Ve Sinek Hala Yaşıyor… Ver Mehteri!

EĞİTİM 26.04.2026 - 18:13, Güncelleme: 26.04.2026 - 18:13 153 kez okundu.
 

Ve Sinek Hala Yaşıyor… Ver Mehteri!

Denizli Eğitim Gücü Sen Şube Başk. Yard.Ömer KACAR; Ve Sinek Hala Yaşıyor… Ver Mehteri!

Son günlerde öyle garip olaylar yaşıyoruz ki; irade sahibi varlıklar olan biz insanlar, olup biteni anlamakta gerçekten zorlanıyoruz. Hani bir tabir vardır ya: “Bir film gibi geçti gözümün önünden.” İşte tam da öyle… Olaylar gözümüzün önünden bir film şeridi gibi akıp gidiyor; ancak çoğunu takip etmekte ve anlamlandırmakta güçlük çekiyoruz. Yaşananların bir kısmı derin üzüntü barındırırken, bir kısmı da akıl almaz bir trajikomediye dönüşüyor. Bununla birlikte, tüm bu karmaşanın içinde hâlâ insanlık adına bir duruş uğruna mücadele eden, varoluş gayesini unutmayan yiğitlere de rastlıyoruz. Dokuz sene önce başladığım okul yöneticiliği görevlerimde, masamda her zaman duran ve benim için anlamı büyük olan dört unsur vardır. Nereye gidersem gideyim, onları da yanımda taşırım. İlki, üzerinde “öğretmen” yazan bir isimliktir. Bu, hangi makamda olursam olayım, hangi görevi üstlenirsem üstleneyim; özümde bir öğretmen olduğumu unutmamam içindir. Çünkü bizler; doğruluğu, iyiliği ve güzelliği öğreten, yol gösteren, rehberlik eden, dostluk eden ve en önemlisi doğru bilgiye giden yolu gösteren insanlar olmalıyız. İkincisi bir pusuladır. Bu pusula; bir yönetici olarak doğruluktan ve adaletten asla sapmamam gerektiğini hatırlatır. Karşıma ne çıkarsa çıksın, ne tür zorluklarla karşılaşırsam karşılaşayım, hatta tehditler alsam dahi; kişiliğimden ödün vermeden o makamda durabilmem gerektiğini fısıldar. Çünkü insan, bulunduğu makamda başkaları için değil; inandığı değerler için vardır. Rotası asla şaşmamalıdır. Üçüncüsü, İstanbul temalı bir taş boyamadır. İstanbul; özgürlüktür, fetih ruhudur, gönülleri kazanma sanatıdır. Bir mücadelenin sembolüdür. İstanbul, Fatih’tir. O koltukta oturuyorsan, fethetmeye; yani gönüller kazanmaya talip olmuşsun demektir. Dördüncüsü ise bir kelebek figürüdür. Kelebeğin ömrünün bir gün olduğu söylenir. Bu figür bana, hayatın geçiciliğini hatırlatır. Ne olursan ol, yarına garantin yoktur. Bu yüzden kibirden uzak durmalı, bulunduğun makamın geçici olduğunu bilmelisin. Bugün varsın, yarın yoksun. Tüm bunlara rağmen günümüz olaylarına baktığımızda, insanların birbirinin sırtına basarak yükselmeye çalıştığını görüyoruz. Oysa yarının garanti olmadığı bir dünyada, bu kadar ihtirasın, bu kadar vicdan erozyonunun anlamı nedir? Kendi ellerimizle bu kadar çürümüş bir düzen kurmanın kime, ne faydası vardır? … Biz yıllardır şunu söylüyoruz: Okullara siyaset girmemelidir. Eğer girecekse, o zaman bunu açıkça yasallaştıralım; her okulun bahçesine parti bayrakları asalım (!). Bu mümkün mü? Elbette değil. Öyleyse soralım: Okul müdürlerinden, öğretmenlerden, öğrencilerden ne istiyorsunuz? Okullar, siyaset yapılacak yerler değildir. Okullar, ilim ve irfan yuvalarıdır. Bir neslin inşa edildiği yerlerdir. Hani deriz ya; Akşemseddin’in sözünü dinlemeyen Fatih Sultan Mehmet’i terbiye etmek için babası II. Murad’a bile tokat attığı bir geleneğin mirasçılarıyız diye… İşte o ruhu kaybetmemek gerekir. Gelelim meselenin özüne… Bir hikâye vardır: Kahvede oturan bir müşterinin çayına sinek düşer. Müşteri, “Çayıma sinek düştü” diyerek çayı içmez ve parasını ödemez. Sonuçta ne müşteri çay içebilmiştir ne de kahveci parasını alabilmiştir. Ama sinek kurtulur ve uçar gider. Yani sinek yaşamıştır. Bir ses düştü zamana, Yarısı gerçek, yarısı kurgu— Hakikat sustu, Gürültü konuştu. Bir çay soğudu masada, İçinde bir sinek— Ne çay içildi, Ne emek anıldı… Ama sinek uçtu, Ve alkışlandı karanlıkta. Ama bazıları için gerçekler değil, algı önemlidir. Fırsat kollayanlar, adeta avını bekleyen akbabalar gibi harekete geçmiştir. Ne öğretmenin, ne yöneticinin, ne öğrencinin, ne de velinin duygusu düşünülmüştür. Ama sinek hâlâ yaşamaktadır. Bu yüzden bir yere talipseniz, mutlaka bir nedeniniz olmalıdır. Ve o neden, onurlu bir duruşla desteklenmelidir. Çünkü geriye kalan her şey, gelip geçicidir. Zira hakikat, Ne bağırır, Ne kendini savunur— Sadece bekler. Ve gün gelir, Sineklerin gürültüsü diner, Sessizlik konuşur. İşte o zaman, İnsan kendine sorar: “Ben neye inandım?” Yazarın Notu; Anlatılanlar gerçek bir yaşantıdan alınmış olup hiçbir canlıya zarar verilmemiştir. Ömer KACAR Denizli Eğitim Gücü Sen Şube Başk. Yard.
Denizli Eğitim Gücü Sen Şube Başk. Yard.Ömer KACAR; Ve Sinek Hala Yaşıyor… Ver Mehteri!


Son günlerde öyle garip olaylar yaşıyoruz ki; irade sahibi varlıklar olan biz insanlar, olup
biteni anlamakta gerçekten zorlanıyoruz. Hani bir tabir vardır ya: “Bir film gibi geçti
gözümün önünden.” İşte tam da öyle… Olaylar gözümüzün önünden bir film şeridi gibi
akıp gidiyor; ancak çoğunu takip etmekte ve anlamlandırmakta güçlük çekiyoruz.
Yaşananların bir kısmı derin üzüntü barındırırken, bir kısmı da akıl almaz bir trajikomediye
dönüşüyor. Bununla birlikte, tüm bu karmaşanın içinde hâlâ insanlık adına bir duruş
uğruna mücadele eden, varoluş gayesini unutmayan yiğitlere de rastlıyoruz.
Dokuz sene önce başladığım okul yöneticiliği görevlerimde, masamda her zaman duran ve
benim için anlamı büyük olan dört unsur vardır. Nereye gidersem gideyim, onları da yanımda
taşırım.
İlki, üzerinde “öğretmen” yazan bir isimliktir. Bu, hangi makamda olursam olayım, hangi
görevi üstlenirsem üstleneyim; özümde bir öğretmen olduğumu unutmamam içindir.
Çünkü bizler; doğruluğu, iyiliği ve güzelliği öğreten, yol gösteren, rehberlik eden, dostluk
eden ve en önemlisi doğru bilgiye giden yolu gösteren insanlar olmalıyız.
İkincisi bir pusuladır. Bu pusula; bir yönetici olarak doğruluktan ve adaletten asla
sapmamam gerektiğini hatırlatır. Karşıma ne çıkarsa çıksın, ne tür zorluklarla
karşılaşırsam karşılaşayım, hatta tehditler alsam dahi; kişiliğimden ödün vermeden o
makamda durabilmem gerektiğini fısıldar. Çünkü insan, bulunduğu makamda başkaları
için değil; inandığı değerler için vardır. Rotası asla şaşmamalıdır.
Üçüncüsü, İstanbul temalı bir taş boyamadır. İstanbul; özgürlüktür, fetih ruhudur,
gönülleri kazanma sanatıdır. Bir mücadelenin sembolüdür. İstanbul, Fatih’tir. O
koltukta oturuyorsan, fethetmeye; yani gönüller kazanmaya talip olmuşsun demektir.
Dördüncüsü ise bir kelebek figürüdür. Kelebeğin ömrünün bir gün olduğu söylenir. Bu
figür bana, hayatın geçiciliğini hatırlatır. Ne olursan ol, yarına garantin yoktur. Bu

yüzden kibirden uzak durmalı, bulunduğun makamın geçici olduğunu bilmelisin. Bugün
varsın, yarın yoksun.
Tüm bunlara rağmen günümüz olaylarına baktığımızda, insanların birbirinin sırtına basarak
yükselmeye çalıştığını görüyoruz. Oysa yarının garanti olmadığı bir dünyada, bu kadar
ihtirasın, bu kadar vicdan erozyonunun anlamı nedir? Kendi ellerimizle bu kadar
çürümüş bir düzen kurmanın kime, ne faydası vardır?

Biz yıllardır şunu söylüyoruz: Okullara siyaset girmemelidir. Eğer girecekse, o zaman bunu
açıkça yasallaştıralım; her okulun bahçesine parti bayrakları asalım (!). Bu mümkün mü?
Elbette değil.
Öyleyse soralım: Okul müdürlerinden, öğretmenlerden, öğrencilerden ne istiyorsunuz?
Okullar, siyaset yapılacak yerler değildir. Okullar, ilim ve irfan yuvalarıdır. Bir neslin inşa
edildiği yerlerdir.
Hani deriz ya; Akşemseddin’in sözünü dinlemeyen Fatih Sultan Mehmet’i terbiye etmek
için babası II. Murad’a bile tokat attığı bir geleneğin mirasçılarıyız diye… İşte o ruhu
kaybetmemek gerekir.
Gelelim meselenin özüne…
Bir hikâye vardır: Kahvede oturan bir müşterinin çayına sinek düşer. Müşteri, “Çayıma sinek
düştü” diyerek çayı içmez ve parasını ödemez. Sonuçta ne müşteri çay içebilmiştir ne de
kahveci parasını alabilmiştir. Ama sinek kurtulur ve uçar gider.
Yani sinek yaşamıştır.
Bir ses düştü zamana,
Yarısı gerçek, yarısı kurgu—
Hakikat sustu,
Gürültü konuştu.
Bir çay soğudu masada,
İçinde bir sinek—
Ne çay içildi,
Ne emek anıldı…
Ama sinek uçtu,
Ve alkışlandı karanlıkta.
Ama bazıları için gerçekler değil, algı önemlidir. Fırsat kollayanlar, adeta avını
bekleyen akbabalar gibi harekete geçmiştir. Ne öğretmenin, ne yöneticinin, ne öğrencinin,
ne de velinin duygusu düşünülmüştür.
Ama sinek hâlâ yaşamaktadır.
Bu yüzden bir yere talipseniz, mutlaka bir nedeniniz olmalıdır. Ve o neden, onurlu bir
duruşla desteklenmelidir.
Çünkü geriye kalan her şey, gelip geçicidir.

Zira hakikat,
Ne bağırır,
Ne kendini savunur—
Sadece bekler.
Ve gün gelir,
Sineklerin gürültüsü diner,
Sessizlik konuşur.
İşte o zaman,
İnsan kendine sorar:
“Ben neye inandım?”
Yazarın Notu; Anlatılanlar gerçek bir yaşantıdan alınmış olup hiçbir canlıya zarar verilmemiştir.

Ömer KACAR
Denizli Eğitim Gücü Sen
Şube Başk. Yard.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve adanayerelhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.
islami chat islami sohbetler bizim mekan çemberleme makinası kurumsal web dini chat