Kaçış!
Kendimizden kaçtığımızı kendimize bile itiraf edemeyiz çoğu zaman. Bu kaçışı haklı göstermek için türlü meşguliyetler yaratır ve hatta mazeretlerin arkasına saklanırız bir de. Sırf bu yüzden, istemeden de olsa kendimizden uzaklaşırız esasında.q Sonra da kısır bir döngünün içinde devinip dururuz öylece.
Yaşadığımız her anın kıymetini bildiğimizde ve her anın aslında bizlere sunulmuş bir armağan olduğunu hissettiğimizde ise başlayacak gerçek yaşam yolculuğu. Hayattan ne istediğimizi ve ne için yaşadığımızı bildiğimizde, işte o zaman hayat da farklı bir tondan gülümseyecek bizlere..
O halde ömrümüzden çalan gereksiz telaşların, yersiz meşguliyetlerin ayrımını yapıp, aslolan değerlerimizle daha çok, en çok meşgul olma zamanıdır şimdi. Anın öneminden bahsederiz hep. Ama çok anlar kaçıp gider elimizden, bazen hiç farkında bile olmadan...
Yüzleşme!
Bu iç döküşü, yakın zamanda yaşadığım kayıplar ve bir ay yatağa bağlı kalmama sebep olan (gelip geçici) rahatsızlığımın ardından, yine yeniden yaptığım iç sorgulamaların neticesinde yapıyorum. Her şeyin başı sağlık diye boşuna dememişler. Sağlık yerinde olmayınca kayıpların acısını bile içine bastırarak yaşıyor insan. Hayat cömertçe armağanlar sunarken bizlere, öte taraftan da gücümüzü zorlayan şeylerle de sınanıyoruz.
Hep güçlü durmaya alışmış olan bedenim zaruretle yatağa bağlanırken, yine aynı düsturla var olmaya çalışan yüreğim ise yorgunluğunu ve yılgınlığını yüzüme vurdu bu süreçte.
Hayatın bu çarkından geçerken ısrarla kendime hatırlattığım şeyleri, sizlere de söyledim yazının ilk kısmında. Unutuyoruz çünkü bazen! Ve o zaman hayatı göğüslemek zorlaşıyor; yaşamı sırtlayarak sürdürmenin getirdiği yükler altında eziliyoruz adeta.
Hakikat!
Hayat bir armağan! Yol bazen dikenli, bazen de gül bahçesi. Yine de o yolu yaşanılası kılmak için çabalayacak olan yine bizleriz. Çünkü yol ne kadar dikenli olursa olsun, üzerindeki güllerin kokusunu alabilmek, kendimize ve hayata borçlu olduğumuz en güzel meşguliyettir.