Kıymetli okurlarım, geçtiğimiz günlerde bir sokak röportajına rastladım. Soru şu şekildeydi: "Sizce de zaman hızlı mı geçiyor?"
Evet, zaman çok mu çabuk geçiyor? Kimi insan diyor ki koronadan sonra zaman çok hızlı geçmeye başladı. Zaman algımız değişti. Sanki gün 24 saat değil de daha kısa süreymiş gibi geliyor. Günler haftaları kovalıyor, haftalar ayları, aylar yılları kovalıyor ama bildiğiniz kovalıyor… Yani son sürat koşma gibi düşünelim. Hani millî sporcular koşuyor ya 100 metre sprint koşusu gibi düşünelim.
Peki zaman gerçekten öyle mi? Bence de kıymetli okurlarım, zaman gerçekten hızlı geçiyor. İçinde bulunduğumuz şartlara, durumlara göre geçiyor bence zaman. Yani 24 saat, herkesin aynı 24 saati değil. Mesela okula giden bir öğrencinin okul dönemi çok yavaş geçiyor, yaz tatil dönemi çok hızlı geçiyor. Çalışanlar için hafta sonları izinliyse eğer çok hızlı geçiyor, hafta içi ise bir türlü geçmek bilmiyor. Yani demek istediğim, bireylerin yaşadıkları ana göre zaman geçiyor.
Bunların yanı sıra şöyle bir baktığımızda 2014 yılı, 2020 yılı, 2022 yılı çok yakın bir tarih gibi gelir. Hâlbuki 2030 yılı, 2018 yılından daha yakın. Gerçekten ben de buna inanıyorum, hani koronadan önce mi sonra mı orayı belki kestiremiyorum ama zamanın daha hızlı geçtiğine inananlardanım. Belki bir yaşla alâkası vardır, belki çalışma koşulları ya da hayat şartlarıyla alâkası vardır ama zaman gerçekten hızlı geçiyor. Zaman geçiyor da aslında önemli olan; zamanın nasıl geçtiği değil, zamanı nasıl verimli kullanabildiğimizdir.
Zaman algısının kişiden kişiye ve duruma göre nasıl değiştiğine dair şöyle tatlı bir anı anlatılır:
> Adamın biri, zamanın göreceliğiyle ilgili teoriler üreten meşhur bir bilgeye şöyle sormuş:
"Hocam bu 'zamanın hızlı veya yavaş geçmesi' dedikleri şey tam olarak nedir?"
> Bilge gülümsemiş:
"Çok basit sevgili dostum! Elini kızgın bir sobanın üzerine koy, bir dakika, sana bir saat gibi gelir. Ama güzel ve hoş sohbet bir dostunla oturup sohbet et, bir saat, sana bir dakika gibi gelir. İşte zamanın göreceliği tam olarak böyledir!"
Sözün özü; akıp giden takvim sayfalarını durdurmaya gücümüz yetmiyor belki ama o sayfaların içini nasıl dolduracağımız tamamen bizim elimizde.
Meşhur yazar Mignon McLaughlin’in de dediği gibi: "Zamanın azlığından şikâyet ederiz ama aslında sorun zamanın azlığı değil, onu nasıl kullandığımızdır."
Hayatı, anı yaşayarak, sevdiklerimizle verimli ve dolu dolu geçirmek dileğiyle...
Sevgiyle kalın, hoş kalın kıymetli okurlarım!