Dr. Elgiz Henden Asıl mesele, var olan yeteneği görmek ve doğru yerde kullanmak

GÜNDEM 21.08.2026 - 17:51, Güncelleme: 21.08.2026 - 17:51 480 kez okundu.
 

Dr. Elgiz Henden Asıl mesele, var olan yeteneği görmek ve doğru yerde kullanmak

İşverenler aradıkları yeteneği bulamamaktan, çalışanlar ise potansiyellerini kullanamamaktan yakınırken, OECD verileri çalışanların yüzde 36’sının becerilerinin yaptığı işle tam olarak örtüşmediğini ortaya koyuyor. Master Certified Coach (MCC) Dr. Elgiz Henden, sorunun yalnızca çalışanların eksik becerilerinde aranmasının yanlış olduğunu belirterek, “Asıl mesele, var olan yeteneği görmek ve doğru yerde kullanmak” dedi.

  Çalışma hayatında dikkat çeken bir çelişki yaşanıyor. İşverenler aradıkları yeteneği bulamadıklarını söylerken, çalışanların önemli bir bölümü sahip oldukları becerileri işlerinde yeterince kullanamıyor. OECD’nin 2026 tarihli A Skills-First Labour Market raporuna göre çalışanların yüzde 36’sının becerileri işleriyle tam olarak örtüşmüyor. Türkiye’deki veriler de benzer bir tabloya işaret ediyor. TÜİK’in verilerini inceleyen Özkır’ın 2025 tarihli çalışmasına göre 15-34 yaş arasındaki çalışanların yaklaşık yüzde 30’u beceri uyumsuzluğu yaşıyor. Üstelik bu uyumsuzlukta öne çıkan sorun, çalışanların becerilerinin yetersiz olması değil, sahip oldukları becerileri işlerinde yeterince kullanamamaları. Her Uyumsuzluk Beceri Eksikliği Değil Master Certified Coach (MCC) Dr. Elgiz Henden, beceri uyumsuzluğunu yalnızca “çalışanın yeterli olmaması” şeklinde değerlendirmenin doğru olmadığını belirterek, “Bir kişinin eğitim düzeyi işin gerektirdiğinden yüksek olabilir. Mezun olduğu alan ile yaptığı iş farklı olabilir. Ancak bunların hiçbiri tek başına kişinin becerileri hakkında kesin bir fikir vermiyor. Aynı diplomaya sahip iki kişi aynı becerilere sahip olmayabilir. Farklı eğitim yollarından gelen iki kişi ise aynı işi başarıyla yapabilir. Bu nedenle diplomaya bakarak yeteneği ölçmek artık yeterli değil” değerlendirmesinde bulundu. Yanlış Teşhis, Yanlış Çözüm Getiriyor Beceri uyumsuzluğu olduğunda ilk akla gelen çözüm çoğu zaman yeni bir eğitim veya sertifika oluyor. Sorunun bazen çalışanın yeni bir beceri kazanması değil, mevcut becerilerinin doğru kullanılmaması olduğunu vurgulayan Henden, “Eğer sorun kişinin becerisinin eksik olması değil, sahip olduğu becerinin kullanılmamasıysa yeni bir sertifika çözüm olmayabilir. İş tasarımının da yeniden düşünülmesi gerekli. Çünkü kullanılmayan beceri zamanla körelebiliyor. Çalışan yaptığı işe yabancılaşabiliyor ve potansiyelinin boşa gittiğini hissedebiliyor.” dedi. Yeteneği Kaybetmenin Maliyeti Büyüyor Beceri uyumsuzluğunun maliyeti yalnızca çalışanla sınırlı kalmıyor. Düşük bağlılık, çalışan devir hızının artması ve yanlış işe alımlar şirketlerin karşılaştığı sonuçlar arasında yer alıyor. Daha büyük sorunun ise kurumların sahip oldukları insan kaynağının potansiyelinden yeterince yararlanamaması olduğuna dikkat çeken Henden, “Bazen aradığımız yeteneği bulamıyoruz. Çünkü yeteneği çok dar bir kapıdan içeri almaya çalışıyoruz. Özellikle yalnızca üniversite adı veya diploma üzerinden yapılan değerlendirmeler yetenek havuzunu daraltabilir. Diploma önemli ama tek başına yeterli değil. Beceri odaklı yaklaşım diplomanın önemini ortadan kaldırmıyor. Özellikle hukuk, sağlık, mühendislik ve eğitim gibi alanlarda formel yeterlilikler vazgeçilmez, değişmesi gereken diplomanın tek ölçüt olarak görülmesi.  Yeni çalışma hayatında “Nereden mezun oldun?” sorusunun yanına “Ne yapabiliyorsun?” sorusunun da eklenmesi gerekiyor.” ifadelerini kullandı. Gençlerin Özgeçmişi Beceri Portföyüne Dönüşüyor Bu dönüşüm özellikle gençler için yeni bir kariyer yaklaşımını da beraberinde getiriyor. Henden’e göre gençlerin yalnızca bir meslek unvanına odaklanmak yerine, sahip oldukları becerileri görünür hale getirmeleri gerekiyor. Projeler, stajlar, gönüllü çalışmalar ve iş örnekleri bu noktada önem kazanıyor. “İletişimim güçlü” demek yerine, bu becerinin hangi durumda ve nasıl kullanıldığını göstermek daha anlamlı hale geliyor. Henden, gençlerin kariyerlerini planlarken “Hangi becerilerimi kullanıyorum, hangileri atıl kalıyor ve önümüzdeki iki yılda hangi görevler değişecek?” sorularını sormalarını öneriyor. İşverenler De Değişmek Zorunda Beceri uyumunun sağlanması yalnızca çalışanın sorumluluğunda değil. İşverenlerin de iş ilanlarından işe alım süreçlerine kadar beceri odaklı bir yaklaşım geliştirmesi gerekiyor. Henden, iş ilanlarında yalnızca diploma ve deneyim şartlarının sıralanması yerine, pozisyonun gerektirdiği görev ve becerilerin açıkça tanımlanması gerektiğini belirterek, “Adayın ne bildiğinden çok, ne yapabildiğini ölçen uygulamalı değerlendirmeler ve yapılandırılmış mülakatlar daha sağlıklı sonuç verebilir. Geleceğin Güvencesi Öğrenme Çevikliği Çalışma hayatının hızla değiştiği bir dönemde tek bir diploma veya meslek unvanının ömür boyu güvence sağlaması giderek zorlaşıyor. Geleceğin en önemli becerilerinden biri öğrenme çevikliği olacak. Ancak bu çeviklik yalnızca bireylerden beklenmemeli. İnsanlardan sürekli değişmelerini isterken eğitim kurumlarının, işverenlerin ve kamu politikalarının aynı yerde kalması mümkün değil. Mesele daha çok yetenek üretmek değil. Var olan yeteneği görmek, doğru yerde kullanmak ve dönüşürken kimseyi geride bırakmamak. Belki de artık ‘Hangi eğitimi eksik?’ diye sormak yerine ‘Sahip olduğu becerileri nerede ve nasıl kullanabilir?’ diye sormalıyız.” diyerek sözlerini bitirdi.
İşverenler aradıkları yeteneği bulamamaktan, çalışanlar ise potansiyellerini kullanamamaktan yakınırken, OECD verileri çalışanların yüzde 36’sının becerilerinin yaptığı işle tam olarak örtüşmediğini ortaya koyuyor. Master Certified Coach (MCC) Dr. Elgiz Henden, sorunun yalnızca çalışanların eksik becerilerinde aranmasının yanlış olduğunu belirterek, “Asıl mesele, var olan yeteneği görmek ve doğru yerde kullanmak” dedi.

 

Çalışma hayatında dikkat çeken bir çelişki yaşanıyor. İşverenler aradıkları yeteneği bulamadıklarını söylerken, çalışanların önemli bir bölümü sahip oldukları becerileri işlerinde yeterince kullanamıyor. OECD’nin 2026 tarihli A Skills-First Labour Market raporuna göre çalışanların yüzde 36’sının becerileri işleriyle tam olarak örtüşmüyor.

Türkiye’deki veriler de benzer bir tabloya işaret ediyor. TÜİK’in verilerini inceleyen Özkır’ın 2025 tarihli çalışmasına göre 15-34 yaş arasındaki çalışanların yaklaşık yüzde 30’u beceri uyumsuzluğu yaşıyor. Üstelik bu uyumsuzlukta öne çıkan sorun, çalışanların becerilerinin yetersiz olması değil, sahip oldukları becerileri işlerinde yeterince kullanamamaları.

Her Uyumsuzluk Beceri Eksikliği Değil

Master Certified Coach (MCC) Dr. Elgiz Henden, beceri uyumsuzluğunu yalnızca “çalışanın yeterli olmaması” şeklinde değerlendirmenin doğru olmadığını belirterek, “Bir kişinin eğitim düzeyi işin gerektirdiğinden yüksek olabilir. Mezun olduğu alan ile yaptığı iş farklı olabilir. Ancak bunların hiçbiri tek başına kişinin becerileri hakkında kesin bir fikir vermiyor. Aynı diplomaya sahip iki kişi aynı becerilere sahip olmayabilir. Farklı eğitim yollarından gelen iki kişi ise aynı işi başarıyla yapabilir. Bu nedenle diplomaya bakarak yeteneği ölçmek artık yeterli değil” değerlendirmesinde bulundu.

Yanlış Teşhis, Yanlış Çözüm Getiriyor

Beceri uyumsuzluğu olduğunda ilk akla gelen çözüm çoğu zaman yeni bir eğitim veya sertifika oluyor. Sorunun bazen çalışanın yeni bir beceri kazanması değil, mevcut becerilerinin doğru kullanılmaması olduğunu vurgulayan Henden, “Eğer sorun kişinin becerisinin eksik olması değil, sahip olduğu becerinin kullanılmamasıysa yeni bir sertifika çözüm olmayabilir. İş tasarımının da yeniden düşünülmesi gerekli. Çünkü kullanılmayan beceri zamanla körelebiliyor. Çalışan yaptığı işe yabancılaşabiliyor ve potansiyelinin boşa gittiğini hissedebiliyor.” dedi.

Yeteneği Kaybetmenin Maliyeti Büyüyor

Beceri uyumsuzluğunun maliyeti yalnızca çalışanla sınırlı kalmıyor. Düşük bağlılık, çalışan devir hızının artması ve yanlış işe alımlar şirketlerin karşılaştığı sonuçlar arasında yer alıyor. Daha büyük sorunun ise kurumların sahip oldukları insan kaynağının potansiyelinden yeterince yararlanamaması olduğuna dikkat çeken Henden, “Bazen aradığımız yeteneği bulamıyoruz. Çünkü yeteneği çok dar bir kapıdan içeri almaya çalışıyoruz. Özellikle yalnızca üniversite adı veya diploma üzerinden yapılan değerlendirmeler yetenek havuzunu daraltabilir. Diploma önemli ama tek başına yeterli değil. Beceri odaklı yaklaşım diplomanın önemini ortadan kaldırmıyor. Özellikle hukuk, sağlık, mühendislik ve eğitim gibi alanlarda formel yeterlilikler vazgeçilmez, değişmesi gereken diplomanın tek ölçüt olarak görülmesi.  Yeni çalışma hayatında “Nereden mezun oldun?” sorusunun yanına “Ne yapabiliyorsun?” sorusunun da eklenmesi gerekiyor.” ifadelerini kullandı.

Gençlerin Özgeçmişi Beceri Portföyüne Dönüşüyor

Bu dönüşüm özellikle gençler için yeni bir kariyer yaklaşımını da beraberinde getiriyor. Henden’e göre gençlerin yalnızca bir meslek unvanına odaklanmak yerine, sahip oldukları becerileri görünür hale getirmeleri gerekiyor. Projeler, stajlar, gönüllü çalışmalar ve iş örnekleri bu noktada önem kazanıyor. “İletişimim güçlü” demek yerine, bu becerinin hangi durumda ve nasıl kullanıldığını göstermek daha anlamlı hale geliyor. Henden, gençlerin kariyerlerini planlarken “Hangi becerilerimi kullanıyorum, hangileri atıl kalıyor ve önümüzdeki iki yılda hangi görevler değişecek?” sorularını sormalarını öneriyor.

İşverenler De Değişmek Zorunda

Beceri uyumunun sağlanması yalnızca çalışanın sorumluluğunda değil. İşverenlerin de iş ilanlarından işe alım süreçlerine kadar beceri odaklı bir yaklaşım geliştirmesi gerekiyor. Henden, iş ilanlarında yalnızca diploma ve deneyim şartlarının sıralanması yerine, pozisyonun gerektirdiği görev ve becerilerin açıkça tanımlanması gerektiğini belirterek, “Adayın ne bildiğinden çok, ne yapabildiğini ölçen uygulamalı değerlendirmeler ve yapılandırılmış mülakatlar daha sağlıklı sonuç verebilir.

Geleceğin Güvencesi Öğrenme Çevikliği

Çalışma hayatının hızla değiştiği bir dönemde tek bir diploma veya meslek unvanının ömür boyu güvence sağlaması giderek zorlaşıyor. Geleceğin en önemli becerilerinden biri öğrenme çevikliği olacak. Ancak bu çeviklik yalnızca bireylerden beklenmemeli. İnsanlardan sürekli değişmelerini isterken eğitim kurumlarının, işverenlerin ve kamu politikalarının aynı yerde kalması mümkün değil. Mesele daha çok yetenek üretmek değil. Var olan yeteneği görmek, doğru yerde kullanmak ve dönüşürken kimseyi geride bırakmamak. Belki de artık ‘Hangi eğitimi eksik?’ diye sormak yerine ‘Sahip olduğu becerileri nerede ve nasıl kullanabilir?’ diye sormalıyız.” diyerek sözlerini bitirdi.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve adanayerelhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.