Bir yazar arkadaşım söyleşi düzenledi. Söyleşiye ben de
katıldım. Gençlerden oluşan bir topluluğun sorularını cevaplandırdı.
Söyleşide en son çıkardığı kitabını tanıttı. Yazdığı kitap
toplumsal gerçekçi türe aitti. Toplumsal gerçeklik üzerinden söyleşi
ilerledi.
Söyleşiye dinleyici olarak katılan akademisyenler, yazarın
söylediklerini sosyolojik açıdan eleştirdiler. Yazar en sonunda ben
edebiyatçıyım, sosyolog değilim diyerek kendini ifade etti.
Söyleşiye konuk olarak katılan akademisyenler aslında bende
bilgiliyim, hatta daha bilgiliyim demeye çalıştılar.
Konuyu şuna bağlayacağım toplumumuzda öne çıkan insanları
aşağı çekmek, başarıyı görmezden gelmek ve takdir edememek vardır.
Oysaki birinin ilerlemesi başka birini etkilemez. İnsanlar
ilerlesin bunun kime ne zararı vardır. İnsanlığa çok yönlü katkı
sunmak iyidir.
Ben yazılar yazıyorum. Başkası da yazabilir, bunun bana ne
zararı vardır. Başkalarının yazması, benim başarmamı etkilemez.
Sadece kendinin ve yakınlarının başarısını görmek başka
insanların başarısını yok saymak oldukça ilkel ve bencilce bir
davranıştır.
Çocuğunun başarısı ile övünen insanlar, başka çocukların
başarısını görmezden geliyorsa burada bir sorun var demektir.
Başarmak herkesin hakkıdır.
Maçlarda görürüz, maçtan sonra kaybeden, kazananı kutlar.
Maçta kaybeden üzülse bile başarıyı takdir etmek insanı yüceltir.
Bunlar göstermelik olmamalıdır. Gerçek hayatta da böyle olmalıdır.
Takım halinde hareket etmek başarıya kolay ulaştırır. Kafa
kafaya verip yol haritası çizenler daha hızlı yol alırlar. Kollektif
hareket etmek bireysellikten daha hızlı başarıya ulaştırır. Bunlar
başarmanın anahtarlarıdır.
Atalarımız “Bir bilene sor.” demişler. Tecrübe önemlidir.
Sanatta, bilimde, tarihte, sporda başarılı olmuş insanların
hayatlarını araştırıp öğrenmelidir.
Başarılı insanların yaşadıkları zorluklarla mücadele etme
biçimleri öğrenilip öğrenenler pratik edilebilir.
Hiçbir başarı zahmetsiz değildir. Hayattaki zorluklar insanı daha
güçlü kılar.
İnsanın en büyük rakibi kendisi olmalıdır. Yapabileceğimizin en
iyisine odaklanırsak kazanan biz oluruz.
Başkalarının başarısı taklit edilirse, bir yerden sonra tıkanıp
kalınır. Kişi ne kadar çabalarsa çabalasın, taklit belli bir mesafe aldırır.
Toplum ise başarılı insanı görmezden gelmeyi bırakmalıdır.
Başarılı olanı aşağı çekmeye çalışmak, zararı yine topluma dokunan
bir hastalıktır. Bu tutum ilerleyememek ve çağın gerisinde kalmak
demektir.
Jack London’ın “Martin Eden” adlı kitabını anımsadım.
Kitaptaki karakter Martin Eden, kitabını bastırmak için uğraşırken,
maddi sıkıntılar çekerken hep yalnızdır. Bir süre sonra kitabı üne
kavuşur, böylece para da kazanır. Üne kavuştuktan sonra gelen ilgi
Martin Eden’i hayal kırıklığına uğratır. Bu sahte ilgiyi kaldıramaz.
Gemi yolculuğu yaparken kendini okyanusun sularına bırakır ve
hayatına son verir. Eğer kahramanımız ihtiyacı olduğu zaman takdir
edilip desteklenseydi, kitap daha farklı sonlanabilirdi.
Başarıya giden yoldaki yaşanan zorluklar aşılır ve başarılı
olunursa bu defa da herkes sizi alkışlamaya başlar. Oysaki aynı
insanlar baştaki çabanızı görmezden gelmişlerdi.
Başarıyı takdir edebilmek en büyük erdemlerdendir.
MUAZZEZ TOĞRUL