Değerli okurlarım, uzun süredir dikkatimi çeken bir konudan bahsetmek istiyorum. Çevremize şöyle bir baktığımızda artık neredeyse “bilmiyorum” kelimesi çoğu kişi tarafından kullanılmamaya başlandı. Sizlerin de dikkatini çekmiştir, sanki artık herkes; ekonomiden, yer bilimine; sağlıktan, ilişki terapistliğine; eğitimden, politikaya kadar neredeyse hemen her alanda geniş bir bilgiye sahipmiş gibi davranmaya başladı.
Ellerimizden düşmeyen cep telefonları ve onun uzantısı olarak yaşamlarımızda baş köşeye oturmuş olan yapay zekâ ve sosyal medyalar sağ olsunlar, etrafta hiç cehalet bırakmamış gibi(!) Anında ulaşılan bilgi çemberine alındık desek yeridir. Hani aklınıza herhangi bir şey takıldığında ya da bilmediğiniz bir konuda hızlı bilgi sunumuna ihtiyaç duyduğunuzda ne yapıyorsunuz, diye sorsam, çoğu kişi; elbette Google, yapay zekâ ya da YouTube gibi yardımcı araçlardan faydalandığını söyleyecektir. Peki, anında erişim kolaylığı ve hızlı veri sunumları, gerçek bilgi edinme ihtiyaçlarımızı ne oranda karşılıyor dersiniz?
Şimdi, anladık pek çok şeye karşısın da yapay zekâmızla Google’ımıza da karışıyorsun diye düşüncelerime katılmayabilir. Ancak bahsettiğim şey, hızla erişilen bilgilerin, doğruluğu dahi araştırılmadan kesin bilgiymiş gibi kabul edilmesi ve doğru zannedilmesi… Aslında Google, yapay zekâ ya da YouTube gibi platformlar, depolanmış verileri bizlere sunuyor. Verdikleri her bilginin doğruluğu ise tartışılır. Bilgi edinmenin eskimeyen yolu ise kitaplarla ve okumayla ilişkili.
Okumayan, kitaba dokunmayan pek çok kişiye bir bakıyorsunuz o kadar farklı konularda, o kadar fazla sözde bilgisi var ki… Pratik yaşam diyorlar adına… Her şey pratik, hızlı, anında ve zaman kaybettirmeden… Hâlbuki bir bilgiye ulaşmak şöyle dursun, herhangi bir konuda “uzman” olmak için o konuda saç ağartmak, kütüphanelerde sabahlamak ne bileyim, o işin mutfağında dirsek çürütmeye ne oldu? Yoksa onları da mı hızlı erişimler tüketti?
Arama Motoru Diploması
Bir de bu anlattığım hızlı erişim kolaylıklarının yarattığı yeni insan modelleri var ki tam da çağa uygun cümle kurmuş oldum… Hepimiz farkındayız; etrafımız her şeyi bilen, her konuda “kesin konuşan” insanlarla dolup taşıyor. Örneğin doktora gidip aldığı reçeteyi Google’da sorgulayıp doktorun tedavi hakkındaki kararını sorgulayanlar… Gerçi doktor diplomalarının dahi sahte olduğuna hatta bazılarında o kadarının da olmadığına da tanık etmişliğimiz olmuştu da konumuz şimdi o değil(!)
Ne diyorduk? Evet, şu diploma meselesi…
Ömründe bir tane ekonomi kitabı açmamış birinin mesela dünya piyasalarını sorgulamasına ne dersiniz? Ülke ekonomisini sorgulamasını demiyorum kıymetli okurlarım, onu artık yeni asgari ücretteki artışla birlikte biliyorsunuz çocuklar dahi sorguluyor… Ben dünya piyasası diyorum, her neyse yine aklımız başka yönlere gidiverdi. Tekrar konumuza dönelim…
Nükteler bir yana, mesele artık bilgiye ulaşmak eylemini çoktan aştı… Mesele, ulaştığımız şeyi “bilgi” sanmamız oldu. Google bize veriyi verir ancak o veriyi işleyecek akıl ve tecrübeyi hiçbir arama motorunda bulamayacağımız biliyoruz. Maalesef ki bir konuyu aratmış olmak, o konuyu anlamış olduğumuz anlamına da gelmiyor. Ama bizim “YouTube mezunları” için bir videonun altına yapılan yorumlar, ne yazık ki akademik makalelerden çok daha bağlayıcı gibi algılanıyor. Bu da önce çocukları, gençleri ve ardından tüm toplumu zarara uğratacak bir bağlayıcılık, diye düşünüyorum.
Ufak Bir Reçete
Eğer bir gün kendinizi, on yılını o işe vermiş birine; “O iş öyle değil, ben bir videoda izledim.” Derken bulursanız, lütfen yavaşça elinizdeki telefonu bırakın ve derin bir nefes alın. Kabul ediyoruz ki internet dünyayı parmaklarımızın ucuna getirdi ancak kirli bilgiyi de aynı hızla getirmiş oldu. O yüzden özellikle genç okurlarıma seslenmek istiyorum ki her izlediğiniz videoyu ders, her okuduğunuz tweeti kanun sanmayın! Unutmayın Google size her şeyi söyler ama hangisinin doğru olduğunu seçmeyi size bırakır. Ve o seçimi yapmak, hayattaki diğer seçimleriniz gibi şakaya gelmeyecek sonuçlar getirecektir.
Her anlamdaki seçimlerinize dikkat etmenizi ve gelecek yazıya kadar da “bilmiyorum” demenin muazzam ferahlığını da gerçek araştırmalar ve öğrenmeler için tatmanız dileğimle… Sevgiyle kalın değerli okurlarım…