Fatma Can
Köşe Yazarı
Fatma Can
 

DEĞİŞMEKTEN KORKMAYIN

Dünyanın döndüğü her an değişim ve dönüşüm kaçınılmazdır. Hareket eden her şey değişir ve dönüşür. Zaten evrende de her şey hareket halindedir. Her an yeniden yaratılır. Sürekli bir yenilenme hâli mevcutur. Peki herşey bu kadar yenilenme ve yeniden oluşum halindeyken biz nasıl oluyor da sürekli eski versiyonumuzda kalmayı başarabiliyoruz? Çünkü değişimden korkuyoruz! Değişmeyi seçmiyoruz ve ona öcü gibi bakıyoruz.    Değişmek bizi niçin ürkütür? Çünkü konfor alanımız olduğunu iddia ettiğimiz alandan dışarı çıkmayı istemeyiz. İstemediğimiz şey aslında 'değişim' değil, hemen hepimiz değişmeyi isteriz, istediğimizi de sıklıkla ifade ederiz. Ama hakikatinde, iç dünyamızda değişmeyi istemek bir yana, mevcut düzenimize bir parça zeval gelecek diye kendimizi sarar sarmalar, sırça köşklerimiz içinde binbir türlü bahaneyle avutur dururuz. Daima bir bahenemiz mevcuttur hayatımınızın her hangi bir alanında yaşanacak ufak çaplı bir değişim için bile... Asıl sorun, içinde kendimizi güya korunaklı bulduğumuz o alanın dışına bir türlü çıkamamaktır. Alışmışızdır aynı olayları yaşamaya, aynı tepkileri vermeye, aynı çıkmazlarda boğulmaya, aynı eşikleri geçememeye... Bazen bazı olaylarla hayat bize sinyaller verse, işaretler gönderse dahi, canımıza okunma pahasına, aşina olduğumuz yaşam döngüsünden kopmak istemeyiz. Ne de olsa olaylar da tanıdıkdır; olaylara verdiğimiz aldığımız tepkiler de olayların sonuçları da... Aynı sonuçlar aynı döngüyü doğurdukça aynı noktaya döner, aynı olayları yaşar dururuz bu alanda. Bu da bize kendimizi güvende hissettirir. Yolunda gitmeyen şeylerin olduğunu ara sıra sezdiğimiz olur, hatta çözümün de ne olduğunu biliriz ama hâlâ aynı noktadayızdır. Noktanın dışına çıkmak ise kabuğu kırmak demektir. Kabuğumuz bizim kendimizi koruma sistemimiz haline gelmiştir. Bu yüzden kabuğu kırmaktan korkarız. O kabuğun içinde kalıveririz sonra da… Eğer istemenize rağmen siz de kıramıyorsanız o kabuğu,dışarıdan kıracak bir etken gerekli demektir. Peki, bu nasıl olur?   Tabi ki deyine de herşeyden önce bunu tam olarak istemek gerekli. Öyle ağzının kenarı ile “istiyorum” değil, gerçekten istemektir mühim olan. Bir şeyi gerçekten istemek şifalanmanın en başıdır. Şifa dendiği zaman hep hastalık gibi algılanabiliyor. Hayır… Şifa, bizim kendimizi iyi hissetmemiz için gerekli olan her şeydir. Ve şifa önce içten başlar. Her şey içten dışa doğru sızar. Motive edici sözler, videolar, kitaplar vs. bunların hepsi elbette ki içsel huzuru ve kendimizi geliştirmemizi destekler ama bir yere kadar… Daha fazlasını istiyorsak, hayat amacımızı bilmek, kendimizin kim olduğunu öğrenmek istiyorsak kitaplar bizlere bir noktadan sonra yardımcı olamaz. Ya sonrası? Kitapların da ötesinde bir deneyim istiyorsak güzel bir rehberle her şey çok daha farklı olacaktır. Rehberiniz size; eskiyi getir yeniyi götür mantalitesiyle çalışır. Eski yani yıkık ve bitap düşmüş seni alır, eski parçalarını kullanmadan direkt çöpe atar ve seni yeni parçalar ile yeniden oluşturup seni sana geri verir. Yani yama yapmaz, üstüne kaplama yapıp -mış gibi göstermez. Tamamen yeniler ve seni sana yeni oluşumunla geri verir. Size sizi gösteren, potansiyellerinizin açığa çıkmasına yardımcı olan, yargılamayan, sizi siz olduğunuz için Yaradan’dan ötürü seven bir yol arkadaşı da işte size o kabuğunuzu kırdıracak ana etkendir.   Peki, doğru bir rehber nasıl olur ve bu rehber nasıl bulunur? Her şeyden önce, doğru bir rehber asla kendisine davet etmez. Ben ben demez. Hiç bir şeyi kendisinden bilmez ve egosu için sizi kullanmaz. Size sizi yansıtır. Aynanızdır o sizin artık. Yenilenme ihtiyacı hissettiğiniz an rehberiniz sizi bulacaktır. Adres arar gibi rehber arayışına girmeyeceksiniz. Siz hazır olduğunuzda bir anda o gelecek ve sizi bulacak, ortaya çıkacak… Böylelikle, siz de almanız gereken dersleri, dinlemeniz gereken deneyimleri “Evet, bu o kişi” diyerek kabul eder ve birlikte yolunuzu almaya başlamış olursunuz.   Peki, bir rehberle yol alma şekli nasıl olacak? Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, her şey adım adım olacak o yolda. Yani bebek adımlarıyla… Aceleyle, telaşla, hadi hemen olsun diyip, neden istediklerim olmuyor diyerek kendinizi ve rehberinizi strese  sokmanıza gerek yok. Yılların blokajını üzerinizden atmak için zamana ihtiyaç olacaktır. Dilediğiniz şeylere nasipte varsa elbette ulaşacaksınız. Zaten o yüzden bu yola girdiniz, nasibinizi bulma yoluna… Unutmayın ki, böyle bir girişimde bulunmak dahi nasiptir. Bir düşünün, kıramadığınız o kabuk içerisinde kalsaydınız her şey çok mu daha iyi olacaktı? Belki de ömrünüzün sonuna kadar aynı ya da benzer döngüleri yaşayarak öylece yaşayıp gidecektiniz. Dolayısıyla önce sabır, sonra çalışmak, sonra da tevekkül ile hayallerinizin ötesinde mutluluklara kapı açacaksınız. Rehberinize kulak verin, tecrübelerinden yararlanın, onu sıkmadan ve boğmadan emin adımlarla yolunuzda yürüyün. Sizin yapmanız gereken ne varsa zaten kendisi size tavsiyelerde bulunacaktır. Tavsiyeleri dinleyin. Dinlemenin önemi o kadar büyüktür ki, Hz. Mevlâna da Mesnevi’ye ilk olarak “Bişnev” yani “Dinle” diye başlamıştır. Kur’an-ı Kerim ise “Oku” ile başlar. Bu ikisi çok önemlidir. Dinleyelim ki, okuyabilelim. Her şey biz insanlar için…   Kabuğunuzu kırma kırıp içinizdeki öze ulaşma vakti. İçeride huzur olduğunda dışarıdaki huzuru görme vakti. Yaratılan her şeyde “O” nu görme vakti. Kendinize güvenin, Allah’a güvenin, “O”, kendisine güvenenleri asla yarı yolda bırakmaz…   Şifanız bol olsun.
Ekleme Tarihi: 03 Aralık 2021 - Cuma
Fatma Can

DEĞİŞMEKTEN KORKMAYIN

Dünyanın döndüğü her an değişim ve dönüşüm kaçınılmazdır. Hareket eden her şey değişir ve dönüşür. Zaten evrende de her şey hareket halindedir. Her an yeniden yaratılır. Sürekli bir yenilenme hâli mevcutur. Peki herşey bu kadar yenilenme ve yeniden oluşum halindeyken biz nasıl oluyor da sürekli eski versiyonumuzda kalmayı başarabiliyoruz?
Çünkü değişimden korkuyoruz! Değişmeyi seçmiyoruz ve ona öcü gibi bakıyoruz.
  
Değişmek bizi niçin ürkütür? Çünkü konfor alanımız olduğunu iddia ettiğimiz alandan dışarı çıkmayı istemeyiz. İstemediğimiz şey aslında 'değişim' değil, hemen hepimiz değişmeyi isteriz, istediğimizi de sıklıkla ifade ederiz. Ama hakikatinde, iç dünyamızda değişmeyi istemek bir yana, mevcut düzenimize bir parça zeval gelecek diye kendimizi sarar sarmalar, sırça köşklerimiz içinde binbir türlü bahaneyle avutur dururuz. Daima bir bahenemiz mevcuttur hayatımınızın her hangi bir alanında yaşanacak ufak çaplı bir değişim için bile... Asıl sorun, içinde kendimizi güya korunaklı bulduğumuz o alanın dışına bir türlü çıkamamaktır. Alışmışızdır aynı olayları yaşamaya, aynı tepkileri vermeye, aynı çıkmazlarda boğulmaya, aynı eşikleri geçememeye... Bazen bazı olaylarla hayat bize sinyaller verse, işaretler gönderse dahi, canımıza okunma pahasına, aşina olduğumuz yaşam döngüsünden kopmak istemeyiz. Ne de olsa olaylar da tanıdıkdır; olaylara verdiğimiz aldığımız tepkiler de olayların sonuçları da... Aynı sonuçlar aynı döngüyü doğurdukça aynı noktaya döner, aynı olayları yaşar dururuz bu alanda. Bu da bize kendimizi güvende hissettirir. Yolunda gitmeyen şeylerin olduğunu ara sıra sezdiğimiz olur, hatta çözümün de ne olduğunu biliriz ama hâlâ aynı noktadayızdır. Noktanın dışına çıkmak ise kabuğu kırmak demektir. Kabuğumuz bizim kendimizi koruma sistemimiz haline gelmiştir. Bu yüzden kabuğu kırmaktan korkarız. O kabuğun içinde kalıveririz sonra da… Eğer istemenize rağmen siz de kıramıyorsanız o kabuğu,dışarıdan kıracak bir etken gerekli demektir. Peki, bu nasıl olur?
 
Tabi ki deyine de herşeyden önce bunu tam olarak istemek gerekli. Öyle ağzının kenarı ile “istiyorum” değil, gerçekten istemektir mühim olan. Bir şeyi gerçekten istemek şifalanmanın en başıdır. Şifa dendiği zaman hep hastalık gibi algılanabiliyor. Hayır… Şifa, bizim kendimizi iyi hissetmemiz için gerekli olan her şeydir. Ve şifa önce içten başlar. Her şey içten dışa doğru sızar. Motive edici sözler, videolar, kitaplar vs. bunların hepsi elbette ki içsel huzuru ve kendimizi geliştirmemizi destekler ama bir yere kadar… Daha fazlasını istiyorsak, hayat amacımızı
bilmek, kendimizin kim olduğunu öğrenmek istiyorsak kitaplar bizlere bir noktadan sonra yardımcı olamaz. Ya sonrası? Kitapların da ötesinde bir deneyim istiyorsak güzel bir rehberle
her şey çok daha farklı olacaktır. Rehberiniz size; eskiyi getir yeniyi götür mantalitesiyle çalışır. Eski yani yıkık ve bitap düşmüş seni alır, eski parçalarını kullanmadan direkt çöpe atar
ve seni yeni parçalar ile yeniden oluşturup seni sana geri verir. Yani yama yapmaz, üstüne kaplama yapıp -mış gibi göstermez. Tamamen yeniler ve seni sana yeni oluşumunla geri verir.
Size sizi gösteren, potansiyellerinizin açığa çıkmasına yardımcı olan, yargılamayan, sizi siz olduğunuz için Yaradan’dan ötürü seven bir yol arkadaşı da işte size o kabuğunuzu kırdıracak ana etkendir.
 
Peki, doğru bir rehber nasıl olur ve bu rehber nasıl bulunur? Her şeyden önce, doğru bir rehber asla kendisine davet etmez. Ben ben demez. Hiç bir şeyi kendisinden bilmez ve egosu
için sizi kullanmaz. Size sizi yansıtır. Aynanızdır o sizin artık. Yenilenme ihtiyacı hissettiğiniz an rehberiniz sizi bulacaktır. Adres arar gibi rehber arayışına girmeyeceksiniz. Siz hazır olduğunuzda bir anda o gelecek ve sizi bulacak, ortaya çıkacak… Böylelikle, siz de almanız gereken dersleri, dinlemeniz gereken deneyimleri “Evet, bu o kişi” diyerek kabul
eder ve birlikte yolunuzu almaya başlamış olursunuz.
 
Peki, bir rehberle yol alma şekli nasıl olacak? Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, her şey adım adım olacak o yolda. Yani bebek adımlarıyla… Aceleyle, telaşla, hadi hemen olsun diyip, neden istediklerim olmuyor diyerek kendinizi ve rehberinizi strese  sokmanıza gerek yok. Yılların blokajını üzerinizden atmak için zamana ihtiyaç olacaktır. Dilediğiniz şeylere nasipte varsa elbette ulaşacaksınız. Zaten o yüzden bu yola girdiniz, nasibinizi bulma yoluna… Unutmayın ki, böyle bir girişimde bulunmak dahi nasiptir. Bir düşünün, kıramadığınız o kabuk içerisinde kalsaydınız her şey çok mu daha iyi olacaktı? Belki de ömrünüzün sonuna kadar aynı ya da benzer döngüleri yaşayarak öylece yaşayıp gidecektiniz. Dolayısıyla önce sabır, sonra çalışmak, sonra da tevekkül ile hayallerinizin ötesinde mutluluklara kapı açacaksınız. Rehberinize kulak verin, tecrübelerinden yararlanın, onu sıkmadan ve boğmadan emin adımlarla yolunuzda yürüyün. Sizin yapmanız gereken ne varsa zaten kendisi size tavsiyelerde bulunacaktır. Tavsiyeleri dinleyin. Dinlemenin önemi o kadar büyüktür ki, Hz. Mevlâna da Mesnevi’ye ilk olarak “Bişnev” yani “Dinle” diye başlamıştır. Kur’an-ı Kerim ise “Oku” ile başlar. Bu ikisi çok önemlidir. Dinleyelim ki, okuyabilelim. Her şey biz insanlar için…
 
Kabuğunuzu kırma kırıp içinizdeki öze ulaşma vakti. İçeride huzur olduğunda dışarıdaki huzuru görme vakti. Yaratılan her şeyde “O” nu görme vakti. Kendinize güvenin, Allah’a
güvenin, “O”, kendisine güvenenleri asla yarı yolda bırakmaz…
 
Şifanız bol olsun.
Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve adanayerelhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.