Siyasette ikinci dönemler kritiktir. İlk dönem tanınma, toparlanma ve enkaz kaldırma sürecidir; ikinci dönem ise artık mazeretlerin bittiği, sonucun konuşulduğu zamandır. İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu için de tablo tam olarak budur.
Dervişoğlu, göreve geldiğinde yorgun, oy kaybetmiş ve yön arayışındaki bir parti devraldı.
İlk dönem, büyük ölçüde iç sarsıntıları durdurma, partiyi ayakta tutma çabasıyla geçti. Bu açıdan bakıldığında “yangını söndürdü” denebilir. Ancak siyaset sadece yangın söndürmek değildir; yeni bir yol açmayı da gerektirir.
Bugün asıl soru şudur:
İYİ Parti, Dervişoğlu’nun ikinci döneminde sadece varlığını mı sürdürecek, yoksa yeniden iddia mı koyacak?
Seçmen artık belirsizliği sevmiyor. “Ne AK Parti, ne CHP” demek tek başına yetmiyor. Seçmen şunu bilmek istiyor:
Bu parti ne istiyor, nereye gidiyor, ülkeye ne vaat ediyor?
Dervişoğlu’nun avantajı var. Tecrübeli, Meclis diline hâkim, hitabeti güçlü ve milliyetçi tabanda karşılığı olan bir isim. Sertliği ölçülü, çizgisi net. Ancak bu özellikler, güçlü bir teşkilat ve sahaya inen politikalarla desteklenmezse, kürsüde kalır; sandığa yansımaz.
İYİ Parti’nin temel açmazı hâlâ ortada duruyor:
Merkez sağ mı, milliyetçi merkez mi, yoksa muhalefetin üçüncü yolu mu?
Bu soruya net cevap verilmeden başarı zor.
Bir diğer kritik başlık da toplumun gerçek gündemi. Ekonomiyle boğuşan, göçten bunalan, adalet duygusu zedelenmiş bir seçmen var.
İYİ Parti bu alanlarda net, anlaşılır ve uygulanabilir çözümler üretirse ikinci dönem bir çıkışa dönüşebilir. Üretmezse, “haklı ama etkisiz” bir parti olarak kalma riski büyür.
Kısacası Dervişoğlu’nun ikinci dönemi bir fırsat penceresidir ama aynı zamanda son uyarı zilidir.
Toparlanma dönemi bitmiştir. Artık büyüme ya da küçülme konuşulacaktır.
Son söz şu:
Müsavat Dervişoğlu başarılı olabilir. Ama bu başarı, iyi niyetle değil; net rota, güçlü kadro ve sahaya inen siyasetle gelir. Aksi hâlde ikinci dönem, “olabilirdi ama olmadı” cümlesiyle anılır.