Bir ilişkide en incitici yalnızlık, yan yana dururken hissedilendir. Aynı evde, aynı sofrada, hatta aynı yatakta… partnerinin dikkati sürekli başka yerdeyse, insan kendini görünmez hissetmeye başlar. O anlarda sorulan soru şudur: “Ben buradayım ama o gerçekten benimle mi?” Başkalarıyla ilgilenen partnerden kastım yalnızca fiziksel bir sadakatsizlik değil. Daha sık rastlananı, duygusal ve zihinsel dağınıklıktır. Sürekli telefonuna bakan, herkesin derdine koşan ama partnerinin ihtiyacını “sonra konuşuruz” diye erteleyen kişi… İş arkadaşlarının, ailesinin, çocuklarının ya da sosyal çevresinin ihtiyaçlarını önceleyip, ilişkiyi otomatik pilota alan partner. İlişkiler“nasıl olsa buradayız” rahatlığıyla değil, bilinçli ilgiyle ayakta kalır. İlgi, büyük jestlerden önce küçük temaslarda saklıdır: Dinlemek, fark etmek, merak etmek. Gününün nasıl geçtiğini gerçekten sormak. Cevabını da gerçekten duymak istemek. Başkalarıyla ilgilenen partner çoğu zaman kötü niyetli değildir. Aksine, sorumluluk sahibi, fedakâr, “herkese yetmeye” çalışan biridir. Ama tam da bu yüzden, en güvende hissettiği ilişkiyi ihmal eder. Çünkü bilir ki partneri anlayışlıdır, idare eder, bekler. Ne yazık ki ilişkiler, sürekli bekleyen taraf için yavaş yavaş yıpratıcı bir yere dönüşür. Buradaki temel mesele şudur: İlişkide öncelik sırası. Herkesin hayatında çocuklar, aile, iş, arkadaşlar vardır. Ancak partner, bu listenin sonunda kalıyorsa, zamanla bağ zayıflar ve zamanla kopar.Sevgi tek başına yetmez; sevginin görünür olması gerekir. İhmal edilen taraf genellikle iki uçtan birine savrulur: Ya daha çok çabalar, daha çok verir, daha anlayışlı olmaya çalışır… Ya da içten içe uzaklaşır, kırgınlığını sessizliğe gömer. Her iki yol da ilişkiyi beslemez; biri tükenmeye, diğeri kopmaya götürür. Peki çözüm nerede? Önce gerçeği dürüstçe görmekte. “Benim partnerim başkalarına benden daha mı ilgili?” sorusunu suçlama değil, farkındalıkla sormakta. Ardından duyguyu ifade etmekte: “Böyle olduğunda kendimi değersiz hissediyorum.” Suçlama değil, duygu dili. Başkalarıyla ilgilenen partner içinse şu soruyu sormak kıymetlidir: “Herkese yetişmeye çalışırken, en yakınımı kaybediyor olabilir miyim?” İlişki, artan zamandan değil; ayrılan zamandan beslenir. Yoğunluk mazeret olabilir ama sürekli bir gerekçe olmamalıdır. Çünkü hiçbir ilişki, artık ve yorgun zamanlarla uzun süre ayakta kalamaz. Unutmayalım: Bir partnerin en temel ihtiyacı, “önemli hissetmek”tir. kimse, sevdiği kişinin hayatında yalnızca “idare edilen” bir yer olmak istemez. Ve bazen bir ilişkiyi bitiren ihanet değil,sürekli ertelenmektir. Çünkü kimse sevdiği insanın hayatında sadece “idare edilen”biri gibi durmak istemez...