Seda Arpacı
Köşe Yazarı
Seda Arpacı
 

Başkalarına Gösterdiğimiz Anlayışı Neden Kendimize Göstermiyoruz?

  Bir arkadaşınız size gelip, “Çok uğraştım ama olmadı” dese ona ne söylersiniz? Muhtemelen, “Elinden geleni yaptın. Her şey her zaman istediğimiz gibi sonuçlanmayabilir” dersiniz. Peki aynı şey sizin başınıza geldiğinde? “Daha iyisini yapmalıydım.” “Nasıl beceremedim?” “Ben zaten hep böyleyim.” “Biraz daha dikkatli olsaydım bunlar olmazdı.” İşin tuhaf tarafı şu: Başkalarının hatalarını koşullarıyla birlikte değerlendirirken, kendi hatalarımızı çoğu zaman karakterimizin bir kusuru gibi görüyoruz. Bir başkası yorulduğunda dinlenmesini normal buluyoruz. Kendimiz yorulduğumuzda biraz daha dayanmamız gerektiğini düşünüyoruz. Bir arkadaşımız kötü bir seçim yaptığında, “O an bilemezdin” diyebiliyoruz. Aynı seçimi biz yaptığımızda ise geçmişteki kendimizi, bugün sahip olduğumuz bilgilerle yargılıyoruz. Başkalarına verdiğimiz anlayışın kapısı ardına kadar açıkken, konu kendimize geldiğinde o kapıyı neden bu kadar çabuk kapatıyoruz? Belki de asıl mesele, kendimize karşı yeterince anlayışlı olmamamızdan önce, kendimize karşı adil olup olmadığımızdır. Kendimize Karşı Neden Bu Kadar Sertiz? Çünkü çoğumuz kendimize sert davranmayı bir çeşit disiplin zannediyoruz. Kendimizi eleştirirsek daha iyi olacağımıza, hatalarımızı sürekli hatırlatırsak aynı hatayı bir daha yapmayacağımıza, eksiklerimizi yüzümüze vurursak gelişeceğimize inanabiliyoruz. Sanki içimizde sürekli bizi denetleyen sert bir ses olmazsa gevşeyecek, başarısız olacak ya da olduğumuz yerde kalacakmışız gibi. Oysa kendini anlamak, kendini kayırmak değildir. “Burada hata yaptım” demekle “Ben beceriksizim” demek aynı şey değildir. “Bu ilişkiyi doğru yönetemedim” demekle “Ben hiçbir ilişkiyi yürütemiyorum” demek de aynı değildir. İlki yaşanan bir durumu değerlendirir. İkincisi ise yaşanan bir durumdan yola çıkarak insanın bütün kimliği hakkında hüküm verir. Ve bazen tek bir hatadan koca bir kimlik çıkarıyoruz. Bir işte başarısız oluyoruz, kendimizi başarısız ilan ediyoruz. Yanlış bir insana güveniyoruz, “Ben insanları tanıyamıyorum” diyoruz. Bir kararımızdan pişman oluyoruz, “Ben zaten doğru karar veremiyorum” sonucuna varıyoruz. Oysa hayatımızdaki tek bir olay, bizim hakkımızdaki nihai karar değildir. Geçmişteki Kendimizi Bugünün Bilgisiyle Yargılıyoruz Kendimize yaptığımız en büyük haksızlıklardan biri de bu olabilir. Bugün bildiklerimizle beş yıl önce verdiğimiz bir karara bakıyoruz ve “Bunu nasıl göremedim?” diyoruz. Ama o gün bugünkü siz değildiniz. Bugün sahip olduğunuz deneyime, bilgiye, farkındalığa ve belki de cesarete o gün sahip olmayabilirsiniz. Bir ilişkinin sonunda gördüğünüz şeyi başında görememiş olabilirsiniz. Bir insanın gerçek yüzünü zamanla anlamış olabilirsiniz. Bir işin size uygun olmadığını ancak içinde çalıştıktan sonra fark etmiş olabilirsiniz. Bir kararın yanlış olduğunu, ancak sonuçlarını yaşadıktan sonra öğrenmiş olabilirsiniz. Bunların hiçbiri geçmişteki sizi aptal yapmaz. Sadece insan yapar. Çünkü bazı şeyleri önceden bilerek değil, yaşayarak öğreniyoruz. Fakat kendimize karşı acımasız olduğumuzda öğrenmek yerine yargılamaya başlıyoruz. “Ben burada ne öğrendim?” sorusunun yerini “Ben bunu kendime nasıl yaptım?” alıyor. İşte o zaman geçmiş, öğretmen olmaktan çıkıp mahkeme salonuna dönüşüyor. Ve sanık sandalyesinde hep biz oturuyoruz. Başkasına Söylemeyeceğimiz Şeyleri Kendimize Söylüyoruz Bazen insanın kendisiyle nasıl konuştuğunu fark etmesi bile şaşırtıcıdır. Çok sevdiğiniz bir arkadaşınız bir hata yaptığında ona: “Sen zaten hiçbir şeyi beceremiyorsun.” “Kim seni neden sevsin?” “Bu yaşına geldin hâlâ hayatını düzene sokamadın.” “Herkes senden ileride.” der miydiniz? Muhtemelen hayır. Çünkü bunun kırıcı olduğunu bilirdiniz. Ama bazen aynı cümleleri kendimize hiç tereddüt etmeden söylüyoruz. Üstelik kimse duymadığı için bunun bir sorun olduğunu bile fark etmiyoruz. Oysa insan gün boyunca en fazla kendi iç sesiyle yaşar. Bu nedenle kendimizle kurduğumuz ilişkinin dili küçümsenecek bir ayrıntı değildir. Öz-şefkat üzerine yapılan çalışmalar da kişinin zorlandığı dönemlerde kendisine daha destekleyici yaklaşmasının öz-eleştiriyi azaltabileceğine işaret ediyor. 19 çalışmadan 1.350 katılımcının verilerini bir araya getiren bir meta-analizde, öz-şefkat odaklı müdahalelerin öz-eleştiride anlamlı bir azalmayla ilişkili olduğu bulundu. Ama burada önemli bir ayrım var. Kendimize anlayış göstermek, her yaptığımızı doğru kabul etmek değildir. Hatalarımızı görmezden gelmek hiç değildir. Bazen kendimize gösterebileceğimiz en büyük anlayış, “Evet, burada yanlış yaptım” diyebilmektir. Fakat arkasından bir cümle daha kurabilmek gerekir: “Yanlış yaptım ama bu yanlış, benim tamamım değil.” Bir Arkadaşınıza Konuşur Gibi Belki bugün küçük bir deneme yapabiliriz. Kendinizle ilgili hâlâ kızgın olduğunuz bir şeyi düşünün. Bir karar. Bir başarısızlık. Bitmiş bir ilişki. Kaçırılmış bir fırsat. Söylenmiş yanlış bir söz. Belki de yıllardır “Keşke” diye başlayan bir cümle… Şimdi kendinize söylediğiniz şeyleri bir kenara bırakın ve aynı olayı çok sevdiğiniz bir arkadaşınızın yaşadığını düşünün. O size anlatsaydı ona ne söylerdiniz? “Bunu nasıl yaptın?” mı? Yoksa: “O gün elindeki bilgilerle karar verdin.” “Evet, yanlış yaptın ama bundan sonra ne yapacağın daha önemli.” “Bir hata senin bütün değerini belirlemez.” “Bunu yaşaman seni daha az değerli yapmıyor.” Belki de ihtiyacımız olan cümle tam olarak budur. Çünkü insan başkalarına gösterdiği anlayışı kendisine göstermeye başladığında hatalarını inkâr etmez. Tam tersine, onlara daha sağlıklı bir yerden bakabilir. Kendini cezalandırmakla kendini geliştirmek arasındaki farkı fark eder. Ve belki yıllardır sırtında taşıdığı bazı “keşke”leri ilk kez biraz daha hafif tutabilir. Hayatta birçok insan bize karşı sert olabilir. Bazen eleştirileceğiz, bazen anlaşılmayacağız, bazen de bütün çabamıza rağmen yeterli görülmeyeceğiz. Bütün bunların üzerine bir de insanın kendi içinde kendisine karşı savaş açması, taşınması çok ağır bir yük. Bu yüzden belki bugün kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: Başımdan geçenleri yaşayan kişi ben değil de çok sevdiğim biri olsaydı, ona nasıl davranırdım? Cevabınız, şu anda kendinize vermediğiniz anlayışı gösterebilir. Çünkü bazen insanın kendisiyle kurduğu ilişkiyi değiştirmesi büyük kararlarla başlamaz. Bazen yalnızca içindeki o sert sese verdiği yeni bir cevapla başlar: “Evet, daha iyisini yapabilirdim. Ama o gün yapabildiğim buydu. Şimdi daha fazlasını biliyorum. Ve buradan devam edebilirim.” Seda Arpacı Kişisel Gelişim Uzmanı | Eğitimci | Yazar
Ekleme Tarihi: 10 Eylül 2026 -Perşembe
Seda Arpacı

Başkalarına Gösterdiğimiz Anlayışı Neden Kendimize Göstermiyoruz?

 

Bir arkadaşınız size gelip, “Çok uğraştım ama olmadı” dese ona ne söylersiniz?

Muhtemelen, “Elinden geleni yaptın. Her şey her zaman istediğimiz gibi sonuçlanmayabilir” dersiniz.

Peki aynı şey sizin başınıza geldiğinde?

“Daha iyisini yapmalıydım.”
“Nasıl beceremedim?”
“Ben zaten hep böyleyim.”
“Biraz daha dikkatli olsaydım bunlar olmazdı.”

İşin tuhaf tarafı şu: Başkalarının hatalarını koşullarıyla birlikte değerlendirirken, kendi hatalarımızı
çoğu zaman karakterimizin bir kusuru gibi görüyoruz.

Bir başkası yorulduğunda dinlenmesini normal buluyoruz. Kendimiz yorulduğumuzda biraz daha
dayanmamız gerektiğini düşünüyoruz.

Bir arkadaşımız kötü bir seçim yaptığında, “O an bilemezdin” diyebiliyoruz. Aynı seçimi biz
yaptığımızda ise geçmişteki kendimizi, bugün sahip olduğumuz bilgilerle yargılıyoruz.

Başkalarına verdiğimiz anlayışın kapısı ardına kadar açıkken, konu kendimize geldiğinde o kapıyı
neden bu kadar çabuk kapatıyoruz?

Belki de asıl mesele, kendimize karşı yeterince anlayışlı olmamamızdan önce, kendimize karşı adil
olup olmadığımızdır.

Kendimize Karşı Neden Bu Kadar Sertiz?

Çünkü çoğumuz kendimize sert davranmayı bir çeşit disiplin zannediyoruz.

Kendimizi eleştirirsek daha iyi olacağımıza, hatalarımızı sürekli hatırlatırsak aynı hatayı bir daha
yapmayacağımıza, eksiklerimizi yüzümüze vurursak gelişeceğimize inanabiliyoruz.

Sanki içimizde sürekli bizi denetleyen sert bir ses olmazsa gevşeyecek, başarısız olacak ya da
olduğumuz yerde kalacakmışız gibi.

Oysa kendini anlamak, kendini kayırmak değildir.

“Burada hata yaptım” demekle “Ben beceriksizim” demek aynı şey değildir.

“Bu ilişkiyi doğru yönetemedim” demekle “Ben hiçbir ilişkiyi yürütemiyorum” demek de aynı değildir.

İlki yaşanan bir durumu değerlendirir.
İkincisi ise yaşanan bir durumdan yola çıkarak insanın bütün kimliği hakkında hüküm verir.

Ve bazen tek bir hatadan koca bir kimlik çıkarıyoruz.

Bir işte başarısız oluyoruz, kendimizi başarısız ilan ediyoruz.

Yanlış bir insana güveniyoruz, “Ben insanları tanıyamıyorum” diyoruz.

Bir kararımızdan pişman oluyoruz, “Ben zaten doğru karar veremiyorum” sonucuna varıyoruz.

Oysa hayatımızdaki tek bir olay, bizim hakkımızdaki nihai karar değildir.

Geçmişteki Kendimizi Bugünün Bilgisiyle Yargılıyoruz

Kendimize yaptığımız en büyük haksızlıklardan biri de bu olabilir.

Bugün bildiklerimizle beş yıl önce verdiğimiz bir karara bakıyoruz ve “Bunu nasıl göremedim?”
diyoruz.

Ama o gün bugünkü siz değildiniz.

Bugün sahip olduğunuz deneyime, bilgiye, farkındalığa ve belki de cesarete o gün sahip
olmayabilirsiniz.

Bir ilişkinin sonunda gördüğünüz şeyi başında görememiş olabilirsiniz.

Bir insanın gerçek yüzünü zamanla anlamış olabilirsiniz.

Bir işin size uygun olmadığını ancak içinde çalıştıktan sonra fark etmiş olabilirsiniz.

Bir kararın yanlış olduğunu, ancak sonuçlarını yaşadıktan sonra öğrenmiş olabilirsiniz.

Bunların hiçbiri geçmişteki sizi aptal yapmaz.

Sadece insan yapar.

Çünkü bazı şeyleri önceden bilerek değil, yaşayarak öğreniyoruz.

Fakat kendimize karşı acımasız olduğumuzda öğrenmek yerine yargılamaya başlıyoruz.

“Ben burada ne öğrendim?” sorusunun yerini “Ben bunu kendime nasıl yaptım?” alıyor.

İşte o zaman geçmiş, öğretmen olmaktan çıkıp mahkeme salonuna dönüşüyor. Ve sanık
sandalyesinde hep biz oturuyoruz.

Başkasına Söylemeyeceğimiz Şeyleri Kendimize Söylüyoruz

Bazen insanın kendisiyle nasıl konuştuğunu fark etmesi bile şaşırtıcıdır.

Çok sevdiğiniz bir arkadaşınız bir hata yaptığında ona:

“Sen zaten hiçbir şeyi beceremiyorsun.”

“Kim seni neden sevsin?”

“Bu yaşına geldin hâlâ hayatını düzene sokamadın.”

“Herkes senden ileride.”

der miydiniz?

Muhtemelen hayır.

Çünkü bunun kırıcı olduğunu bilirdiniz.

Ama bazen aynı cümleleri kendimize hiç tereddüt etmeden söylüyoruz.

Üstelik kimse duymadığı için bunun bir sorun olduğunu bile fark etmiyoruz.

Oysa insan gün boyunca en fazla kendi iç sesiyle yaşar.

Bu nedenle kendimizle kurduğumuz ilişkinin dili küçümsenecek bir ayrıntı değildir.

Öz-şefkat üzerine yapılan çalışmalar da kişinin zorlandığı dönemlerde kendisine daha destekleyici
yaklaşmasının öz-eleştiriyi azaltabileceğine işaret ediyor. 19 çalışmadan 1.350 katılımcının verilerini
bir araya getiren bir meta-analizde, öz-şefkat odaklı müdahalelerin öz-eleştiride anlamlı bir azalmayla
ilişkili olduğu bulundu.

Ama burada önemli bir ayrım var.

Kendimize anlayış göstermek, her yaptığımızı doğru kabul etmek değildir.

Hatalarımızı görmezden gelmek hiç değildir.

Bazen kendimize gösterebileceğimiz en büyük anlayış, “Evet, burada yanlış yaptım” diyebilmektir.

Fakat arkasından bir cümle daha kurabilmek gerekir:

“Yanlış yaptım ama bu yanlış, benim tamamım değil.”

Bir Arkadaşınıza Konuşur Gibi

Belki bugün küçük bir deneme yapabiliriz.

Kendinizle ilgili hâlâ kızgın olduğunuz bir şeyi düşünün.

Bir karar.
Bir başarısızlık.
Bitmiş bir ilişki.
Kaçırılmış bir fırsat.
Söylenmiş yanlış bir söz.
Belki de yıllardır “Keşke” diye başlayan bir cümle…

Şimdi kendinize söylediğiniz şeyleri bir kenara bırakın ve aynı olayı çok sevdiğiniz bir arkadaşınızın
yaşadığını düşünün.

O size anlatsaydı ona ne söylerdiniz?

“Bunu nasıl yaptın?” mı?

Yoksa:

“O gün elindeki bilgilerle karar verdin.”

“Evet, yanlış yaptın ama bundan sonra ne yapacağın daha önemli.”

“Bir hata senin bütün değerini belirlemez.”

“Bunu yaşaman seni daha az değerli yapmıyor.”

Belki de ihtiyacımız olan cümle tam olarak budur.

Çünkü insan başkalarına gösterdiği anlayışı kendisine göstermeye başladığında hatalarını inkâr etmez.

Tam tersine, onlara daha sağlıklı bir yerden bakabilir.

Kendini cezalandırmakla kendini geliştirmek arasındaki farkı fark eder.

Ve belki yıllardır sırtında taşıdığı bazı “keşke”leri ilk kez biraz daha hafif tutabilir.

Hayatta birçok insan bize karşı sert olabilir.

Bazen eleştirileceğiz, bazen anlaşılmayacağız, bazen de bütün çabamıza rağmen yeterli
görülmeyeceğiz.

Bütün bunların üzerine bir de insanın kendi içinde kendisine karşı savaş açması, taşınması çok ağır bir
yük.

Bu yüzden belki bugün kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:

Başımdan geçenleri yaşayan kişi ben değil de çok sevdiğim biri olsaydı, ona nasıl davranırdım?

Cevabınız, şu anda kendinize vermediğiniz anlayışı gösterebilir.

Çünkü bazen insanın kendisiyle kurduğu ilişkiyi değiştirmesi büyük kararlarla başlamaz.

Bazen yalnızca içindeki o sert sese verdiği yeni bir cevapla başlar:

“Evet, daha iyisini yapabilirdim.
Ama o gün yapabildiğim buydu.
Şimdi daha fazlasını biliyorum.
Ve buradan devam edebilirim.”

Seda Arpacı
Kişisel Gelişim Uzmanı | Eğitimci | Yazar

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve adanayerelhaber.com sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.