetmek istiyorum. Hayır, "Pazartesi diyete başlıyorum!" değil.Ondan daha havalı, daha "meşgul adam" kokan o meşhur cümle: “Vaktim yok!”

Yolda yürürken diyelim biriyle karşılaşıyoruz, hâl hatır sormadan önce "Hiç sorma, çok yoğunum!" demeye başlıyoruz... “Merhaba!” demek yerine "Vaktim dar!" demeyi bir statü göstergesi sanıyoruz. Sanırsınız hepimizin cebinde atom saati var da bir saniye fazla kaçınca evren infilak edecek!

Eskiden günler daha mı uzundu, yoksa güneş mi daha nazlı batardı bilmem. Büyüklerimiz anlatır ya; çay demlenir, komşu gelir, dünya meseleleri çözülür, üstüne bir de meyve soyulurdu. Şimdi biz, çayın demlenmesini beklerken telefonda birkaç tane "reels videosu" izleyip, "Vaktim boşa gidiyor!" diye strese giriyoruz.

Kıymetli okurlarım, kabul edelim; biz zamanı yaşamıyoruz, onu bir nevi blenderdan geçirir gibi yapmaya çalışıyoruz. Sabah gözümüzü açar açmaz telefona sarılıp uyurken bile çoktan gelmiş olan bildirimlerleilgileniyoruz. Sonra da "Kendime zaman ayırmam lazım!" diyoruz. Ama o "kendine zaman ayırma" anını bile takvime öyle bir işliyoruz ki, sanki yoga yapmak değil de bürokratik bir işlem yapacakmışız gibi geriliyoruz. "Saat 19.00: Mutlu ol!" E, hadi ol bakalım olabiliyorsan...

İşin bir diğer trajikomik yanıysa, şarjımız bitince dünyamız başımıza yıkılıyor! Eskiden "Akşam oldu, eve dönelim!" derdik; şimdi "Yüzde bire düştüm, priz bulun bana!" diye feryat ediyoruz. Günün bitişini güneşin batışından değil, telefonun ekran parlaklığının azalmasından anlıyoruz... Zaman bize küsmesin ve de bizimle oynamasın da ne yapsın? Bir arkadaşınızla konuşurken sürekli saatinize baksanız o arkadaş size bir daha uğrar mı? Zaman da öyle; biz ona bakmadıkça o da bize yüzünü göstermiyor, arkasına bakmadan kaçıp gidiyor… Yani gelip geçiyor yanımızdan, çoğumuz da sadece seyrediyoruz…

Aynı anda her şeyi yapma cesaretimiz ve coşkumuz ise ayrı bir trajikomik yan değil mi? Kahve içerken mail cevaplamak, mail atarken arkada yemek pişirmek, o sırada bir de "Acaba hayatımın amacı ne?" diye düşünmek... Beynimiz sanki birer açık büfe, ama kapasitemiz belli. Sonuç? "Yetişemiyorum!" Tabii yetişemezsin azizim; aynı anda üç farklı şeritte koşmaya çalışırsan kondisyonun yetmez, desek mi artık birbirimize?

Peki, nedir bunun formülü? Aslında çok basit ama bir o kadar da dürüst bir cevap: "Vaktim yok" yerine bazen "Şu an önceliğim bu değil" demeyi denemek. Mesela; "Spor yapmaya vaktim yok!" demiyoruz aslında, "Şu an koltukta oturup tavanı izlemek daha cazip geliyor!" diyoruz.

Gelin bu hafta bir değişiklik yapalım! Çayı gerçekten içelim (şeker kullanmayanlar için o meyve aromasıyla tadını çıkararak tabii!), yürürken sadece adımlarımızı saymayalım, kuşlara da bir selam verelim! Nitekim zaman, biz ona değer verdiğimizde yavaşlar!

Unutmayın kıymetli okurlarım; bizler, "Vaktim yok!" diye hayıflanırken, o beklediğimiz zaman aslında kapının önünde bizleri bekliyor. Sadece içeri girmek için bizim bir an da olsa durmamızı bekliyor…

Sevgiyle kalın kıymetli okurlarım...

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve adanayerelhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
islami chat islami sohbetler bizim mekan çemberleme makinası kurumsal web dini chat