Kudret Yılmazer
Köşe Yazarı
Kudret Yılmazer
 

GİT İÇERİDEN PANTOLONUMU GETİR, CEBİNDE NE VARSA AL!

  Kıymetli okurlarım, yılın o malum günü geldi çattı! Mağazaların vitrinleri haftalar öncesinden "Babalar Günü’ne özel %50 indirimli gömlek ve kravatlar" ile doldu taştı. Bunlar tabii vitrinlere yansıyan… Peki, “baba” deyince aklımıza sizce de sadece bu “özel gün” indirimleri mi geliyor? Yalnızca bir günden ibaret olamayacak olan baba sevgisi elbette bu kadarla sınırlı değil! O yüzden biz bugün işin vitrin kısmını bir kenara bırakalım; hafta sonu gazetelerinin o tatlı eki tadında, biraz gülelim, biraz düşünelim ve en çok da o "sert görünümlü yufka yüreklilerin" dünyasına bir yolculuk yapalım… Değerli okurlarım, babalık aslında dünyanın en asil ve en az takdir gören olgularından biridir. Mesaileri ömür boyudur, maaşları ise sadece bir "Baba, sana bir şey sorabilir miyim?" cümlesindeki o gizli güvendir. Tabii bir de o meşhur finansal anlar vardır ki her evin değişmez tiyatrosu da diyebiliriz o anlara… Ne zaman bir harçlık istenecek olsa, babanın gözü televizyondan ayrılmadan o efsanevi replik dökülür dudaklarından: "Git, içeriden pantolonumu getir, cebinde ne varsa al!" İşte o pantolon cebi, çocukluğumuzun en gizemli, en bereketli hazine sandığıdır. O cebin derinliklerinde sadece bozuk paralar değil; babanın alın teri, emeği ve evladı için feda ettiği koca bir ömür saklıdır. Kıymetli okurlarım, kabul edelim ki annelerimiz başımızın tacı. Zaten evrende annelerin organize etme gücü, o bitmek bilmeyen şefkati ve terlik fırlatma yeteneği olmasa, muhtemelen insanlık tarihi çoktan sona ermişti. Anneler evi çekip çevirir, babalar ise o evin "gizli genel müdürü" gibi davranıp aslında her kararı anneye danışan sevimli figürlerdir. Anneler "Yemeğini ye!" der, babalar "Annen duymadan git şu çikolatayı ye!" diye, çocuksu ruhumuza suç ortaklığı yapabilir. Bizim evde öyleydi… Değerli okurlarım, bir de o klasik, asla değişmeyen baba ritüelleri vardır ki her hatırladığımızda tebessüm ettirir. Ve her birine ayrı ayrı hayran kalmamak elde değil! Örneğin,kışın ayazında açılan o kombilerle evin sıcaklığı yarım derece değişse anında hisseden o muazzam radarları, sanırım babalara özgü bir yetenek olmalı! Hele ki teknolojinin gözünü seveyim deyip hiçbir navigasyona güvenmeyerek bizi her defasında o bilindik "kestirme" yollardan dağ köylerine çıkaran inatları yok mu, hepsi de bu tatlı hikâyenin birer parçası. Aklıma gelmişken bir de her baba mı yapar; gözler tamamen kapalı, televizyon karşısında horlama başlamışken kumandaya dokunduğumuz an yükselen o; "Kapatma, gözlerimi dinlendiriyorum, izliyorum ben!" sesi ise adeta bir baba klasiğidir, baba göre. Baba deyince çok şey geliyor aklımıza, hele o soğuk memleketlerin kış aylarında yaşanan bir fedakârlık tablosu vardır ki içimizi her düşündüğümüzde ısıtır. Kara kış kapıya dayandığında, evlatları rahat etsin, bütçe sarsılmasın diye doğalgaz faturasından gizli bir tasarruf savaşı da başlatır babalar… Evin içinde üzerlerine kat kat hırkaları, yelekleri giyip otururlar da yine de renk vermezler. Odadakiler hafifçe ürperip "Baba, kombinin derecesini mi yükseltsek?" dediğinde, sırtındaki üç kat giysiye aldırmadan, o her zamanki mağrur ve dik duruşuyla; "Yoo, ne üşümesi? Ben hiç üşümüyorum, hava şahane, şahane!" derler. İşte o kat kat kıyafetlerin altında sakladıkları şey, aslında evlat üşümesin diye kendini feda eden kocaman bir yürektir. Değerli okurlarım, işin eğlencesi bir yana, babalık omzundaki yük ne kadar ağır olursa olsun, eve girdiğinde o ceketi kapıya asarken dertleri de dışarıda bırakabilme sanatıdır, bana göre. Bir çocuk için baba; arkasında duran, asla yıkılmayacağını bildiği bir çınar ağacıdır. Hayatın sert rüzgârları estiğinde, gidip gölgesine sığınabileceğiniz, size; "Korkma, ben arkandayım!" diyen o güven duygusudur. Bugün birçoğumuz büyüdük, belki kendi ayaklarımızın üzerinde duruyoruz. Ama itiraf edelim; kaç yaşına gelirsek gelelim, başımız sıkıştığında arayacağımız ilk numaranın rehberde "Babam" diye kayıtlı olması, bu dünyadaki en büyük lükstür. Tabii arayan numaranın da “Babam” diye ekranda görünmesi de… Onların kıymetini yaşarken bilmek, o nasırlı elleri sıkıca tutmak, "Seni seviyorum" diyebilmek ise paha biçilemez… Bu pazar günü herkes için aynı neşeyle geçmiyor, bazılarımızın yüreğinde derin bir sızı var. Vitrinlerdeki o ilanlara bakarken, içinden sessizce bir özlem çekenler, babasının kokusunu sadece hatıralarda arayanlar var. Çünkü bazı babalar, çocuklarının hayatında bir kere bile gölgesini eksik etmemiş o koca çınarlar, gün gelir gökyüzüne taşınırlar. Onlar gidince evdeki o güven kokusu, o babacan ses biraz eksilir ama bıraktıkları sevgi ve öğrettikleri dik duruş asla kaybolmaz. Değerli okurlarım, işte tam da bu yüzden, bu anlamlı günde yüreğimin en derin köşesinden gökyüzüne sonsuz bir sevgi ve özlem gönderiyorum. Hayat rehberim, arkamdaki o dağ gibi duran gücüm, canım babam,“Selamet Yılmazer’i rahmetle, minnetle ve dinmeyen bir özlemle anıyorum. Mekânı cennet, ruhu şad olsun... Naçizane tavsiyem; eğer yanı başınızdaysa bu pazar o çınar ağacına sıkıca sarılın. Kumandayı ona bırakın, en sevmediğiniz belgeseli bile onunla izleyin. Tüm babaların ve yüreğinde baba şefkati taşıyanlarınBabalar Günü kutlu olsun! Sevgiyle kalın, hoş kalın okurlarım...
Ekleme Tarihi: 16 Haziran 2026 -Salı
Kudret Yılmazer

GİT İÇERİDEN PANTOLONUMU GETİR, CEBİNDE NE VARSA AL!

 

Kıymetli okurlarım, yılın o malum günü geldi çattı! Mağazaların vitrinleri haftalar öncesinden "Babalar Günü’ne özel %50 indirimli gömlek ve kravatlar" ile doldu taştı. Bunlar tabii vitrinlere yansıyan… Peki, “baba” deyince aklımıza sizce de sadece bu “özel gün” indirimleri mi geliyor?

Yalnızca bir günden ibaret olamayacak olan baba sevgisi elbette bu kadarla sınırlı değil! O yüzden biz bugün işin vitrin kısmını bir kenara bırakalım; hafta sonu gazetelerinin o tatlı eki tadında, biraz gülelim, biraz düşünelim ve en çok da o "sert görünümlü yufka yüreklilerin" dünyasına bir yolculuk yapalım…

Değerli okurlarım, babalık aslında dünyanın en asil ve en az takdir gören olgularından biridir. Mesaileri ömür boyudur, maaşları ise sadece bir "Baba, sana bir şey sorabilir miyim?" cümlesindeki o gizli güvendir. Tabii bir de o meşhur finansal anlar vardır ki her evin değişmez tiyatrosu da diyebiliriz o anlara… Ne zaman bir harçlık istenecek olsa, babanın gözü televizyondan ayrılmadan o efsanevi replik dökülür dudaklarından: "Git, içeriden pantolonumu getir, cebinde ne varsa al!" İşte o pantolon cebi, çocukluğumuzun en gizemli, en bereketli hazine sandığıdır. O cebin derinliklerinde sadece bozuk paralar değil; babanın alın teri, emeği ve evladı için feda ettiği koca bir ömür saklıdır.

Kıymetli okurlarım, kabul edelim ki annelerimiz başımızın tacı. Zaten evrende annelerin organize etme gücü, o bitmek bilmeyen şefkati ve terlik fırlatma yeteneği olmasa, muhtemelen insanlık tarihi çoktan sona ermişti. Anneler evi çekip çevirir, babalar ise o evin "gizli genel müdürü" gibi davranıp aslında her kararı anneye danışan sevimli figürlerdir. Anneler "Yemeğini ye!" der, babalar "Annen duymadan git şu çikolatayı ye!" diye, çocuksu ruhumuza suç ortaklığı yapabilir. Bizim evde öyleydi…

Değerli okurlarım, bir de o klasik, asla değişmeyen baba ritüelleri vardır ki her hatırladığımızda tebessüm ettirir. Ve her birine ayrı ayrı hayran kalmamak elde değil! Örneğin,kışın ayazında açılan o kombilerle evin sıcaklığı yarım derece değişse anında hisseden o muazzam radarları, sanırım babalara özgü bir yetenek olmalı! Hele ki teknolojinin gözünü seveyim deyip hiçbir navigasyona güvenmeyerek bizi her defasında o bilindik "kestirme" yollardan dağ köylerine çıkaran inatları yok mu, hepsi de bu tatlı hikâyenin birer parçası. Aklıma gelmişken bir de her baba mı yapar; gözler tamamen kapalı, televizyon karşısında horlama başlamışken kumandaya dokunduğumuz an yükselen o; "Kapatma, gözlerimi dinlendiriyorum, izliyorum ben!" sesi ise adeta bir baba klasiğidir, baba göre.

Baba deyince çok şey geliyor aklımıza, hele o soğuk memleketlerin kış aylarında yaşanan bir fedakârlık tablosu vardır ki içimizi her düşündüğümüzde ısıtır. Kara kış kapıya dayandığında, evlatları rahat etsin, bütçe sarsılmasın diye doğalgaz faturasından gizli bir tasarruf savaşı da başlatır babalar… Evin içinde üzerlerine kat kat hırkaları, yelekleri giyip otururlar da yine de renk vermezler. Odadakiler hafifçe ürperip "Baba, kombinin derecesini mi yükseltsek?" dediğinde, sırtındaki üç kat giysiye aldırmadan, o her zamanki mağrur ve dik duruşuyla; "Yoo, ne üşümesi? Ben hiç üşümüyorum, hava şahane, şahane!" derler. İşte o kat kat kıyafetlerin altında sakladıkları şey, aslında evlat üşümesin diye kendini feda eden kocaman bir yürektir.

Değerli okurlarım, işin eğlencesi bir yana, babalık omzundaki yük ne kadar ağır olursa olsun, eve girdiğinde o ceketi kapıya asarken dertleri de dışarıda bırakabilme sanatıdır, bana göre. Bir çocuk için baba; arkasında duran, asla yıkılmayacağını bildiği bir çınar ağacıdır. Hayatın sert rüzgârları estiğinde, gidip gölgesine sığınabileceğiniz, size; "Korkma, ben arkandayım!" diyen o güven duygusudur. Bugün birçoğumuz büyüdük, belki kendi ayaklarımızın üzerinde duruyoruz. Ama itiraf edelim; kaç yaşına gelirsek gelelim, başımız sıkıştığında arayacağımız ilk numaranın rehberde "Babam" diye kayıtlı olması, bu dünyadaki en büyük lükstür. Tabii arayan numaranın da “Babam” diye ekranda görünmesi de… Onların kıymetini yaşarken bilmek, o nasırlı elleri sıkıca tutmak, "Seni seviyorum" diyebilmek ise paha biçilemez…

Bu pazar günü herkes için aynı neşeyle geçmiyor, bazılarımızın yüreğinde derin bir sızı var. Vitrinlerdeki o ilanlara bakarken, içinden sessizce bir özlem çekenler, babasının kokusunu sadece hatıralarda arayanlar var. Çünkü bazı babalar, çocuklarının hayatında bir kere bile gölgesini eksik etmemiş o koca çınarlar, gün gelir gökyüzüne taşınırlar. Onlar gidince evdeki o güven kokusu, o babacan ses biraz eksilir ama bıraktıkları sevgi ve öğrettikleri dik duruş asla kaybolmaz.

Değerli okurlarım, işte tam da bu yüzden, bu anlamlı günde yüreğimin en derin köşesinden gökyüzüne sonsuz bir sevgi ve özlem gönderiyorum. Hayat rehberim, arkamdaki o dağ gibi duran gücüm, canım babam,“Selamet Yılmazer’i rahmetle, minnetle ve dinmeyen bir özlemle anıyorum. Mekânı cennet, ruhu şad olsun...

Naçizane tavsiyem; eğer yanı başınızdaysa bu pazar o çınar ağacına sıkıca sarılın. Kumandayı ona bırakın, en sevmediğiniz belgeseli bile onunla izleyin. Tüm babaların ve yüreğinde baba şefkati taşıyanlarınBabalar Günü kutlu olsun! Sevgiyle kalın, hoş kalın okurlarım...

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve adanayerelhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
islami chat islami sohbetler bizim mekan çemberleme makinası kurumsal web dini chat