Nahide Boğa
Köşe Yazarı
Nahide Boğa
 

OKUL OLAYLARI :1

  I. BÖLÜM: DİJİTAL YALNIZLIK VE ŞİDDET SARMALINDA ÇOCUKLARIMIZ Üzerine konuşmanın da yazmanın da zor olduğu ancak bir o kadar da önemli bir konu…Günlerdir cümleler kafamın içinde dönüp duruyor ama bir türlü kâğıda dökemedim. Çünkü hakikaten de zor bir mesele ama her şey gibi unutulup gitmemesi, alışılarak sıradanlaştırılmaması, aksine önem ve hassasiyetle çözüm üretilmesi gereken bir durum bu. “Okul olayları” dediğimde zaten ne demek istediğimi ve cümleleri bir araya getirmekte neden zorlandığımı siz de anlayacaksınız. Hepimizin zaten benzer şeyler hissettiğimize eminim.   Çocuklar… En masum, en temiz varlıklarımız… Peki, ne oldu da son zamanlarda bu okul olayları bu kadar arttı? Çocuklarımıza ne oldu? Belki de şunu sormamız gerekiyor:   Bize ne oldu? Bu sorunun tek bir cevabı yok, çünkü tek bir nedeni de yok!   Nedenlerden biri hızlı ve kontrolsüz değişim…Hepimiz değiştik. Üstelik bu değişim o kadar hızlı yaşanıyor ki, ardında kolektif bir hafıza bırakmadan akıp gidiyor günler ve ardı ardına sıralanmış olaylar. Peki, hafıza olmazsa ne olur? Hafıza olmazsa insan kendini koca bir boşluğun içinde bulur. Geçmişin birikimi taşınmayıp bugünler de alelacele özensiz yaşanınca, geleceğe dair belirsizliklerin olması kaçınılmaz hale gelir. İnsan beyni belirsizlikten hoşlanmaz; belirsizliğin yarattığı boşluğu çok geçmeden kaygı ile doldurur. Yaşanan hızlı değişimlerden eğitim ve sınav sistemlerimiz de nasibini alınca, çocukların ve gençlerin zihnindeki o belirsizlik çukuru gitgide büyüyerek çocuğu kaygılı ortamda kaybolmaya itiyor. Elbette birey olarak da ülke olarak da gelişmeye kapı aralayacak olan bu değişime sırtımızı dönecek değiliz. Ancak söz konusu hepimiz için ortak payda olan çocuklarımız olduğunda;bu hızın, hafıza oluşturmadan belirsizliklere yol açmasına izin vermemeli,daha sağlıklı sonuçlar üretmek için çabalamalıyız.   İkinci bir neden ise iletişim eksikliği.Burada doğrudan ekranları suçlamayacağım. Doğru yönetildiğinde ekran süreleri bile birlikte geçirilebilecek kaliteli zamanlara dönüştürülebilir. Ancak ekran, aynı evin içinde herkese ayrı bir dünya sunuyor ve aile bireylerini birbirinden koparıyorsa, çocuk yaşadığı yalnızlığın sonucunda kendi kurduğu sanal dünyanın içine gömülecektir. Bu kopukluk, ebeveynlerin çocukların dünyasındaki tehlikeleri ve riskleri önceden fark etmesini de ne yazık ki engelliyor.Zaten son dönemlerde yaşanan okul olayları da hep aynı noktaya işaret ediyor: İnternet ortamında kurulan kapalı gruplar. Çocuklar bu gruplarda zaman geçiriyor ve orada“kabul görüyor”. Ergen beynini manipüle ve motive etmeye yetecek bu tehlikeli ortamlar, tam da onların yalnızlığından istifade etmek için hazır bekliyor. İşte bu yüzden, sadece okulda değil, evde de aile eğitimi ve bilinçli ebeveynlik yaklaşımları hayati bir önem taşıyor.   Ebeveynlerin çocuklar üzerindeki emeği ve hassasiyetleri elbette ki yadsınamaz. Ancak şu da bir gerçek ki, çocuklar toplumun bir parçasıdır. Çevre ve toplum da en az anne baba kadar çocuğa doğru rol model olma konusunda sorumluluk taşır. Bir örnekte anne ve babanın çocuğun eğitimine gereken önemi gösterdiğini, onu sevgiyle büyüttüğünü, çocuğun ev ortamında kötü söz, küfür, hakaret ya da şiddet görmediğini farz edelim. Sonuç itibariyle bu çocuk, sosyalleştiği dış ortamlarda bu tür olumsuzluklara maruz kalıyor, bunlara tanıklık ediyorsa ve üstelik bu davranışlar toplumun büyük bir kesimi tarafından alkışlanıp “güç gösterisi” olarak kabul görüyorsa, bu durum çocuğun gerçeklik algısını bozacaktır.Demek ki mesele sadece ev içiyle sınırlı değil; çocukların adımladığı sokakların, parkların, yani tüm yaşam alanlarının güvenli hale getirilmesi gerekiyor.   Bilgisayar oyunlarının da bu sorunların tetikleyicisi olduğunu düşünüyorum. Haliyle itiraz edenler olacaktır, “Biz de benzer oyunlar oynadık,” diye. Katılıyorum; ben de Mario oynadım mesela. İtiraf ediyorum, çok da eğleniyordum! Ancak şu anda bir evde kaç birey varsa o kadar telefon, tablet ve bilgisayar var. Herkes kendi soyutlanmış dünyasında yaşıyor. Gerçeklik algısından yani gerçek hayattan kopuk bu dünyada oynanan bugünün popüler oyunlarında şiddet doğrudan ödüllendiriliyor. Çocuk şiddete teşvik edilirken; “başarı ve kazanma” dürtüsü sanal ödüllerle,“ seviye atlama (level atlama)” kavramıyla tatmin ediliyor. Biz oyunu eğlenmek için oynardık ancak şimdiki oyunlarla bunu kıyaslamak zor. Çocuklar şiddete teşvik edilip üstüne bir de ödüllendirilince o tehlikeli psikolojik eşik aşılıyor: Alışmak ve duyarsızlaşmak! Çocuklar şiddete alışıyor ve kanıksıyorlar. Katıldıkları sanal gruplardan da onay ve takdir desteğialınca,ekranda gördüklerini gerçek hayatta uygulamaya cüret edebiliyorlar.   Ve unutmak… Çok çabuk unutuyoruz.Yukarıda hafızanın öneminden bahsetmiştim; nesilden nesile aktarılan sözlü anlatılar kültürün oluşmasını sağlar ve böylece bir anlamda nesillerin korunmasına da katkı sağlar. Ancak burada unutmanın başka bir boyutuna değinmek istiyorum. İnsan zihni, unutmayı bir anlamda kendine bir korunma ve acıyla başa çıkma yöntemi olarak seçebilir. Yani insanın devam edebilmesi için bir miktar unutmaya, hafiflemeye ihtiyacı vardır. Esas tehlike şurada başlıyor: Ortada bariz, kronik bir sorun varken ve biz bunu kökten çözüme ulaştırmadan zihnimizin arka bahçesine atıyorsak –tıpkı bu okul olaylarında sıklıkla yaptığımız gibi– bu travmatik döngü tekrarlanmaya mahkûmdur.   Peki, bu travmatik döngüyü nasıl kıracağız? Çocuklarımızı kapalı grupların yalnızlığından, sokakların ve dijital dünyanın şiddet sarmalından nasıl koruyacağız? Bize ne olduğunu fark edip yeniden "biz" olmayı nasıl başaracağız? Yaranın yerini tespit ettik, şimdi sıra iyileşmekte. Bir sonraki yazıda; ailede başlayan, okulda filizlenen ve topluma yayılan o köklü, samimi ve gerçek çözüm yollarını konuşalım...
Ekleme Tarihi: 15 Ekim 2026 -Perşembe
Nahide Boğa

OKUL OLAYLARI :1

 

I. BÖLÜM: DİJİTAL YALNIZLIK VE ŞİDDET SARMALINDA ÇOCUKLARIMIZ

Üzerine konuşmanın da yazmanın da zor olduğu ancak bir o kadar da önemli bir konu…Günlerdir cümleler kafamın içinde dönüp duruyor ama bir türlü kâğıda dökemedim. Çünkü hakikaten de zor bir mesele ama her şey gibi unutulup gitmemesi, alışılarak sıradanlaştırılmaması, aksine önem ve hassasiyetle çözüm üretilmesi gereken bir durum bu. “Okul olayları” dediğimde zaten ne demek istediğimi ve cümleleri bir araya getirmekte neden zorlandığımı siz de anlayacaksınız. Hepimizin zaten benzer şeyler hissettiğimize eminim.

 

Çocuklar… En masum, en temiz varlıklarımız… Peki, ne oldu da son zamanlarda bu okul olayları bu kadar arttı? Çocuklarımıza ne oldu? Belki de şunu sormamız gerekiyor:

 

Bize ne oldu?

Bu sorunun tek bir cevabı yok, çünkü tek bir nedeni de yok!

 

Nedenlerden biri hızlı ve kontrolsüz değişim…Hepimiz değiştik. Üstelik bu değişim o kadar hızlı yaşanıyor ki, ardında kolektif bir hafıza bırakmadan akıp gidiyor günler ve ardı ardına sıralanmış olaylar. Peki, hafıza olmazsa ne olur? Hafıza olmazsa insan kendini koca bir boşluğun içinde bulur. Geçmişin birikimi taşınmayıp bugünler de alelacele özensiz yaşanınca, geleceğe dair belirsizliklerin olması kaçınılmaz hale gelir. İnsan beyni belirsizlikten hoşlanmaz; belirsizliğin yarattığı boşluğu çok geçmeden kaygı ile doldurur. Yaşanan hızlı değişimlerden eğitim ve sınav sistemlerimiz de nasibini alınca, çocukların ve gençlerin zihnindeki o belirsizlik çukuru gitgide büyüyerek çocuğu kaygılı ortamda kaybolmaya itiyor. Elbette birey olarak da ülke olarak da gelişmeye kapı aralayacak olan bu değişime sırtımızı dönecek değiliz. Ancak söz konusu hepimiz için ortak payda olan çocuklarımız olduğunda;bu hızın, hafıza oluşturmadan belirsizliklere yol açmasına izin vermemeli,daha sağlıklı sonuçlar üretmek için çabalamalıyız.

 

İkinci bir neden ise iletişim eksikliği.Burada doğrudan ekranları suçlamayacağım. Doğru yönetildiğinde ekran süreleri bile birlikte geçirilebilecek kaliteli zamanlara dönüştürülebilir. Ancak ekran, aynı evin içinde herkese ayrı bir dünya sunuyor ve aile bireylerini birbirinden koparıyorsa, çocuk yaşadığı yalnızlığın sonucunda kendi kurduğu sanal dünyanın içine gömülecektir. Bu kopukluk, ebeveynlerin çocukların dünyasındaki tehlikeleri ve riskleri önceden fark etmesini de ne yazık ki engelliyor.Zaten son dönemlerde yaşanan okul olayları da hep aynı noktaya işaret ediyor: İnternet ortamında kurulan kapalı gruplar. Çocuklar bu gruplarda zaman geçiriyor ve orada“kabul görüyor”. Ergen beynini manipüle ve motive etmeye yetecek bu tehlikeli ortamlar, tam da onların yalnızlığından istifade etmek için hazır bekliyor. İşte bu yüzden, sadece okulda değil, evde de aile eğitimi ve bilinçli ebeveynlik yaklaşımları hayati bir önem taşıyor.

 

Ebeveynlerin çocuklar üzerindeki emeği ve hassasiyetleri elbette ki yadsınamaz. Ancak şu da bir gerçek ki, çocuklar toplumun bir parçasıdır. Çevre ve toplum da en az anne baba kadar çocuğa doğru rol model olma konusunda sorumluluk taşır. Bir örnekte anne ve babanın çocuğun eğitimine gereken önemi gösterdiğini, onu sevgiyle büyüttüğünü, çocuğun ev ortamında kötü söz, küfür, hakaret ya da şiddet görmediğini farz edelim. Sonuç itibariyle bu çocuk, sosyalleştiği dış ortamlarda bu tür olumsuzluklara maruz kalıyor, bunlara tanıklık ediyorsa ve üstelik bu davranışlar toplumun büyük bir kesimi tarafından alkışlanıp “güç gösterisi” olarak kabul görüyorsa, bu durum çocuğun gerçeklik algısını bozacaktır.Demek ki mesele sadece ev içiyle sınırlı değil; çocukların adımladığı sokakların, parkların, yani tüm yaşam alanlarının güvenli hale getirilmesi gerekiyor.

 

Bilgisayar oyunlarının da bu sorunların tetikleyicisi olduğunu düşünüyorum. Haliyle itiraz edenler olacaktır, “Biz de benzer oyunlar oynadık,” diye. Katılıyorum; ben de Mario oynadım mesela. İtiraf ediyorum, çok da eğleniyordum! Ancak şu anda bir evde kaç birey varsa o kadar telefon, tablet ve bilgisayar var. Herkes kendi soyutlanmış dünyasında yaşıyor. Gerçeklik algısından yani gerçek hayattan kopuk bu dünyada oynanan bugünün popüler oyunlarında şiddet doğrudan ödüllendiriliyor. Çocuk şiddete teşvik edilirken; “başarı ve kazanma” dürtüsü sanal ödüllerle,“ seviye atlama (level atlama)” kavramıyla tatmin ediliyor. Biz oyunu eğlenmek için oynardık ancak şimdiki oyunlarla bunu kıyaslamak zor. Çocuklar şiddete teşvik edilip üstüne bir de ödüllendirilince o tehlikeli psikolojik eşik aşılıyor: Alışmak ve duyarsızlaşmak! Çocuklar şiddete alışıyor ve kanıksıyorlar. Katıldıkları sanal gruplardan da onay ve takdir desteğialınca,ekranda gördüklerini gerçek hayatta uygulamaya cüret edebiliyorlar.

 

Ve unutmak… Çok çabuk unutuyoruz.Yukarıda hafızanın öneminden bahsetmiştim; nesilden nesile aktarılan sözlü anlatılar kültürün oluşmasını sağlar ve böylece bir anlamda nesillerin korunmasına da katkı sağlar. Ancak burada unutmanın başka bir boyutuna değinmek istiyorum. İnsan zihni, unutmayı bir anlamda kendine bir korunma ve acıyla başa çıkma yöntemi olarak seçebilir. Yani insanın devam edebilmesi için bir miktar unutmaya, hafiflemeye ihtiyacı vardır. Esas tehlike şurada başlıyor: Ortada bariz, kronik bir sorun varken ve biz bunu kökten çözüme ulaştırmadan zihnimizin arka bahçesine atıyorsak –tıpkı bu okul olaylarında sıklıkla yaptığımız gibi– bu travmatik döngü tekrarlanmaya mahkûmdur.

 

Peki, bu travmatik döngüyü nasıl kıracağız? Çocuklarımızı kapalı grupların yalnızlığından, sokakların ve dijital dünyanın şiddet sarmalından nasıl koruyacağız? Bize ne olduğunu fark edip yeniden "biz" olmayı nasıl başaracağız?

Yaranın yerini tespit ettik, şimdi sıra iyileşmekte. Bir sonraki yazıda; ailede başlayan, okulda filizlenen ve topluma yayılan o köklü, samimi ve gerçek çözüm yollarını konuşalım...

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve adanayerelhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.