Ramazan geldi mi şehirde değir farklı atmosfer sarar her yeri. Fırınların önünde kuyruklar uzar, sahur vakti ışıklar geç saatlere kadar yanar, iftara doğru bir telaş sarar sokakları. Maneviyatın arttığı, paylaşmanın çoğaldığı bir zaman dilimidir bu. Fakat ne yazık ki aynı dönemde başka bir şey daha artar: birbirine laf yetiştirme hali.
Oruç tutanların bir kısmı, tutmayanlara dönüp hesap sormayı kendine görev bilir. “Neden tutmuyorsun?” sorusu, çoğu zaman bir meraktan değil, bir yargıdan doğar. Oysa ibadet, insan ile Rabbi arasındaki en mahrem bağdır. O bağa üçüncü bir gözün müdahalesi ne kadar yerindedir, düşünmek gerekir.
Oruç sadece aç kalmak değildir. Oruç, sabırdır. Oruç, nefsi terbiye etmektir. Oruç, dili tutmaktır. Eğer bir insan gün boyu midesine hâkim oluyor ama diline hâkim olamıyorsa, belki de eksik olan şey açlık değil, merhamettir. Zira bir başkasının tercihine, sağlık durumuna, inancına ya da özel hayatına dair hüküm vermek; orucun ruhuna yakışmaz.
Unutuyoruz: Herkesin şartı aynı değil. Kimi hastadır, kimi yolcudur, kimi hamiledir, kimi psikolojik olarak zor bir süreçten geçmektedir. Kimi inanç yolculuğunu başka bir yerden sürdürmektedir. Dışarıdan bakınca görünenle, insanın içinde yaşadığı arasında dağlar kadar fark olabilir. Biz ise çoğu zaman gördüğümüz kadarıyla hüküm veririz.
Dahası, ibadet gösterişe tahammül etmez. İnanç, baskıyla değil; örnek olarak, güzel ahlakla, incelikle yayılır. Bir insanın oruç tutuyor olması, ona başkasını küçümseme hakkı vermez. Tam tersine; daha anlayışlı, daha sabırlı, daha yumuşak olması beklenir.
Elbette bu, oruç tutmayanın tutanı küçümsemesi anlamına da gelmez. Asıl mesele, karşılıklı saygıdır. Bir toplumun olgunluğu, farklı tercihlere rağmen birlikte yaşayabilme kapasitesiyle ölçülür. Ramazan, ayrıştırmak için değil; birleştirmek için vardır.
Belki de şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir: Biz gerçekten oruç mu tutuyoruz, yoksa sadece aç mı kalıyoruz? Çünkü gerçek oruç; gözün harama bakmaması, kulağın dedikoduya kapanması, dilin kırıcı sözden sakınmasıdır. Gerçek oruç; bir başkasının lokmasına değil, kendi kalbimize bakmaktır.
Yargılayan değil, anlayan olmaktır. İbadetin en güzel hali sessiz olandır. Göze sokulmayan, başa kakılmayan, başkasını utandırmayan…
Ve belki de en makbul oruç; bir insanın kalbini incitmemek için susabilmektir.
Ramazan sofraları bereketle dolsun; ama gönüller yargıyla boşalmasın.
Çünkü en ağır açlık, merhametin eksikliğidir.
Hayırlı Ramazanlar Diliyorum...