8 Mart: Bir Gün Değil, Bir Hafıza ve Bir Direniş
8 Mart Dünya Kadınlar Günü…
Bugün çoğu yerde çiçeklerle, indirimlerle ve kutlama mesajlarıyla anılıyor. Oysa 8 Mart’ın kökeninde kutlama değil, acı, mücadele ve kaybedilen hayatlar var.
1857 yılında Amerika’nın New York kentinde, daha iyi çalışma koşulları talep eden tekstil işçisi kadınların grevi sırasında çıkan yangında 129 kadın işçi hayatını kaybetti. Kapılar kilitliydi. Kaçamadılar. Seslerini duyurmak isteyen kadınların çığlıkları fabrikayla birlikte kül oldu.
8 Mart, işte o kadınların anısına doğdu.
Fakat aradan geçen onca yıla rağmen bugün hâlâ dünyanın birçok yerinde kadınlar yalnızca eşit haklar için değil, yaşama hakkı için mücadele etmek zorunda.
Bugün bir kadın;
Bir sokakta,
Bir evde,
Bir iş yerinde,
Bazen en güvende olması gereken yerde…
Sırf kadın olduğu için öldürülebiliyor.
Kadın cinayetleri artık yalnızca bireysel trajediler değil; toplumsal bir yara, kolektif bir utanç haline geldi. Her yeni cinayet haberi, sadece bir hayatın değil; bir annenin, bir kızın, bir arkadaşın, bir hayalin de yarım kalması demek.
Ve her defasında aynı sorular yankılanıyor:
Neden?
Nasıl?
Daha kaç kadın?
Sorunun kökleri sadece bireysel öfke patlamalarında değil. Eşitsizlikte, öğrenilmiş erkeklik kalıplarında, görmezden gelinen şiddette, sessiz kalan toplumda yatıyor. Kadına yönelen şiddet, çoğu zaman küçük bir hakaretle başlıyor; kontrolle büyüyor ve bazen geri dönüşü olmayan bir noktaya ulaşıyor.
Oysa bir toplumun gerçek gelişmişliği, gökdelenleriyle ya da teknolojisiyle değil; kadınların ne kadar güvende yaşayabildiğiyle ölçülür.
Kadınların korkmadan yürüyebildiği sokaklar,
Fikirlerini özgürce söyleyebildiği evler,
Haklarını savunabildiği toplumlar…
İşte gerçek medeniyet budur.
8 Mart bu yüzden bir kutlama günü olmaktan çok, bir hatırlama ve yüzleşme günü olmalı. Kaybedilen kadınları unutmamak, onların hikâyelerini susturmamak ve yeni kayıpların yaşanmaması için ses yükseltmek…
Çünkü her kadın cinayeti yalnızca bir kadının değil, insanlığın kaybıdır.
Bugün çiçek vermek güzel olabilir.
Ama daha değerlisi, kadınların hayat hakkını savunmaktır.
Bugün bir mesaj paylaşmak anlamlı olabilir.
Ama daha anlamlısı, şiddetin karşısında susmamaktır.
Ve belki de 8 Mart’ın bize en önemli hatırlatması şudur:
Kadınların eşit, özgür ve güvenli yaşayabildiği bir dünya kurulmadıkça
hiçbir mücadele tamamlanmış sayılmayacaktır.
Bugün, geçmişte hayatını kaybeden tüm kadınları saygıyla anarken;
yaşayan kadınların korkmadan yaşayabildiği bir gelecek için
ses olmaya devam etmek zorundayız.
Çünkü 8 Mart bir gün değil;
bir hafıza, bir mücadele ve bir vicdan meselesidir.