Safiye Yılmazer Uruk
Köşe Yazarı
Safiye Yılmazer Uruk
 

24 SAATLİK MERHAMETLER SEÇİLDİ: ADI OLDU, “DİJİTAL VİCDAN!”

Değerli okurlarım, 2026’ya girdiğimiz şu ilk günlerde, şöyle bir geçen yıla bakalım mı hep birlikte? Nereden başlayalım, hangi birini sayalım bilemedim ama gelin biz yine de geçmişten ders alıp artık öğrenmiş yaşam öğrencileri olarak geleceğe odaklanalım. Ne de olsa çok şey öğrendik öyle değil mi? Mesela kimlere, ne ölçüde güvenip güvenmeyeceğimizi, asla yapmaz dediklerimizin kendi sınırlarını aşma eylemlerini, çabalarını ve daha neler neler… Madem 2025 geride kaldı, bakmamaya gayret edelim en iyisi… Onun yerine geride kalan yılın Türk Dil Kurumu tarafından seçilen şu düşündürücü kelimesine odaklanalım: “Dijital vicdan!” Dijital vicdan denildiğinde, aklınıza ilk ne geldi? Vicdanın da dijitali mi olurmuş, vicdan, vicdandır işte, hani şu insanı, insan yapan olgu, dediğinizi duyar gibiyim… Ancak bu vicdan, o bizim bildiğimiz anlamdaki vicdandan çok uzak bir kavram. Kaldı ki gerçek vicdanın ne demek olduğunun unutulmaya başlandığı şu çağda, ben de şansımı biraz zorluyorum galiba ancak kurt nasıl ki puslu havayı severse, biz de zorluğu severiz… Ortaya çıkar, pusta/puslu havada ne de olsa! Kimde vicdan, kimde post olduğu, deyip gelelim vicdanın dijitalleşmesine… Türk Dil Kurumu, halimizi gördü ve 2025 yılının kelimesi olarak "Dijital Vicdan"ı seçti. Yarışma çetindi tabii; “vicdani körlük, çorak, tek tipleşme” ve benim favorim olan “eylemsiz merhamet” gibi güçlü adaylar vardı. Ama "dijital vicdan" hepsini sollayıp kürsüye oturdu. Çünkü maalesef artık vicdanlar da buluta yedekleniyor... Şimdi eğri oturalım, doğru kaydıralım. Bir trajediyi paylaşıp altına kırık kalp emojisi koyunca, sanki Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ymişiz gibi bir rahatlama geliyor değil mi? İşte TDK’nın elediği o "eylemsiz merhamet" tam olarak bu. Parmak ucuna sıkışmış, 24 saat sonra hikâyeyle birlikte silinip giden, şarj seviyesi %5’e düştüğünde panikleyen ama komşusunun kapısını çalmaya üşenen bir duyarlılıktan bahsediyorum. Sahi birbirimizi ne kadar duyuyoruz? Peki, dijital vicdanımızı rafa kaldırıp gerçek vicdanı nasıl uyandıracağız? Paylaşım yapma "borcumuzu" ödemeden nasıl birer "insan" olarak kalacağız? İşte buradaki asıl mesele, ekran ışığı sönünce karanlıkta kalan kısımdır. Eğer bir haksızlığı paylaşıp binlerce "like/beğeni" alıyorsak ama o haksızlığın mağduru kapımıza gelse "Şimdi sırası değil!" diyorsak, bizim vicdanımız sadece bir yazılım kodundan ibaret demektir. Eylemsiz merhamet, vicdanın en konforlu ancak en çorak halidir aynı zamanda. Hiçbir şeyi yeşertmez, sadece bir şeylerin tozunu alır.   Peki, ne yapmalı? Paylaşmadan nasıl "duyurmalı”?   Gerçek duyuru, pikselle değil, temasla olur. Bir haksızlığa karşı sadece tweet atmak yerine, o haksızlığı giderecek bir kuruma, bir saatini ayırmak; bir çocuğun açlığını “hikâye” atmak yerine, mahalledeki bakkalın veresiye defterinden bir sayfa eksiltmek gerçek "eylemdir". Duyurmak istiyorsanız, bunu algoritmalara değil, çevrenizdeki hayatlara da duyurun demek istiyorum.   Çünkü vicdan, dijital bir bildirim değildir; ertelenemez. Bir haksızlık karşısında parmağınızı ekranda kaydırmak yerine, elinizi taşın altına koyduğunuzda; "tek tipleşmiş" kederler yerine, sahici ve sessiz iyilikler peşinde koştuğunuzda o TDK’nın seçtiği kelime anlamını yitirecek, insanlık anlam kazanacaktır.   Unutmayın; fişi çektiğinizde hâlâ sızlayan bir ruhunuz varsa, tebrikler; hâlâdijitalleşmemiş bir vicdanınız var demektir. Hem de en organiğinden, "offline" olanından. Sözlerimden herhangi haksızlığın paylaşılmadan duyurulmaması gerektiği de algılanmasın! Sadece, vicdani eylemler, paylaşımlarda kısıtlı sürede kalmasın! Gerçek yaşamda da uygulansın ki 2026’nın kelimesi böyle çiğ bir anlama sahip bir kavram olmasın! Unutmadan, güçlü olmak değil, güçlü olmak zorunda bırakılmayacağımız bir yıl olsun hepimiz için… Sevgiyle kalın değerli okurlarım…
Ekleme Tarihi: 03 Ocak 2026 -Cumartesi
Safiye Yılmazer Uruk

24 SAATLİK MERHAMETLER SEÇİLDİ: ADI OLDU, “DİJİTAL VİCDAN!”

Değerli okurlarım, 2026’ya girdiğimiz şu ilk günlerde, şöyle bir geçen yıla bakalım mı hep birlikte? Nereden başlayalım, hangi birini sayalım bilemedim ama gelin biz yine de geçmişten ders alıp artık öğrenmiş yaşam öğrencileri olarak geleceğe odaklanalım. Ne de olsa çok şey öğrendik öyle değil mi? Mesela kimlere, ne ölçüde güvenip güvenmeyeceğimizi, asla yapmaz dediklerimizin kendi sınırlarını aşma eylemlerini, çabalarını ve daha neler neler… Madem 2025 geride kaldı, bakmamaya gayret edelim en iyisi… Onun yerine geride kalan yılın Türk Dil Kurumu tarafından seçilen şu düşündürücü kelimesine odaklanalım: “Dijital vicdan!”

Dijital vicdan denildiğinde, aklınıza ilk ne geldi? Vicdanın da dijitali mi olurmuş, vicdan, vicdandır işte, hani şu insanı, insan yapan olgu, dediğinizi duyar gibiyim… Ancak bu vicdan, o bizim bildiğimiz anlamdaki vicdandan çok uzak bir kavram. Kaldı ki gerçek vicdanın ne demek olduğunun unutulmaya başlandığı şu çağda, ben de şansımı biraz zorluyorum galiba ancak kurt nasıl ki puslu havayı severse, biz de zorluğu severiz… Ortaya çıkar, pusta/puslu havada ne de olsa! Kimde vicdan, kimde post olduğu, deyip gelelim vicdanın dijitalleşmesine…

Türk Dil Kurumu, halimizi gördü ve 2025 yılının kelimesi olarak "Dijital Vicdan"ı seçti. Yarışma çetindi tabii; “vicdani körlük, çorak, tek tipleşme” ve benim favorim olan “eylemsiz merhamet” gibi güçlü adaylar vardı. Ama "dijital vicdan" hepsini sollayıp kürsüye oturdu. Çünkü maalesef artık vicdanlar da buluta yedekleniyor...

Şimdi eğri oturalım, doğru kaydıralım. Bir trajediyi paylaşıp altına kırık kalp emojisi koyunca, sanki Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’ymişiz gibi bir rahatlama geliyor değil mi? İşte TDK’nın elediği o "eylemsiz merhamet" tam olarak bu. Parmak ucuna sıkışmış, 24 saat sonra hikâyeyle birlikte silinip giden, şarj seviyesi %5’e düştüğünde panikleyen ama komşusunun kapısını çalmaya üşenen bir duyarlılıktan bahsediyorum.

Sahi birbirimizi ne kadar duyuyoruz?

Peki, dijital vicdanımızı rafa kaldırıp gerçek vicdanı nasıl uyandıracağız? Paylaşım yapma "borcumuzu" ödemeden nasıl birer "insan" olarak kalacağız?

İşte buradaki asıl mesele, ekran ışığı sönünce karanlıkta kalan kısımdır. Eğer bir haksızlığı paylaşıp binlerce "like/beğeni" alıyorsak ama o haksızlığın mağduru kapımıza gelse "Şimdi sırası değil!" diyorsak, bizim vicdanımız sadece bir yazılım kodundan ibaret demektir. Eylemsiz merhamet, vicdanın en konforlu ancak en çorak halidir aynı zamanda. Hiçbir şeyi yeşertmez, sadece bir şeylerin tozunu alır.

 

Peki, ne yapmalı? Paylaşmadan nasıl "duyurmalı”?

 

Gerçek duyuru, pikselle değil, temasla olur. Bir haksızlığa karşı sadece tweet atmak yerine, o haksızlığı giderecek bir kuruma, bir saatini ayırmak; bir çocuğun açlığını “hikâye” atmak yerine, mahalledeki bakkalın veresiye defterinden bir sayfa eksiltmek gerçek "eylemdir". Duyurmak istiyorsanız, bunu algoritmalara değil, çevrenizdeki hayatlara da duyurun demek istiyorum.

 

Çünkü vicdan, dijital bir bildirim değildir; ertelenemez. Bir haksızlık karşısında parmağınızı ekranda kaydırmak yerine, elinizi taşın altına koyduğunuzda; "tek tipleşmiş" kederler yerine, sahici ve sessiz iyilikler peşinde koştuğunuzda o TDK’nın seçtiği kelime anlamını yitirecek, insanlık anlam kazanacaktır.

 

Unutmayın; fişi çektiğinizde hâlâ sızlayan bir ruhunuz varsa, tebrikler; hâlâdijitalleşmemiş bir vicdanınız var demektir. Hem de en organiğinden, "offline" olanından.

Sözlerimden herhangi haksızlığın paylaşılmadan duyurulmaması gerektiği de algılanmasın! Sadece, vicdani eylemler, paylaşımlarda kısıtlı sürede kalmasın! Gerçek yaşamda da uygulansın ki 2026’nın kelimesi böyle çiğ bir anlama sahip bir kavram olmasın! Unutmadan, güçlü olmak değil, güçlü olmak zorunda bırakılmayacağımız bir yıl olsun hepimiz için… Sevgiyle kalın değerli okurlarım…

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (2)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve adanayerelhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
İsmail Kargöz
(01.01.2026 22:57 - #2417)
'Dijital vicdan' çok güzel olmuş çok farklı bir bakış açısı olmuş yine farklı bir noktadan bakmamı sağladınız Safiye YILMAZER URUK Hanım.
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve adanayerelhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Adanalı İbo
(02.01.2026 01:19 - #2420)
İlk Nisa bacımızın yazısını okudum çok güldüm. Şimdi sizin yanınızda bambaşka duyguya geçtim. Sizden sonra Kudret bacımızın yazısını okuyacağım bakalım sizin yazınızdan sonra kaçan uykum geri gelecek mi
Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve adanayerelhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
(0) (0)
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
islami chat islami sohbetler bizim mekan giftcardmall/mygift