Bugünlerde kaliteye takmış durumdayım. Etrafımda olup
bitenlere “nasıldır” diye inceliyorum; nasıl olması gerektiğini de
düşünmeden edemiyorum.
Nereye, kime, neye baksam bayağılık akıyor. Sağım kalitesizlik,
solum kalitesizlik.
Bugün bir sınava girdim. Sınava giriş evrakım poşet dosyada
duruyordu. Kapıda görevli memur beni dövecek sandım. Poşet dosya
ile sınav salonuna giremezmişim.
Başka bir memur kulağımdaki pirsing (piercing) küpeyi
çıkarttırdı. Oysaki sınav evrakında “girilebilir” yazıyordu.
Nitekim girdiğim sınav benim için hayati bir sınav değildir. Ama
hayati önem taşıyan gençlerin girdiği bir sınav olsaydı, kapıdan girişte
olumsuz etkilenebilirlerdi.
Yine sınavdan devam edeyim. Sınav salonunda aydınlatma
yetersiz, sıralar çok sıkışıktı. Üstelik burası bir üniversiteydi.
Ön sırada oturan sınav adayı ağır bir parfüm kullanmıştı; başım
döndü, midem bulandı. Zaten hava soğuktu; cam açsak bizim halkımız
hemen üşür, kapattırır.
Salon görevlileri ilk başta ciddiydiler, fazla konuşmadılar. Ama
sınavın ilk yarısından sonra hem birbirleriyle hem de tanıdık bir sınav
adayıyla sohbet ettiler. Dikkatim dağıldı ve uyarmak zorunda kaldım.
Sınav bitti, çıkarken yanımızda zorunlu olarak getirdiğimiz araba
anahtarını girişte koyduğum karton kutuyu bulamadım. Eyvah!..
Dışarda, kapının önündeydi; içeriye almışlar, kutu yırtılmış, anahtarlar
etrafa saçılmıştı.
Benim bir günümden akılda kalanlar. Sonuç her taraftan bir
kalitesizlik akıyor. Ben bu sınava girmek için ücret ödedim. Daha
kaliteli bir muameleyi ve ortamı hak ediyorum. Ne yazık ki sonuç
ortada!
Yazdıklarımdan bir kurum ya da kişileri eleştirdiğim
anlaşılmasın. Buna benzer durumlar her yerde karşımıza çıkıyor.
Kalitesizlik her yerde.
Dedim ya, olan ve olması gereken şeklinde bakıyorum.
Aynı hikayeyi olması gereken şeklinde yeniden yazıyorum.
Kapıdan sırayla alınırken, görevli memur poşet dosyayı nereye
bırakabileceğimi nazikçe gösterdi.
Yanımızda getirdiğimiz araba anahtarı, cüzdan, telefon gibi
eşyalarımızı emanet dolaplarına bıraktık.
Basit takılar sınav evrakında yazdığı gibi sorun oluşturmadı.
Sınav salonu en fazla yirmi kişilikti. Oldukça temiz ve aydınlıktı.
Sınav esnasında görevliler, kendi aralarında fısıldaşmıyor, dikkat
dağıtmıyor, profesyonelce hareket ediyorlardı.
Sınava giren adaylar temiz giyimliydiler. Parfüm kokuları
kimseyi rahatsız etmeyecek düzeyde hafif ve tazeleyiciydi.
Son yazdıklarım çok mu zor yapılamayacak şeyler mi?
Bizler insan olarak bu kaliteyi hak etmiyor muyuz?
Yazdıklarım basit gibi düşünülebilir. Bu basitlikler bulaşıcı
hastalık gibidir, yayılır gider. Sonuç kaba saba toplumdur.
Dünyada onca acı, zulüm, gözyaşı varken benim yazdıklarım
“devede kulak kalır” dediğinizi duyar gibiyim.
Her ne oluyorsa zaten sorunları küçümsediğimizden olur. Her
birimiz kendi hayatımızda kalite bilincini benimseyerek, daha saygılı,
daha adil ve daha nitelikli bir toplumun inşasına katkıda bulunabiliriz.
Küçük sorunlar büyük sorunları doğurur. Görmezden gelinen
sorunlar çığ gibi büyüyüp üstümüze gelmeden önce, çözüm üretme ve
harekete geçme sorumluluğunu üstlenmeliyiz.
Sorumluluk almak kendimize olan saygımızın gereğidir.
MUAZZEZ TOĞRUL