Mübarek Ramazan ayını uğurlarken, geride bıraktığımız günlerin muhasebesini yapmak hepimiz için bir sorumluluk olmalı. Bir ay boyunca sadece aç kalmadık; nefsimizi terbiye etmeye, sabrı öğrenmeye, paylaşmanın kıymetini yeniden hatırlamaya çalıştık. Aslında Ramazan, hayatın hızına kapılıp unuttuğumuz insani değerleri bize yeniden hatırlatan bir durak oldu.
Sofralarımız bereketlendi, gönüllerimiz yumuşadı. Bir lokmanın, bir yudum suyun ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha idrak ettik. İhtiyaç sahiplerini hatırladık, kapıları çaldık, gönüllere dokunmaya gayret ettik. Çünkü bu ay, sadece bireysel ibadetlerin değil, toplumsal dayanışmanın da zirveye ulaştığı bir zaman dilimidir.
Ancak asıl mesele, Ramazan bittikten sonra başlıyor. Bu ayda kazandığımız güzellikleri bir kenara bırakıp eski alışkanlıklarımıza dönmek, Ramazan’ın ruhuna en büyük haksızlık olur. Sabır sadece aç kalırken değil, öfkemizi kontrol ederken de gereklidir. Paylaşmak sadece iftar sofralarında değil, hayatın her alanında devam etmelidir. Hoşgörü ve merhamet, sadece bu aya ait geçici duygular olmamalıdır.
Bugün Ramazan’ı uğurlarken kendimize şu soruyu sormalıyız: Bu ay bize ne kattı ve biz bu kazanımları ne kadar sürdürebileceğiz? Eğer Ramazan’dan sonra da daha anlayışlı, daha yardımsever ve daha vicdanlı bireyler olabiliyorsak, işte o zaman bu mübarek ayı hakkıyla yaşamışız demektir.
Temennimiz odur ki; Ramazan’ın bereketi, huzuru ve kardeşlik iklimi yılın geri kalanına da sirayet etsin. Gönüllerimizde açılan o güzel kapılar kapanmasın, sofralarımızdaki bereket eksilmesin.
Mübarek Ramazan ayını uğurlarken, geride bıraktığı güzellikleri hayatımıza taşıyabilmek dileğiyle…
Hayırlı bayramlara.