Ömer KACAR; Kel Başa Şimşir Tarak
Ömer KACAR; Kel Başa Şimşir Tarak
Denizli Eğitim Gücü Sen İl Şube Başkan Yardımcısı Ömer KACAR; Kel Başa Şimşir Tarak
Denizli Eğitim Gücü Sen İl Şube Başkan Yardımcısı Ömer KACAR; Kel Başa Şimşir Tarak
Kel Başa Şimşir Tarak; İki Kelimelik Devrim
Geçtiğimiz günlerde bir eğitim yöneticisi bir arkadaşımız ile sohbet ediyorduk. Konu,
her zaman olduğu gibi döndü dolaştı devlet memurluğunun, idari kadroların ve
dolayısıyla sistemin mevcut durumuna geldi. Arkadaşımız, bir gün önce yaşadığı ve
aslında sistemin röntgenini çeken küçük ama sarsıcı bir olayı paylaştı benimle.
Saat 16.40. Mesai bitimine dakikalar var. Acil bir satırlık yazı hazırlanıp üst makama
ivedi şekilde gönderilecek. Tek yapılması gereken, bir satır yazı yazılacak ve
gönderilecek. Okul müdürü, haklı olarak sistemden gelen bu acil görevi müdür
yardımcısına tevdi ediyor. Ancak o dakikadan sonra, işin kendisinden daha büyük bir
"gerekçe ve mazeret" fırtınası kopuyor.
Müdür yardımcısı telefonda: "Hocam buna ne yazacağız? Bu saatte nasıl olacak?
Şimdi göndersek okuyacaklar mı? Yarın sabah olsa olmaz mı? Gibi gibi bir sürü
sözcük kalıpları.
Durumu yaşayan kurum amiri arkadaşım en sonunda isyan ediyor: "Yahu arkadaş,
bana bu mazeretleri sıralayana kadar iki dakikada o yazı yazılıp gönderilseydi,
yazı şimdiye çoktan yerine ulaşmıştı!"
Buraya kadar okuduklarınız size tanıdık geldi, değil mi? İş üretmek yerine işten
kaçmanın felsefesini yapan, sorumluluk almamak için kırk dereden su getiren
yeni nesil memur profili… Haklı bir serzeniş, çözülmesi gereken yapısal bir
sorun.
Ancak hikayenin asıl trajikomik, asıl can acıtan ve devletin vizyonunu sorgulatan
kısmı burası değil. Asıl dram, bu yaşanan sohbeti dinleyen ve devletin denetim
mekanizmasının en üst halkalarından birini temsil eden üst makam bir
yetkilinin verdiği cevapta gizli.
üst makam bir yetkili, anlatılan bu idari lakayıtlığı, iş bilmezliği ve hiyerarşik hantallığı
yarım kulakla(!) dinliyor. Muhatabı ondan sisteme dair derin bir analiz, bir
yöneticinin nasıl yetiştirilmesi gerektiğine dair yapısal bir eleştiri beklerken,
devletin koca üst makam bir yetkilisi meseleye adeta bir "kahvehane hakemliği"
vizyonuyla yaklaşıyor ve o dâhice (!) çözümü sunuyor:
"Sen yaz." “Niye sen yazmadın?”(!)
Bir an ironi yapıyor zannedip yüzüne baktığında olayın ciddiyetini kavrayınca, işte o
an, kelimelerin tükendiği, devlet aklının ve denetim vizyonunun dar bir kalıba
sıkıştığı andır. üst makam bir yetkilinin bu cevabı, aslında bireysel bir sığlığın
değil, sistemin geldiği noktanın bir tezahürüdür.
Eğitim yönetici arkadaşım içinden haklı olarak, "Mesele benim o bir satırlık yazıyı
yazıp yazmamam mı? Sen koskoca olaydan, bir okul müdürünün sekreterya
işini yapamadığı sonucunu mu çıkardın? Olaylara bakış açın gerçekten bu
kadar mı sığ?" diye geçiriyor. Ama ne fayda…
Bu iki kelimelik cevap, devletin en yetkili, en donanımlı olması gereken insanlarının
bile olaylara nasıl "günü kurtarma" mantığıyla baktığının acı bir vesikasıdır.
üst makamdaki bu yetkilinin görevi, idarecinin önüne çıkan angaryayı onun yerine
çözmek ya da "Sen yapıver de konu kapansın" demek değildir. üst makam bir
yetkili, liyakati denetler; sorumluluktan kaçan memurun neden o koltukta oturduğunu
sorgular; devletin işleyiş mekanizmasındaki paslanmayı görür ve oraya neşter vurur.
Eğer devletin denetleyicisi bu yetkilisi, unvanı "yardımcı" olan ama işe "köstek" olan
personelin durumunu normalleştirip, yükü yine sorumluluk bilinci taşıyan
yöneticinin sırtına yıkıyorsa; orada sadece bir müdür yardımcısı tembelliği yok
demektir. Orada, devletin yönetim felsefesinde ciddi bir eksen kayması var
demektir.
Devlet aklı ve terbiyesi ile yetişen bizlerin devletin geldiği bu noktada Müdür
yardımcısının durumuna üzülürken, üst makamlardaki bu yetkilinin bakış
açısıyla sarsılmak… İşte asıl trajedimiz budur. Bizler "Sistem nasıl kurtulur?" diye
dertlenirken, yukarılardan gelen "Sen yazıver" sesleri, bu devletin sırtındaki asıl
yüktür.
Çünkü mesele o yazının gitmesi değil; o yazıyı yazması gerekenlerin devlet
ciddiyetinden gitmiş olmasıdır.
…Ve burada devlet, sorumluluktan kaçanların hantallığıyla değil; o hantallığı
'Sen yapıver' diye geçiştiren makamların sığlığıyla irtifa kaybeder. Asıl
kurtulmamız gereken, yangını söndürmek yerine ev sahibine 'Kovayı sen taşı'
diyen bu trajikomik denetim anlayışıdır ve devlet acilen bu hantallıktan
kurtulmalıdır.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

