Nisa Yeter Yılmazer
Köşe Yazarı
Nisa Yeter Yılmazer
 

KARANLIĞA YAKILAN 1000 YILLIK MUM, İBN SİNA SESİ

“Hiç kimse görmek istemeyen kadar kör olamaz.” /İbn Sina   Kıymetli okurlarım, şimdi sizlerden bir ricam olacak. Bu sözü tekrar okuyun ve sonra gözlerinizi kapatın. Bir an düşünün. Yaşamımız boyunca kaç kez gözümüzün önündeki hakikate sırtımızı döndük? Kaç kez öğrenmekten, çabalamaktan ya da kendi içimizdeki o potansiyeli görmekten kaçındık? Ya da kaç kez çıkarlarımızı, sevgimizi, nefretimizi, öfkemizi bir kenara bırakıp hakikati görebilecek cesareti yakaladık? Oysa tarih, gözlerini gerçeğe kapatmayanların, karanlığa bir mum yakmaktan asla vazgeçmeyenlerin omuzlarında yükselir. Nitekim yine o büyük bilgenin dediği gibi: “Aklın ve sağduyunun sesi sessizdir ama en uzak mesafelerden duyulur.” En büyük çığlıklar sessiz çığlıklardır derim ben de… Bugün sizleri asırlar öncesinden günümüze kadar o süksesini hissettiren, Batı’nın Avicenna, Doğu’nun ise bilgeliğin zirvesi sayarak Şeyh El-Reîs dediği devasa bir efsaneyle; yani tabii ki İbn Sînâ ile buluşturmak istiyorum. Ama sadece bir tarih büstü olarak değil; nefesiyle, azmiyle ve taptaze ruhuyla aramızda sanki kanlı canlı yaşıyormuş gibi bir rehber olarak sizlerle buluşturmak istiyorum. Resmine bile saatlerce bakabildiğim, incelediğim bir bilge... Asırlar öncesinde yaşayan, bir yaşam mücadelesi veren, zindanlardan saraylara geçen bir ömür… Ne büyük çelişki değil mi? Zindandan saraylara geçmek... Buhara’nın Afşana köyünde doğan o küçük çocuk, daha 18’ine basmadan çağının tüm ilimlerini özümsemişti. Teknoloji bugünün teknolojisiyle kıyas bile yapılamaz. Kaynaklar kısıtlı, kütüphaneler kısıtlı... Ama bir çocuk 18’ine basmadan hem tıp dünyasının en ileri seviyesine gelebiliyor hem de internet bile olmadan devasa bir literatür taramasının zirvesine oturabiliyor. Ancak onu efsane kılan şey sadece dehası değildi; engeller karşısında sergilediği o sarsılmaz iradesiydi. İşte en büyük yer burası: İrade ve engeller karşısında dik durabilmek. İbn Sînâ’yı İbn Sînâ yapan bence burasıdır okurlarım. Sevgili okurlarım; siyasi çalkantıların, saray entrikalarının ve sürgünlerin ortasında geçen bir ömür düşünün... Kimi zaman at sırtında diyar diyar gezerken bir heybenin üstünde, kimi zaman da bir zindanın soğuk, o korkunç ve nemli duvarları arasında mum ışığında satırlar yazdı. Çok zor şartlar... Buna rağmen şikâyet etmedi, pes etmedi. Çünkü onun için bilgi sığınılacak en güvenli liman, akıl ise insanı her türlü karanlıktan çıkaracak en yüce aletti. İşte İbn Sînâ’yı İbn Sînâ yapan, insanlara bıraktığı bu mirastı. Yazdığı eser deyince aklıma ilk Tıbbın Kanunu kitabı yani El-Kanun fi't-Tıb gelir. 600 yıl boyunca Avrupa üniversitelerinde tıp dünyasının ana kaynağı olarak kabul edildi yazdığı kitap. 600 yıl neredeyse birçok doktorun, hatta binlerce doktorun doktoru olarak kabul edebilirim. Teşhisleri, karantina anlayışı ve insana bütüncül bakışıyla sadece bedenleri iyileştirmedi; aynı zamanda insan zihnini ve ruhunu da aydınlattı. Kitâbü'ş-Şifâ eseri de bunun en güzel kanıtıdır. Kıymetli okurlarım, hayatımıza ışık tutacak İbn Sînâ dersleri nedir biliyor musunuz? Yani İbn Sînâ’dan ne öğreneceğiz? Bugünün karmaşık dünyasında bu büyük bilgisinden alacağımız aslında o kadar çok şey var ki; tek tek madde madde sıralayamayız, yetmez, sayfalarımız yetmez, zamanımız yetmez. Ama birkaç yere dokunmak istiyorum:   Şartlarına Sığmayan Bir Bilgeydi: İnternetin, sınırsız kaynağın olmadığı, üstelik zindan ve sürgün şartlarında bile yazmayı başaran bir bilgenin izinde engelleri bahane etmekten vazgeçmemiz gerektiğini gösterir bize. Yani yaşadığımız şartlar, uğradığımız haksızlıklar ne olursa olsun bilgelikten, ilimden, irfandan, öğrenmekten vazgeçmeyin diyor bize hocamız İbn Sînâ… Körlüğü Tercih Etmeyin: Körlüğü tercih etmek, ne demek bu körlüğü tercih etmek? Yani diyor ki; içimizdeki potansiyeli, hakikati ve öğrenme arzusunu öfkemize veya konfor alanımıza kurban etmemeliyiz, diyor. Her zaman gözümüzü açık tutmalıyız diyor. Akıl ve Sağduyuyu Rehber Edinin Der İbn Sînâ: Ne demektir akıl ve sağduyuyu rehber edinmek? Yani gürültülü dünyada en uzağa ulaşan ses, aklın o sessiz ve derin sesidir.   İbn Sînâ bize gösteriyor ki gerçek başarı zorluklara rağmen dik durabilmek ve kendinden sonra gelen insanlığın yoluna bir ışık bırakabilmektir. Peki kıymetli okurlarım, biz kendi ışığımızı kendimiz yakabiliyor duyuz? Geleceğimize hangi ışığı tutuyoruz? Güzelce bir düşünelim… Sevgiyle kalın, hoş kalın. Sağlıcakla kalın, hoşça kalın ve daima ilimle, irfanla, bilgelikle kalın. Şartlarınız ne olursa olsun her zaman daha çok okuyalım, daha çok okuyalım, daha çok okuyalım…
Ekleme Tarihi: 10 Ekim 2026 -Cumartesi
Nisa Yeter Yılmazer

KARANLIĞA YAKILAN 1000 YILLIK MUM, İBN SİNA SESİ

“Hiç kimse görmek istemeyen kadar kör olamaz.” /İbn Sina

 

Kıymetli okurlarım, şimdi sizlerden bir ricam olacak. Bu sözü tekrar okuyun ve sonra gözlerinizi kapatın. Bir an düşünün. Yaşamımız boyunca kaç kez gözümüzün önündeki hakikate sırtımızı döndük? Kaç kez öğrenmekten, çabalamaktan ya da kendi içimizdeki o potansiyeli görmekten kaçındık? Ya da kaç kez çıkarlarımızı, sevgimizi, nefretimizi, öfkemizi bir kenara bırakıp hakikati görebilecek cesareti yakaladık? Oysa tarih, gözlerini gerçeğe kapatmayanların, karanlığa bir mum yakmaktan asla vazgeçmeyenlerin omuzlarında yükselir.

Nitekim yine o büyük bilgenin dediği gibi: “Aklın ve sağduyunun sesi sessizdir ama en uzak mesafelerden duyulur.”

En büyük çığlıklar sessiz çığlıklardır derim ben de… Bugün sizleri asırlar öncesinden günümüze kadar o süksesini hissettiren, Batı’nın Avicenna, Doğu’nun ise bilgeliğin zirvesi sayarak Şeyh El-Reîs dediği devasa bir efsaneyle; yani tabii ki İbn Sînâ ile buluşturmak istiyorum. Ama sadece bir tarih büstü olarak değil; nefesiyle, azmiyle ve taptaze ruhuyla aramızda sanki kanlı canlı yaşıyormuş gibi bir rehber olarak sizlerle buluşturmak istiyorum. Resmine bile saatlerce bakabildiğim, incelediğim bir bilge...

Asırlar öncesinde yaşayan, bir yaşam mücadelesi veren, zindanlardan saraylara geçen bir ömür… Ne büyük çelişki değil mi? Zindandan saraylara geçmek...

Buhara’nın Afşana köyünde doğan o küçük çocuk, daha 18’ine basmadan çağının tüm ilimlerini özümsemişti. Teknoloji bugünün teknolojisiyle kıyas bile yapılamaz. Kaynaklar kısıtlı, kütüphaneler kısıtlı... Ama bir çocuk 18’ine basmadan hem tıp dünyasının en ileri seviyesine gelebiliyor hem de internet bile olmadan devasa bir literatür taramasının zirvesine oturabiliyor.

Ancak onu efsane kılan şey sadece dehası değildi; engeller karşısında sergilediği o sarsılmaz iradesiydi. İşte en büyük yer burası: İrade ve engeller karşısında dik durabilmek. İbn Sînâ’yı İbn Sînâ yapan bence burasıdır okurlarım.

Sevgili okurlarım; siyasi çalkantıların, saray entrikalarının ve sürgünlerin ortasında geçen bir ömür düşünün... Kimi zaman at sırtında diyar diyar gezerken bir heybenin üstünde, kimi zaman da bir zindanın soğuk, o korkunç ve nemli duvarları arasında mum ışığında satırlar yazdı. Çok zor şartlar... Buna rağmen şikâyet etmedi, pes etmedi. Çünkü onun için bilgi sığınılacak en güvenli liman, akıl ise insanı her türlü karanlıktan çıkaracak en yüce aletti.

İşte İbn Sînâ’yı İbn Sînâ yapan, insanlara bıraktığı bu mirastı. Yazdığı eser deyince aklıma ilk Tıbbın Kanunu kitabı yani El-Kanun fi't-Tıb gelir. 600 yıl boyunca Avrupa üniversitelerinde tıp dünyasının ana kaynağı olarak kabul edildi yazdığı kitap. 600 yıl neredeyse birçok doktorun, hatta binlerce doktorun doktoru olarak kabul edebilirim. Teşhisleri, karantina anlayışı ve insana bütüncül bakışıyla sadece bedenleri iyileştirmedi; aynı zamanda insan zihnini ve ruhunu da aydınlattı. Kitâbü'ş-Şifâ eseri de bunun en güzel kanıtıdır.

Kıymetli okurlarım, hayatımıza ışık tutacak İbn Sînâ dersleri nedir biliyor musunuz? Yani İbn Sînâ’dan ne öğreneceğiz?

Bugünün karmaşık dünyasında bu büyük bilgisinden alacağımız aslında o kadar çok şey var ki; tek tek madde madde sıralayamayız, yetmez, sayfalarımız yetmez, zamanımız yetmez. Ama birkaç yere dokunmak istiyorum:

 

  • Şartlarına Sığmayan Bir Bilgeydi: İnternetin, sınırsız kaynağın olmadığı, üstelik zindan ve sürgün şartlarında bile yazmayı başaran bir bilgenin izinde engelleri bahane etmekten vazgeçmemiz gerektiğini gösterir bize. Yani yaşadığımız şartlar, uğradığımız haksızlıklar ne olursa olsun bilgelikten, ilimden, irfandan, öğrenmekten vazgeçmeyin diyor bize hocamız İbn Sînâ…
  • Körlüğü Tercih Etmeyin: Körlüğü tercih etmek, ne demek bu körlüğü tercih etmek? Yani diyor ki; içimizdeki potansiyeli, hakikati ve öğrenme arzusunu öfkemize veya konfor alanımıza kurban etmemeliyiz, diyor. Her zaman gözümüzü açık tutmalıyız diyor.
  • Akıl ve Sağduyuyu Rehber Edinin Der İbn Sînâ: Ne demektir akıl ve sağduyuyu rehber edinmek? Yani gürültülü dünyada en uzağa ulaşan ses, aklın o sessiz ve derin sesidir.

 

İbn Sînâ bize gösteriyor ki gerçek başarı zorluklara rağmen dik durabilmek ve kendinden sonra gelen insanlığın yoluna bir ışık bırakabilmektir.

Peki kıymetli okurlarım, biz kendi ışığımızı kendimiz yakabiliyor duyuz? Geleceğimize hangi ışığı tutuyoruz? Güzelce bir düşünelim…

Sevgiyle kalın, hoş kalın. Sağlıcakla kalın, hoşça kalın ve daima ilimle, irfanla, bilgelikle kalın. Şartlarınız ne olursa olsun her zaman daha çok okuyalım, daha çok okuyalım, daha çok okuyalım…

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve adanayerelhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.