Yeni yıl geldi. Kapıyı çaldı, zile bastı, “Açmazsanız ayıp olur!” dedi. Biz ne yaptık? Üzerimize bir hırka aldık, saçımızı topuz yaptık, “Bir dakika” dedik. Çünkü bu ülkede yeni yıl bile bekler.
Her sene aynı umutlarla giriyoruz yıla. Daha çok okuyacağım, daha çok yazacağım, kendime daha nazik olacağım… Hatta bir ara “spor” bile diyoruz ama o konu genelde Ocak’ın ikinci haftasında rafa kalkıyor. Biz rafları severiz. Hayâllerimizi koyarız, üstüne de “Sonra bakarım” etiketi yapıştırırız.
Sanat dedik mi akan sular durur. Yeni yıl bana hep eski bir romanın ilk sayfasını hatırlatır. Sayfa bembeyaz, umut dolu ama bir yandan da insan içinden soruyor: “Bu kitap dram mı çıkacak, yoksa romantik komedi mi?” Çünkü hayat bu… Yoldayken neyle karşılaşacağını kestiremez insan… Tıpkı yeni bir romanı kaleme almak gibi…
Gelelim tek komik anımıza…
Geçen yılbaşı gecesi, tam 00.00’da “Yeni yıla pozitif gireyim” diye balkona çıktım. Elimde nar, dilimde dilek. Nar atacağım, bereket gelecek ya… O nar bir sekip alt komşunun çamaşır sepetine düştü. Alt komşu kapıyı açtı, pijamalı, şaşkın:
— “Bereket mi bu, saldırı mı?”
Ben:
— “Yeni yıl!”
O an anladım… Hayat bazen niyetini başka balkona atıyor…
Ama olsun. Halkız biz. Düşeriz, güleriz, çay koyarız, devam ederiz… Yeni yıl mucize değil, maraton hiç değil! Daha çok bir mahalle yürüyüşü. Kimi topuklu, kimi terlikle. Kimi şiir okuyarak, kimi “of yine mi, yine miler?” diyerek.
Bu yıl kendimize biraz daha feminen davranalım. Yumuşak ama güçlü. Tıpkı anne gibi! Gülerek ama uyanık. Sanata sarılalım, bir sergiye gidelim, bir şiirin altını çizelim. En azından çiziyormuş gibi yapalım, o da olur.
Yeni yıl hepimize;
Daha az kasılan omuzlar,
Daha çok kahkaha,
Ve narı atarken hedef tutturabilme becerisi getirsin.
Mutlu yıllar…
Hepimiz sevgiyle kalalım...