Safiye Yılmazer Uruk
Köşe Yazarı
Safiye Yılmazer Uruk
 

HERKESİN AYAKKABISI 40 NUMARA OLURSA NE OLUR?

  Değerli okurlarım, düşünün ki bir belediye, şehrin tüm sakinlerine nezaket gösterip ayakkabı dağıtmaya karar veriyor. Büyük bir heyecanla kutular hazırlanıyor, kuyruklar oluşuyor. Ancak bir şart var: Herkese istisnasız 40 numara ayakkabı veriliyor!   Peki, herkese aynı numara verilirse ne olur? Kimine büyük gelecek içinde ayağı yüzecek, kiminin ayağını sıkıp vuracak, yürütmeyecek... Ama niye öyle oldu ki? Hâlbuki eşit davranılmıştı, kimse kimseden ayrı muamele görmeden, herkese eşit yaklaşılmıştı değil mi? Ancak eşitlik, adaletle pek ilgili olamadı, maalesef… İşte eşitlik bazen tam olarak budur; herkese aynı numarayı vermektir. Oysa adalet; ayağı 36 olana 36, 45 olana 45 numarayı ulaştırabilmektir. Bugün dünyanın en mutlu ülkesi olarak parmakla gösterilen Finlandiya’yı bu zirveye taşıyan sır da aslında tam olarak bu ayakkabı kutularının içinde gizliymiş diyebiliriz o halde… Yahu Finlandiya nereden çıktı, biz kendi ülkemizdeki olaylara zor yetişiyoruz, diyenler olabilir! Şöyle anlatayım…   Geçen gün izlediğim bir belgeselde Finlandiya eğitim sistemine dair ezber bozan bir detay dikkatimi çekti: Ülkede çocuklara okul dışında neredeyse hiç ev ödevi verilmiyor. Bizde ağır çantalar ve bitmek bilmeyen ödevlerle boğuşan öğrencileri düşününce bu durum inanılmaz geliyor, değil mi? Ama arkasında yatan mantık tamamen "adalet" odaklı.Çünkü girişte bahsettiğim her ayağa uymayan eşit numaradaki ayakkabılar, eşit şartlarda yaşamayan öğrenciler için de geçerli. Yani her çocuğun evdeki çalışma ortamı eşit değil, bildiğiniz gibi... Birinin sessiz bir odası ve ona yardım edecek eğitimli bir ailesi varken, bir diğeri kalabalık ve imkânları kısıtlı bir evde ödev yapmaya çalışıyor olabilir. Bu noktada Finlandiya sistemi diyor ki; "Ben imkân eşitsizliğini okul kapısında bırakıyorum. Öğrenme işi okuldadır, evdeki şartlar çocuğun başarısına engel olmamalıdır!" İşte bu, her çocuğun kendi numarasındaki ayakkabıyla hayata başlaması demektir, bana göre…   Bir de trafik cezalarındaki "cebin" adaletine bakalım: Adalet kavramı Finlandiya'da sadece sınıflarda değil, yollarda da karşımıza çıkıyor. Orada trafik cezaları kişilerin gelirine göre düzenleniyor. Yani asgari ücretle geçinen birinin hız ihlâliyle, milyonluk bir şirketin sahibinin ödediği ceza aynı değil.   Düşünsenize; 5.000 TL’lik bir ceza, ay sonunu zor getiren bir emekli için bir ay zorlanmak demekken; daha yüksek gelirli biri için, belki de sadece bir "öğle yemeği" parasıdır. Yani herkese aynı rakamı kesmek kâğıt üzerinde "eşitlik" olsa da birinin canını acıtırken diğerinin canını acıtmayan, onu durdurmayan bir ceza, hâliyle "adalet" değil, “âdil” hiç değil! “Gerçi trafik cezalarına gelene kadar…” diye başlayan sözlerinizi de duyar gibiyim ancak… Neyse, deyip iç geçirerek devam edelim dostlarım… Hem bilirsiniz, iç çekişler de zaten söylenemeyenleri ifade için muazzam bir sığınaktır…   Biz yine hangi numarayı giyiyoruz, bir özetleyelim… Bizler, toplum olarak genellikle "herkese eşit davranılsın" deriz. Ancak asıl ihtiyacımız olan şey, zayıfı koruyan ve güçlüyü toplumsal sorumluluğa ortak eden bir adalet anlayışıdır.   Eğer bugün çevremizde bir mutsuzluk ve huzursuzluk seziyorsak, belki de ayağımıza uymayan o "standart numara" hayatlardan vazgeçmemiz gerekiyordur. Unutmayın; herkesin ayağında bir ayakkabı olması yetmez, o ayakkabının içinde canınızın yanmaması, sizi menzilinize ulaştırması gerekir. Çok uzatmadan Barış Manço Abimizin bir programda karşılaştığı “yanlış anlaşılma/ yanlış algılanma” anısı geldi aklıma. Değinmeden geçemeyeceğim: Uygarlık ve Batılılaşma kavramlarının birbirine karıştırıldığı bir yanlış anlaşılmaydı, hatırlayanlarınız vardır. Barış Manço ile stüdyodaki bir hanımla aralarında geçen diyaloğu doğrudan aktarıp vurgulamak istediğimi yeri dolmayacak olan ustamızın sözlerine bırakıyorum:   "Hanımefendi, uygarlık başka bir şeydir, Batılılaşmak başka bir şeydir. Ben Batılı değilim, ben Doğuluyum. Ama Doğulu olmam, uygar olmama engel değildir." Karşı Taraf: "Ama efendim, çağdaşlaşmak için Batı'yı örnek almalıyız..." Barış Manço: "Hayır, işte burada ayrılıyoruz. Eğer siz Batılılaşmayı bir 'kimlik değişimi' olarak görüyorsanız, o zaman biz sizinle anlaşamadık. Çünkü ben kendi köklerimle, kendi müziğimle ve kendi kültürümle de gayet uygar bir insanım. Japonlar kendi kültürlerini bırakmadan uygarlaştılar, biz neden kendimizi inkâr edelim?"   Bu konuşmanın sonunda o meşhur "O zaman anlaştık, biz aslında uygarız ama Batılı değiliz!" minvalindeki vuruşuyla stüdyoda büyük alkış kopmuştu.   Özetle; kavramları karıştırmadan, eşitlik nedir, adalet nedir, uygarlaşma nedir, Batılılaşmak nedir dikkat etmekte fayda var değerli okurlarım! Batılı olmayı değil, uygar olmayı vurgulamaya çalışırken diğer yandan da eşitliği değil, adaleti paylaştığımız günlerde buluşmak dileğiyle...
Ekleme Tarihi: 23 Şubat 2026 -Pazartesi
Safiye Yılmazer Uruk

HERKESİN AYAKKABISI 40 NUMARA OLURSA NE OLUR?

 

Değerli okurlarım, düşünün ki bir belediye, şehrin tüm sakinlerine nezaket gösterip ayakkabı dağıtmaya karar veriyor. Büyük bir heyecanla kutular hazırlanıyor, kuyruklar oluşuyor. Ancak bir şart var: Herkese istisnasız 40 numara ayakkabı veriliyor!

 

Peki, herkese aynı numara verilirse ne olur? Kimine büyük gelecek içinde ayağı yüzecek, kiminin ayağını sıkıp vuracak, yürütmeyecek... Ama niye öyle oldu ki? Hâlbuki eşit davranılmıştı, kimse kimseden ayrı muamele görmeden, herkese eşit yaklaşılmıştı değil mi? Ancak eşitlik, adaletle pek ilgili olamadı, maalesef… İşte eşitlik bazen tam olarak budur; herkese aynı numarayı vermektir. Oysa adalet; ayağı 36 olana 36, 45 olana 45 numarayı ulaştırabilmektir. Bugün dünyanın en mutlu ülkesi olarak parmakla gösterilen Finlandiya’yı bu zirveye taşıyan sır da aslında tam olarak bu ayakkabı kutularının içinde gizliymiş diyebiliriz o halde… Yahu Finlandiya nereden çıktı, biz kendi ülkemizdeki olaylara zor yetişiyoruz, diyenler olabilir! Şöyle anlatayım…

 

Geçen gün izlediğim bir belgeselde Finlandiya eğitim sistemine dair ezber bozan bir detay dikkatimi çekti: Ülkede çocuklara okul dışında neredeyse hiç ev ödevi verilmiyor. Bizde ağır çantalar ve bitmek bilmeyen ödevlerle boğuşan öğrencileri düşününce bu durum inanılmaz geliyor, değil mi? Ama arkasında yatan mantık tamamen "adalet" odaklı.Çünkü girişte bahsettiğim her ayağa uymayan eşit numaradaki ayakkabılar, eşit şartlarda yaşamayan öğrenciler için de geçerli. Yani her çocuğun evdeki çalışma ortamı eşit değil, bildiğiniz gibi... Birinin sessiz bir odası ve ona yardım edecek eğitimli bir ailesi varken, bir diğeri kalabalık ve imkânları kısıtlı bir evde ödev yapmaya çalışıyor olabilir. Bu noktada Finlandiya sistemi diyor ki; "Ben imkân eşitsizliğini okul kapısında bırakıyorum. Öğrenme işi okuldadır, evdeki şartlar çocuğun başarısına engel olmamalıdır!" İşte bu, her çocuğun kendi numarasındaki ayakkabıyla hayata başlaması demektir, bana göre…

 

Bir de trafik cezalarındaki "cebin" adaletine bakalım:

Adalet kavramı Finlandiya'da sadece sınıflarda değil, yollarda da karşımıza çıkıyor. Orada trafik cezaları kişilerin gelirine göre düzenleniyor. Yani asgari ücretle geçinen birinin hız ihlâliyle, milyonluk bir şirketin sahibinin ödediği ceza aynı değil.

 

Düşünsenize; 5.000 TL’lik bir ceza, ay sonunu zor getiren bir emekli için bir ay zorlanmak demekken; daha yüksek gelirli biri için, belki de sadece bir "öğle yemeği" parasıdır. Yani herkese aynı rakamı kesmek kâğıt üzerinde "eşitlik" olsa da birinin canını acıtırken diğerinin canını acıtmayan, onu durdurmayan bir ceza, hâliyle "adalet" değil, “âdil” hiç değil! “Gerçi trafik cezalarına gelene kadar…” diye başlayan sözlerinizi de duyar gibiyim ancak… Neyse, deyip iç geçirerek devam edelim dostlarım… Hem bilirsiniz, iç çekişler de zaten söylenemeyenleri ifade için muazzam bir sığınaktır…

 

Biz yine hangi numarayı giyiyoruz, bir özetleyelim…

Bizler, toplum olarak genellikle "herkese eşit davranılsın" deriz. Ancak asıl ihtiyacımız olan şey, zayıfı koruyan ve güçlüyü toplumsal sorumluluğa ortak eden bir adalet anlayışıdır.

 

Eğer bugün çevremizde bir mutsuzluk ve huzursuzluk seziyorsak, belki de ayağımıza uymayan o "standart numara" hayatlardan vazgeçmemiz gerekiyordur. Unutmayın; herkesin ayağında bir ayakkabı olması yetmez, o ayakkabının içinde canınızın yanmaması, sizi menzilinize ulaştırması gerekir.

Çok uzatmadan Barış Manço Abimizin bir programda karşılaştığı “yanlış anlaşılma/ yanlış algılanma” anısı geldi aklıma. Değinmeden geçemeyeceğim:

Uygarlık ve Batılılaşma kavramlarının birbirine karıştırıldığı bir yanlış anlaşılmaydı, hatırlayanlarınız vardır. Barış Manço ile stüdyodaki bir hanımla aralarında geçen diyaloğu doğrudan aktarıp vurgulamak istediğimi yeri dolmayacak olan ustamızın sözlerine bırakıyorum:

 

"Hanımefendi, uygarlık başka bir şeydir, Batılılaşmak başka bir şeydir. Ben Batılı değilim, ben Doğuluyum. Ama Doğulu olmam, uygar olmama engel değildir."

Karşı Taraf: "Ama efendim, çağdaşlaşmak için Batı'yı örnek almalıyız..."

Barış Manço: "Hayır, işte burada ayrılıyoruz. Eğer siz Batılılaşmayı bir 'kimlik değişimi' olarak görüyorsanız, o zaman biz sizinle anlaşamadık. Çünkü ben kendi köklerimle, kendi müziğimle ve kendi kültürümle de gayet uygar bir insanım. Japonlar kendi kültürlerini bırakmadan uygarlaştılar, biz neden kendimizi inkâr edelim?"

 

Bu konuşmanın sonunda o meşhur "O zaman anlaştık, biz aslında uygarız ama Batılı değiliz!" minvalindeki vuruşuyla stüdyoda büyük alkış kopmuştu.

 

Özetle; kavramları karıştırmadan, eşitlik nedir, adalet nedir, uygarlaşma nedir, Batılılaşmak nedir dikkat etmekte fayda var değerli okurlarım! Batılı olmayı değil, uygar olmayı vurgulamaya çalışırken diğer yandan da eşitliği değil, adaleti paylaştığımız günlerde buluşmak dileğiyle...

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (2)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve adanayerelhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Adanalı İbo
(23.02.2026 17:44 - #2604)
Ooo Fahri Adanalı Safiye bacımız özledik yazılarınızı
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve adanayerelhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Emine Yurt
(23.02.2026 17:44 - #2605)
Kaleminize sağlık hocam
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve adanayerelhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
islami chat islami sohbetler bizim mekan giftcardmall/mygift