Nisa Yeter Yılmazer
Köşe Yazarı
Nisa Yeter Yılmazer
 

FORMANIN ALTINDAKİ GALATASARAY, HORONUN ALTINDAKİ ÇIĞLIK!

  "Dağda belimde odun, beni ne hâle kodun Tarlada ırgat avrat, hanede hazır hatun... Bir uşak göbeğimde, altısı eteğimde Yedi bitirdi beni, anandaki o çene..."   Kıymetli okurlarım;Sezen Aksu’nun 1995 yılında yayımladığı o zamansız "Işık Doğudan Yükselir" albümünden esinlenerek kaleme alıyorum bu yazımı. Şarkı, Karadeniz’in o coşkulu ezgileri vehırçın ritmiyle harmanlanmış bir eser. Peki, bu şarkı özünde ne anlatıyor biliyor musunuz? Görünürde tempolu ve coşkulu bir Karadeniz Horonu havası taşısa da aslında özünde; ataerkil toplum yapısının kadının sırtına yüklediği o devasa, görünmez yüklerin hesabını soruyor... Geçtiğimiz günlerde kızımla yine parkta oynuyoruz. Yanımıza, kızımdan yaşça biraz büyük, 6 yaşlarında bir komşu kızı geldi. Üzerinde çubuklu bir Fenerbahçe forması var... Öyle bir futbol oynuyor ki gören erkek çocuklarına taş çıkarır! Gayriihtiyari gülümseyerek açtım kucağımı: "Ooo, futbolcu abla gelmiş! Hoş geldin Fenerbahçeli kız!" dedim. Beni çok sever, aramız çok tatlıdır. Yaklaştı, eğildi ve fısıltıyla o çocuksu ama ağır cümleyi kurdu. Aramızda geçen o diyaloğu olduğu gibi aktarmak istiyorum: "Nisa abla, sana bir sır vereyim mi?" "Tabii, ver bakalım..." "Benim üzerimde Fenerbahçe forması var ama... Ben Fenerbahçeli değilim, biliyor musun?" Şaşırdım: "Neden peki?" diye sordum. "Babam Fenerbahçeli olduğu için bu formayı giyiyorum. Ama ben aslında Galatasaraylıyım..." O an olduğum yere çakıldım kaldım. İşte dedim, kendi kendime... İşte dünyanın kadına daha çocukken yüklemeye başladığı o görünmez baskı! Sahi kıymetli okurlarım, kadın üzerindeki bu beklenti ambalajı 6 yaşında mı başlıyordu, yoksa beşikte mi? Ne kadar acı değil mi? 6 yaşında, pırıl pırıl, erkeklere taş çıkarırcasına futbol oynayan bir kız çocuğu; sırf babası öyle istiyor diye gönül verdiği takımı bile özgürce göğsünde taşıyamıyor! Üstelik tüm kalıpları kırmış, modern dünyayı yakalamış bilincin ve eğitimin hâkim olduğu bir yuvanın ortasında bile bu sessiz kabulleniş yaşanıyordu... İçimden bir şey koptu. Gözlerim doldu. Üzerinde Fenerbahçe formasıyla koşturan o küçük kız, aslında Galatasaraylıydı... Ve ben o an bir kez daha anladım ki kıymetli okurlarım; bu dünyada kadın olmak, daha altı yaşındayken kendi rengini saklayıp başkasının formasını giymekle başlıyordu. İşte tam o an aklıma Sezen Aksu’nun o muazzam şarkısı düşüverdi... Sezen Aksu, kadının tarladaki, evdeki ve aile içindeki sıkışmışlığını melodik bir ağıta dönüştürürken; ona horonun hırçın ritmiyle kendi sesini ve özgürlük alanını geri kazandırıyor. Şarkı, acıyı trajik bir ajitasyonla, melankoliyle anlatmıyor;aksine! Karadeniz insanına özgü o dik duran, ironik ve hınzır mizahla dışavuruyor. Baskı karşısında sinmek, kurbanı oynamak yerine; "Çatlasın kaynımgiller!" diyerek neşesini, kahkahasını ve horonunu bir protesto aracına dönüştürüyor! Tıpkı o parktaki küçük kızın, babasının formasını giyse de içindeki o gizli Galatasaray sevgisini koruyup o sahanın altını üstüne getirmesi gibi... Sormadan edemiyorum: Biz bu ataerkil zihniyetten hâlâ sıyrılamadık mı? Hayatta kuralların olması elbette güzeldir ama biz kural koyduğumuzu sanırken, farkında olmadan evlatlarımıza, kadınlarımıza ağır baskılar mı uyguluyoruz?   Bakın Sezen şarkıda ne diyor: "Bir uşak göbeğimde, altısı eteğimde..."   Aralıksız çocuk doğurma ve büyütme sorumluluğunun altında ezilen kadını çiziyor önce. Ardından ekliyor: "Yedi bitirdi beni, anandaki o çene..."   Burada da o bitmek bilmeyen aile içi beklentilere, gelin-kaynana baskılarına, hiç bitmeyen o "toplumsal rıza" çarkına dikkat çekiyor. Ama en can alıcı yeri neresi biliyor musunuz kıymetli okurlarım? Erken çalınan çocukluklarımızı anlattığı şu mısralar: "Bir bezden bebem vardı, bohçamda hayallerim... Kızlığım yarım kaldı, ben annemi isterim!"   Aksu, bu satırlarda kadınların henüz çocuk yaşta kendi hayallerini, kendi oyunlarını tamamlayamadan nasıl bir evlilik, kadınlık ve hizmet çemberinin içine itildiğini özetliyor. Günümüzde belki çocuk yaşta evlendirilen kız çocuklarımız yok. Ama ne yazık ki bu durum günümüzde biçim değiştirerek farklı bir baskıya dönüştü. Ailesinin istediği takımı tutmak zorunda kalmak, ailesinin istediği kursa gitmek, onların çizdiği sınırlar içinde nefes almaya çalışmak gibi... İşte tam da bu yüzden, günümüze de uyarlayabiliriz bu çığlığı. Yıl 2026 ve o yıl yani 1995 yılında yazılan bu şarkı hâlâ güncelliğini yitirmiyor demek ki! Belki o zaman bez bebekle oynayacağı yaşta eline gerçek bebek tutuşturulan kadınlar vardı; şimdi ise hayalleri bir bohçaya tıkılıp kapatılan tüm o sessiz kadınların, sessiz çığlığıdır bu... "Ben annemi isterim" feryadı, aslında "Ben kendi çocukluğumu, kendi seçimlerimi, kendi özgürlüğümü isterim!" demektir. Kıymetli okurlarım; ister tarlada odun taşıyan Karadenizli bir kadın olun, ister şehirde 6 yaşında bir kız çocuğu... Size biçilen rolleri, üzerinize giydirilen zoraki formaları yırtıp atın! Hayallerinizi bohçalara tıkmalarına, neşenizi çalmalarına izin vermeyin! Baskıya karşı sinmek bize yakışmaz! Gerekirse ezberleri bozacak, gerekirse çatlasın kaynımgiller deyip kendi horonumuzu tepeceğiz! Çünkü bu hayat bizim ve biz kendi rengimizle güzeliz! Sevgiyle kalın hoş kalın ve daima güçlü kalın...
Ekleme Tarihi: 05 Ağustos 2026 -Çarşamba
Nisa Yeter Yılmazer

FORMANIN ALTINDAKİ GALATASARAY, HORONUN ALTINDAKİ ÇIĞLIK!

 

"Dağda belimde odun, beni ne hâle kodun

Tarlada ırgat avrat, hanede hazır hatun...

Bir uşak göbeğimde, altısı eteğimde

Yedi bitirdi beni, anandaki o çene..."

 

Kıymetli okurlarım;Sezen Aksu’nun 1995 yılında yayımladığı o zamansız "Işık Doğudan Yükselir" albümünden esinlenerek kaleme alıyorum bu yazımı. Şarkı, Karadeniz’in o coşkulu ezgileri vehırçın ritmiyle harmanlanmış bir eser. Peki, bu şarkı özünde ne anlatıyor biliyor musunuz?

Görünürde tempolu ve coşkulu bir Karadeniz Horonu havası taşısa da aslında özünde; ataerkil toplum yapısının kadının sırtına yüklediği o devasa, görünmez yüklerin hesabını soruyor...

Geçtiğimiz günlerde kızımla yine parkta oynuyoruz. Yanımıza, kızımdan yaşça biraz büyük, 6 yaşlarında bir komşu kızı geldi. Üzerinde çubuklu bir Fenerbahçe forması var... Öyle bir futbol oynuyor ki gören erkek çocuklarına taş çıkarır! Gayriihtiyari gülümseyerek açtım kucağımı: "Ooo, futbolcu abla gelmiş! Hoş geldin Fenerbahçeli kız!" dedim.

Beni çok sever, aramız çok tatlıdır. Yaklaştı, eğildi ve fısıltıyla o çocuksu ama ağır cümleyi kurdu. Aramızda geçen o diyaloğu olduğu gibi aktarmak istiyorum:

"Nisa abla, sana bir sır vereyim mi?"

"Tabii, ver bakalım..."

"Benim üzerimde Fenerbahçe forması var ama... Ben Fenerbahçeli değilim, biliyor musun?"

Şaşırdım: "Neden peki?" diye sordum.

"Babam Fenerbahçeli olduğu için bu formayı giyiyorum. Ama ben aslında Galatasaraylıyım..."

O an olduğum yere çakıldım kaldım.

İşte dedim, kendi kendime... İşte dünyanın kadına daha çocukken yüklemeye başladığı o görünmez baskı! Sahi kıymetli okurlarım, kadın üzerindeki bu beklenti ambalajı 6 yaşında mı başlıyordu, yoksa beşikte mi? Ne kadar acı değil mi? 6 yaşında, pırıl pırıl, erkeklere taş çıkarırcasına futbol oynayan bir kız çocuğu; sırf babası öyle istiyor diye gönül verdiği takımı bile özgürce göğsünde taşıyamıyor! Üstelik tüm kalıpları kırmış, modern dünyayı yakalamış bilincin ve eğitimin hâkim olduğu bir yuvanın ortasında bile bu sessiz kabulleniş yaşanıyordu...

İçimden bir şey koptu. Gözlerim doldu. Üzerinde Fenerbahçe formasıyla koşturan o küçük kız, aslında Galatasaraylıydı... Ve ben o an bir kez daha anladım ki kıymetli okurlarım; bu dünyada kadın olmak, daha altı yaşındayken kendi rengini saklayıp başkasının formasını giymekle başlıyordu.

İşte tam o an aklıma Sezen Aksu’nun o muazzam şarkısı düşüverdi...

Sezen Aksu, kadının tarladaki, evdeki ve aile içindeki sıkışmışlığını melodik bir ağıta dönüştürürken; ona horonun hırçın ritmiyle kendi sesini ve özgürlük alanını geri kazandırıyor. Şarkı, acıyı trajik bir ajitasyonla, melankoliyle anlatmıyor;aksine! Karadeniz insanına özgü o dik duran, ironik ve hınzır mizahla dışavuruyor. Baskı karşısında sinmek, kurbanı oynamak yerine; "Çatlasın kaynımgiller!" diyerek neşesini, kahkahasını ve horonunu bir protesto aracına dönüştürüyor! Tıpkı o parktaki küçük kızın, babasının formasını giyse de içindeki o gizli Galatasaray sevgisini koruyup o sahanın altını üstüne getirmesi gibi...

Sormadan edemiyorum: Biz bu ataerkil zihniyetten hâlâ sıyrılamadık mı? Hayatta kuralların olması elbette güzeldir ama biz kural koyduğumuzu sanırken, farkında olmadan evlatlarımıza, kadınlarımıza ağır baskılar mı uyguluyoruz?

 

Bakın Sezen şarkıda ne diyor:

"Bir uşak göbeğimde, altısı eteğimde..."

 

Aralıksız çocuk doğurma ve büyütme sorumluluğunun altında ezilen kadını çiziyor önce. Ardından ekliyor:

"Yedi bitirdi beni, anandaki o çene..."

 

Burada da o bitmek bilmeyen aile içi beklentilere, gelin-kaynana baskılarına, hiç bitmeyen o "toplumsal rıza" çarkına dikkat çekiyor. Ama en can alıcı yeri neresi biliyor musunuz kıymetli okurlarım? Erken çalınan çocukluklarımızı anlattığı şu mısralar:

"Bir bezden bebem vardı, bohçamda hayallerim...

Kızlığım yarım kaldı, ben annemi isterim!"

 

Aksu, bu satırlarda kadınların henüz çocuk yaşta kendi hayallerini, kendi oyunlarını tamamlayamadan nasıl bir evlilik, kadınlık ve hizmet çemberinin içine itildiğini özetliyor. Günümüzde belki çocuk yaşta evlendirilen kız çocuklarımız yok. Ama ne yazık ki bu durum günümüzde biçim değiştirerek farklı bir baskıya dönüştü. Ailesinin istediği takımı tutmak zorunda kalmak, ailesinin istediği kursa gitmek, onların çizdiği sınırlar içinde nefes almaya çalışmak gibi...

İşte tam da bu yüzden, günümüze de uyarlayabiliriz bu çığlığı. Yıl 2026 ve o yıl yani 1995 yılında yazılan bu şarkı hâlâ güncelliğini yitirmiyor demek ki! Belki o zaman bez bebekle oynayacağı yaşta eline gerçek bebek tutuşturulan kadınlar vardı; şimdi ise hayalleri bir bohçaya tıkılıp kapatılan tüm o sessiz kadınların, sessiz çığlığıdır bu... "Ben annemi isterim" feryadı, aslında "Ben kendi çocukluğumu, kendi seçimlerimi, kendi özgürlüğümü isterim!" demektir.

Kıymetli okurlarım; ister tarlada odun taşıyan Karadenizli bir kadın olun, ister şehirde 6 yaşında bir kız çocuğu... Size biçilen rolleri, üzerinize giydirilen zoraki formaları yırtıp atın! Hayallerinizi bohçalara tıkmalarına, neşenizi çalmalarına izin vermeyin!

Baskıya karşı sinmek bize yakışmaz!

Gerekirse ezberleri bozacak, gerekirse çatlasın kaynımgiller deyip kendi horonumuzu tepeceğiz! Çünkü bu hayat bizim ve biz kendi rengimizle güzeliz!

Sevgiyle kalın hoş kalın ve daima güçlü kalın...

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve adanayerelhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.