"Tiyatro, insanı insana, insanla, insanca anlatma sanatıdır." /Turgut Özakman
Kıymetli okurlarım, Turgut Özakman ne güzel ifade etmiş değil mi? İnsanın insanla, insanca yüzleştiği en duru aynadır, tiyatro. Sözün ete kemiğe büründüğü hali... Zamanın ve mekânın bir çift perde arkasında eriyip gittiği büyülü bir ayindir de diyebilirim.
Kıymetli okurlarım; kişisel yaşamımda da toplumumuzda da tiyatronun ne kadar önemli bir yere sahip olduğunusizler de biliyorsunuz. Tiyatro bambaşka bir dünyadır. Hayatın karmaşasını, hüzünlerini, acılarını, neşesini ve çelişkilerini alır, sahnenin kutsal ışığı altında yeniden doğuran bir simya olmuş olur. Tiyatro bambaşkadır; beyaz perdeye benzemez! Hani sanat dünyasında sıkça duyduğumuz bir şey vardır: "Tiyatronun tozu..." Tiyatronun tozu bir kez yutulduğunda, kanı bir daha asla eskisi gibi akıtmayan tatlı bir zehirdir, derler. Zira tiyatronun tozu; açlığa, yorgunluğa, hayatın tüm zorluklarına rağmen sanatçıyı o tahta sahneye zincirleyen sevginin, aidiyetin ve tutkunun da adıdır.
Tiyatro hepimiz için kıymetli bir yere sahiptir; adeta bir empati aynası ve insan sarraflığıdır. Hayatımız boyunca hiç karşılaşmadığımız karakterlerin iç dünyasını, acılarını, açmazlarını ve sevinçlerini bize yakından izletir. Onun yerinde olsaydım ne yapardım, deriz kendi kendimize. Böylece empati duygumuz gelişir, bu bağ muazzam ölçüde beslenir. Aynı zamanda canlı bir katarsistir tiyatro, yani ruhsal bir arınmadır. Düşünmemizi, soru sorma becerimizi geliştirir. Zihni tembellikten koruyan derin bir düşünce egzersizidir.
Kelimelerin ve dilin büyüsünü keşfetmektir, tiyatro. Ben çok okurum, kitaplarda buna çok rastlarım. Yazarlar; aramızda yaşayan, bizimle nefes alan ama her gün gördüğümüz olayları farklı bir gözle gözlemleyen kişilerdir. İşte tiyatrocular da böyledir. Bir nevi kitapların görselleşmiş halidir, tiyatro. Bu yüzden ben çok severim bu sahneyi…
Tam da bu bağlamda, geçtiğimiz günlerde içimizi burkan bir kayba değinmek istiyorum. Türk tiyatrosunun ve tuluat geleneğinin en büyük çınarlarından biri olan Usta Sanatçı Zihni Göktay aramızdan ayrıldı. Kendisi maalesef henüz çok yeni, pazar akşamı yoğun bakıma kaldırılmasının ardından hayata gözlerini yumdu. Bilenler bilir; İstanbul Şehir Tiyatroları'nda 36 yıl boyunca aralıksız sahne alan ve “Lüküs Hayat” operetindeki "Rıza" rolü ile nesiller boyu hafızalara kazınan dev bir isimdi.
Zihni Göktay’ın hayatı, tiyatronun o muazzam zıtlıkları koynunda nasıl barındırdığının da en çarpıcı kanıtıydı adeta. Kulaklarımdan silinmeyen meşhur bir anısı vardır ustanın; Lüküs Hayat’ın kapalı gişe oynadığı, salonların alkıştan yıkıldığı dönemlerde, Şehir Tiyatroları'ndan aldığı maaşla ev kirasını dahi ucu ucuna denkleştirebilirmiş. Bir kış akşamı, sahnede zenginliği hicvedip "Lüküs hayat, bak keyfine yan gel yat!" diye şarkılar söyledikten sonra oyundan çıkmış. Cebinde otobüs biletine verecek tek bir kuruşu bile olmadığından, o dondurucu soğukta Harbiye’den Fatih’teki evine kadar yürümek zorunda kalmış. Yolda yürürken kendi kendine, "Sahnede milyarder Rıza, sokakta beş parasız Zihni..." diye gülmüş. İşte tiyatro böyle bir zıtlıktır kıymetli okurlarım; kirasını zor ödeyen bir sanatçının, sahnede devleşerek ihtişamlı bir başrolü gözünü kırpmadan oynayabilmesidir.
Sahnede lüks hayatları hicvederken ruhumuza en duru hakikatleri fısıldayan o güzel insanlar, geride silinmez izler bırakıyor. Tiyatronun o büyülü ışığı hiç sönmesin, usta sanatçımızın da mekânı cennet olsun…