Kurtarıcı Maskeli Kuşatmalar içinde Sendikal Biat Kültürü ve Bireyin Direnişi
Kurtarıcı Maskeli Kuşatmalar içinde Sendikal Biat Kültürü ve Bireyin Direnişi
Merkezefendi Eğitim Gücü Sen İlçe Temsilcisi Ömer KACAR; Ve tarih, celladına âşık olanları değil, o celladın kılıcını elinden alan onurlu duruşları yazacaktır.
Merkezefendi Eğitim Gücü Sen İlçe Temsilcisi Ömer KACAR; Ve tarih, celladına âşık olanları değil, o celladın kılıcını elinden alan onurlu duruşları yazacaktır.
Modern çalışma hayatında sendikalar, emeğin hakkını korumak için var olan kalelerdir. Ancak
günümüzde bazı sendikal yapılar, üyelerini korumak yerine onları ;ehlileştirmeyi hedefleyen
sofistike! birer mühendislik projesine dönüşmüş durumda. Bu yapıların en tehlikeli stratejisi ise;
bizzat kurguladıkları krizlerle! üyeyi köşeye sıkıştırıp, sonra kurtarıcı(!) rolünde sahneye çıkmaktır.
Bu tür yapılar kumpasın psikolojisini çok iyi yönetmektedirler. Önce muhtaç et, sonra biat al
taktiğini uygulamaktadırlar. Bu sistemin işleyişi oldukça sinsidir. Üyenin bir sorunu mu var? Sürece
hemen müdahale olurlar. Ancak bu müdahale, sorunu çözmek için değil; süreci çıkmaza sokmak,
belirsizliği derinleştirmek ve üyeyi çaresiz bırakmak içindir. Plan oldukça basittir aslında. Üye, içine
düştüğü (veya planlı bir şekilde düşürüldüğü diyelim biz!) labirentte yönünü kaybedecek,
panikleyecek, en sonunda plan tıkır tıkır işlemiş olacak ve oyunun/planın sonunda sendika kapısında
"Aman etmeyin, eylemeyin, beni bu durumdan kurtarın diyecektir.
İşte o an, sendika için zafer(!) anıdır. O anı gözünüzde bir canlandırın. Avuçlarını sıvazladıkları
gözünüzün önüne dahi geliyordur umarım. Kendi yazdıkları senaryonun son perdesinde kahraman
gibi ortaya çıkıp sorunu çözerler(!) Artık karşılarında özgür bir irade değil, hayatı boyunca onlara
borçlu hissedecek, koşulsuz itaat etmeye hazır bir ;nefer!vardır. Bu, hak mücadelesi değil, bir
kimliksizleştirme operasyonudur! Sendikaların birer baskı grubuna dönüşmesi, sivil toplumun en
büyük yarasıdır. Bir sendika, üyesini kurtarılmaya muhtaç bir kurban" olarak görmeye başladığı an,
sivil toplum kuruluşu olmaktan çıkıp bir vesayet odağı haline gelmiş demektir. Bir sendika yönetimi,
üyesine el pençe durdurma hayalleri kuruyorsa, kendi ahlaki iflasını ilan etmiş güven kaybolmuş
demektir. Bu yapılar, güçlü ve bilinçli üyeden korkarlar. Onlar için ideal üye, soru sormayan,
araştırmayan, eleştirmeyen ve her krizde sendika binasının yolunu tutan kişidir. Üye, kendi başına
veya hukuk yoluyla çıkış bulamayacağına inandırılır. Sendika, üyenin elini kolunu bağlayan düğümleri
bizzat kendisi atar!!! Ancak üye bu düğümleri sendikanın attığını değil, sistemin attığını sanır.
Finalde ise sendika yönetimi gelip o düğümü çözer. İşte o an, özgür bir üye gitmiş, yerine hayatını
sendikaya borçlu olduğunu düşünen bir itaat neferi gelmiştir.
Peki, bu bilişsel ve ahlaki Baraj neden herkese tutmaz, bazılarında aynı etkiyi oluşturmaz?
Çünkü bu kirli oyunun unuttuğu bir değişken vardır. Burada bireysel tekâmül ön plana çıkmaktadır.
Bu tür kumpaslar, aidiyet duygusunu bir sığınma limanı sananlar üzerinde etkili olabilir. Ancak;
Bilişsel gelişimini tamamlamış, olaylar arasındaki sebep-sonuç ilişkisini rasyonel bir süzgeçten
geçirebilen, Ahlaki omurgasını geçici menfaatlerin veya korkuların üzerine kurmayan kişiler bu oltaya
gelmez.
Zihni bu tür prangalardan arınmış, sıyrılmış olan birey, kendisine kurulan pusuyu fark eder.
Sistemin onu nereye sürüklemek istediğini görür ve o beklenen! el pençe divan duruşunu
sergilemeyi reddeder. Çünkü bilir ki; bir cellattan kurtulmak için başka bir cellada borçlanmak,
özgürlüğün sonudur.
Körü körüne bütün zihnini, karakterini ve ahlaki değerlerini bağlamış bir nefer değil, özgür
birey olmanın mutluluğu ile baş başadır kişi. Sendikalar, üyelerinin iradesiyle güçlenen yapılardır.
Üyelerinin iradesini kırarak büyüyen yapılar ise ancak birer prangadır. Kendi yazdığı senaryoda
başrolü oynamaya kalkan bu yapılar, karşılarında eğilmeyen, süreci okuyabilen ve kurtarıcıya
ihtiyacım yok, adalete ihtiyacım var diyen o kararlı duruşu bulduklarında çökmeye mahkûmdur.
Günün sonunda, karanlık hesaplar her zaman aydınlık bir zihne çarpar ve dağılır. Avcıların
kurduğu tuzaklar, av sandıkları kişinin ferasetiyle bozulur. Unutulmamalıdır ki; boyun eğmeyen her
birey, bu köhne düzenin tekerine sokulmuş bir çomaktır.
Ahlaki gelişimini çıkar üzerine değil, lkeler üzerine kuran kişi, kendisine uzatılan zehirli
zeytin dalını fark eder. Bu yapıya sahip sendikalar bu kişileri avlayamazlar çünkü bu tür kişiler
sürecin neden tıkandığını ve kimin eliyle kördüğüm haline getirildiğini rasyonel olarak analiz ederler.
Özsaygıları yüksek olduğu için el pençe durup bir kurtarıcıya biat etmektense, haklı davasında
yalnız yürümeyi göze alırlar. Etik omurgaları sayesinde bir lütuf beklemek yerine, hakkı olanı talep
etme bilincine sahiptirler.
Sonuç olarak Bilişsel ve ahlaki gelişimini tamamlamış olanlar için bu süreçler birer yıkım değil,
aksine kimin kim olduğunu gösteren birer turnusol kâğıdıdır. Kendi gücüne ve ahlaki gelişimine
güvenenler, başkasının gölgesinde serinlemeyi reddederler.
…Ve tarih, celladına âşık olanları değil, o celladın kılıcını elinden alan onurlu duruşları
yazacaktır.
Ömer KACAR
Merkezefendi Eğitim Gücü Sen İlçe Temsilcisi
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

