Yaşam, insana tüm olumlu duyguları hissettirirken; ölüm, tüm
olumsuz duygularını hissettirir.
Hissettirmeyi bırakın resmen yaşatır.
Yaşam, hayatta var olduğunu; ölüm, dünyadan göçüp gittiğini ifade
eder.
Kimse yaşam ve ölümü konuşmak istemese de ölüm de yaşam kadar
gerçektir.
Mesele yaşamı ölümü konuşmak değil, yaşamın, ölümün kişiye ne
hissettirdiğidir.
Kişi yaşamdan, ölümden ne anlıyor?
Önemli olan budur!
Ölüm, bir yok oluştur.
Peki yaşam nedir?
Bu soruya nasıl cevap verebiliriz?
Yaşam ve ölüm burada önemli hale geliyor.
Çoğu insan yaşamın, ölümün ne demek olduğunu bilmeden bu
dünyadan göçüp gidiyor.
Yaşam ve ölüm yeterli derecede sorgulansa dünya bu kadar yaşanmaz
hale gelmezdi.
Bu iki kavram sorgulanmadığı için bu haldeyiz.
Mesele bu!
Yoksa ne derdimiz var yaşam ve ölüm üzerine yazıp çizmeye,
kendimize dert etmeye.
Her ölüm, yaşayanlar için büyük ders niteliğindedir.
Ölüm bir uyarandır.
Ölüm bir çalar saattir.
Ölüm okunan bir ezandır.
Çocuklar, gençler; yaşları gereği ölümün ve yaşamın çok farkında
olmazlar.
Olmaları da beklenmez.
Çocukluğumda ölümler, camide okunan saladan başka bir şey değildi.
Sala verildikten sonra, imam bir isim zikreder, “Allah rahmet eylesin”
der, geçerdi.
Ne zaman yaşım ilerledi, yakınlarımı kaybetmeye başladım, işte o
zaman ölümün ne demek olduğunu anladım.
Yaşamı ve ölümü sorguladım.
Şunu fark ettim: Ölen kişi bu dünyadan göçüp gidiyor ve onun için
yaşam sonlanıyordu.
Ölen için yaşam da bitiyordu.
Her ölen kişi ile sen de biraz ölüyordun.
Yaşanmışlıkların azalıyor.
Eksiliyorsun…
Ölen kişi için yapılan tüm işler aslında yaşayanlar içindi.
Ölenin ardından yaşayan kişi ya da kişiler; inançları, gelenekleri,
görenekleri; örf, adetleri gereği bin yıllardır devam ettirdikleri
ritüelleri yerine getirmekteydi.
Ritüellerden birisinin eksik yapılması yaşayanın ya da yaşayanların
vicdanlarını rahatsız etmekteydi.
Her şey eksiksiz yapılmalıydı.
Benim için ritüeller değil ölümün bende bıraktığı etki çok önemliydi.
Sözlü iletişimde çok kullanılan bir söz vardır: “Söylediklerimde çok
samimiyim.” diye.
Her ölen kişi ruhumda derin yaralar açıyor, “niye yaşıyorum, niye bu
yaşam var?” demiyorum; “nasıl yaşamalıyım, iyi yaşamak için ne
yapmalıyım?” diyorum.
Yaşamı anlamlı hale getirmenin yollarını arıyorum.
Evet evet…
Yaşam nasıl anlamlı hale gelir?
Ne yaparsam yaşamı doğru yaşamış olurum?
Ve iyi insan olmanın ne kadar kıymetli olduğunu, iyi insan olmanın da
bilinçli, bilgili insan olmaktan geçtiğini kavrıyorum.
İyi insan olayım, demekle iyi insan olunmaz, maalesef…
Neyse…
Bu dünyada bir ölüm gerçeği var ve ne kadar yaşarsan yaşa yaşamın
sonu ölümdür.
Ölümsüzlük Allah’a mahsustur.
Yaşamın sonu ölüm ve yok olup gitmekse niye bu hırsızlık, kirlilik,
kötülük, düşmanlık, husumet, kırgınlık, adaletsizlik, kul hakkı…
Yazık taşıdığımız bu bedene.
Ne götürebilirsin öteki dünyaya…
Bir hoş seda bırakmak tüm çaba…
Gerisi boş ve gereksiz bir çaba…
Yaşamı ve ölümü anlamlı kılmak biz insanlara…
Daha ne diyebilirim!