Uzun ve yorucu bir günün ardından evinizdeki en sevdiğiniz koltuğunuza kurulduğunuzu düşünün. İftarlar yapılmış, çaylar ve atıştırmalıklar yanınızda… Almışsınız elinize de kumandayı şöyle biraz da bakayım diyorsunuz, neler oluyor dünyada? Açtınız televizyonunuzu, yaslandınız koltuğunuza, karşınızda bir kanal… Haber kanalı! Ekrandan canlı canlı izleyebildiğiniz görüntülerse bombalanan şehirler, ülkeler… Bir de okullar… Canlı yayınla katliamlar izleniyor! Alt yazılarda geçip giden çocuk ve kadın cinayetleri…
Yok artık, diyorsunuz! Hiç canlı yayınla katliam verilir mi? Ama beyhude bir çıkış oluyor bu dediğiniz çünkü her şey ekranlarda ve izliyoruz, biliyorsunuz…
Peki, izliyoruz izliyoruz da okulların bombalanması hangi savaş adabına uyuyor dersiniz? Okul bu? Hangi ülkede olursa olsun okul! Düşünün, o okuldaki çocukların belki de gülüşlerinin ortasına düştü o bombalar… Anneleri ve babaları çocuklarını sabah okula bıraktıklarında bombalanma tehlikesini düşünebilirler miydi mesela? Beslenme çantaları hazırlanmış, belki yenilmeden hayatları gibi yarım kalmış…
Düşmanlığın da savaşın da kavganın da dürüstçe olanını ve adabına uyanını boşuna sevmiyorum! Çünkü kavgadan, savaştan korkmak yok ki kanımızda! Ama gelin görün ki adabına uymak şöyle dursun, çocukların hayatlarının da katlini izlemiş oluyoruz! Üstelik canlı canlı!
Bana bu satırları yazdıran şeyse, herhangi bir tarafı savunmam ya da korumam değil! Sadece enkaz altından çıkarılan, betonların yığıntısında tozlanan ve parçalanan defter, kitap görüntüleri oldu. Çünkü insanız! Ve değersizleştirilen her şey gibi bunu bizim yurdumuzdaki çocuklarımızın da yaşamasını istemeyecek kadar insan hem de…
Diğer yandan neredeyse her sabah görüp duymaya alışılmış gibi davranılan kadın cinayetleri… Tüm bu savaş kaoslarının ardında görülmeyen, duyulmayan ama yine de varoluşsal çabasını sürdüren tüm kadınların seslerinin maalesef ki duyulamaması… Peki bu da bir savaş değil de nedir? Savaş illaki cephede mi olur? Hele de günümüzde, görüyorsunuz ve izliyorsunuz ki gördüklerimiz birer teknolojik hakimiyet, en iyi füze kimde gibi güç gösterisine dönen hâller ve sonuçlar… Ve bunların gölgesinde kalan kadın cinayetleri…
Geçtiğimiz hafta disipline gönderileceği için öğretmenini katleden öğrenci(!) mesela? Hatırlarsınız ve mutlaka benim gibi, öğrencilik yıllarında öğretmenini görünce selam vermeye çekinenleriniz olmuştur. Öğretmene saygı duyulur, sevgi beslenir… Kin beslemek nedir? Bizler, soruyu bilemediğimizde utanır başımızı önümüze eğerdik. Bir hata yaptığımızdaysa karşısında özür dilerken dahi titrerdik… Öğretmen arkadaşlarım çok iyi bilir ki okullarda eğitim verdiğimiz en hassas sıralarımız genellikle lise sınıflarında ve sıralarında yaşanır. Lisede eğitim vermenin diğer sınıflara göre daha zor olduğunu kabul eden arkadaşlarımız da vardır. Haklılar da bir bakıma… Ben de lisede verdiğim derslerde benzer olmasa da zaman zaman öğrenci kışkırtmalarıyla karşılaşmışımdır. Örneğin, okulda yeni bir öğretmenseniz önce gözlemlerler sizi ders verdiğiniz sınıflardaki bıçkın gençler… Bunlar hemen her okulda yaşanabilen ve öğrenciyle inatlaşma ya da öğretmen kimliğinden çıkmadan kişisel algılanmayarak aşılabilen sorunlar olmuştu ve aşıldı da… Ancak Fatma Nur Öğretmenimizin cani bir öğrencisinin saldırısına uğraması, okula kesici aletle gelebilmesi, ona sırf disiplin cezasından dolayı kin besleyip onu katletmesi basit bir öğretmen/öğrenci çatışması gibi algılanamaz/yorumlanamaz! Çünkü karşılaştığımız pek çok olayda olduğu gibi maalesef ki bu katlin de temelinde aynı insan değersizleştirmesi yatıyor. Ve bu durum yalnızca toplumumuzda değil, canlı canlı izlenilen savaş görüntüleriyle de aynı ortak temele dayanıyor. Kısaca bana göre karşılaştığımız ve insan olmaktan utandıran her ne haksızlık varsa hepsinin ortak paydası, insanın ve yaşayan her şeyin değersizleştirilmesi…
Şöyle dönüp baktığımızda ne savaşın onuru kalmış ne bir adabı ne de insan olmanın ve insanca yaşayabilmenin herhangi bir konfor tarafı… Sözlerimden karamsar bir yaklaşımda olduğum algılanmasın! Sadece canlı canlı izlenebilen ve her geçen gün yenisi eklenen sayısal değerler dışında önce insan olduğumuzu ve hiçbirinin de insana yakışmadığını vurgulamak istedim.
Savaşın gölgesinde ve kadın cinayetlerinin, doğa ve hayvan değersizleştirilmelerinin de ortasında bir bayram var önümüzde. Bayramlar, mutluluk ve sevinç barındırırdı ya hani? İşte tam da bu nedenle değersizleştirilmelerin fersah fersah uzağında, millî birlik bilincimizle sarmaş dolaş bir bağda olalım değerli okurlarım…
Bunca şey söyledin, koltuklarımızdaki rahatımızı da bozdun, çaylarımızı da soğuttun demeyin! Benden günah gitti, değerli okurlarım… Sevgiyle ve birlikle kalın…