Bu yazıyı yirmi yıl önce yazıyor olsaydım eğer, bu soruya ‘evet’ diye cevap verebilirdim. İzahını da şöyle yapardım: İzlemezsiniz olur biter! Çünkü insanın seçme hakkı vardır. Ne izleyip ne izlemeyeceğine kendisi karar verebilir.
O zamanlar tercih hakkımızın olduğunun ‘henüz’ farkındaydık. Beğenirsen izlersin, beğenmezsen hop başka kanala… Veya bas düğmeye, televizyonu kapa…
Ama şimdi öyle değil maalesef.
Bu gün aynı soruyu sorduğumuzda, bu kez cevap ‘hayır’! Çünkü bize seçme şansı bırakmadılar. Tercihlerimizi yönetemez duruma geldik. Birbirinin kopyası hikâyeler ve benzer kurgular, insana keyifli birkaç saatlik dinlence alanı sunmaktan oldukça uzak… Algıya oynayan yapımlar, diziler, kavga gürültüden geçilmeyen gündüz programları, hakaret etmenin meşru sayılması, tartışmayı fikir alışverişinden ziyade 'tartışmaya' çeviren programlar, çocukların hayal dünyasını zenginleştirmek yerine kaosa iten çizgi filmlerle dolu televizyonlar. Ne verirsek onu izlerler anlayışı ve yazık ki bunların izlenmesi neticesinde geldiğimiz noktada durum fecahat!
E izlemeyin kardeşim!
Haklı bir serzeniş… Ama karşılığı yok maalesef. Teknolojiyle o kadar iç içeyiz ki, istemesek de karşılaşıyoruz bu olumsuzluklarla. Yüzümüzü hangi yana dönsek, bu yapımlara maruz kalıyoruz. Teknolojik aletlerin algoritması o kadar hızlı ve etkin çalışıyor ki, tercihlerimizi bile bu algoritmalar yönetiyor.
Şu durumda dizilerin masum olduğunu söylemek çok zor. Topluma sunulacak bir proje, hele ki böyle bir teknoloji çağında daha özenli olmak durumunda. Çünkü insanlar bir diziyi izleyip, tüm mecralarda da benzeri projelerle karşılaştıkları zaman izledikleri karakterleri kanıksar ve normalleştirirler. Bu da davranışlara yansır ve toplum git gide değişir. Bu değişim iyi yönde olsa ne ala! Ama yazık ki olumsuz öğelerin, karakterlerin daha çok model alındığını, taklit edildiğini görebiliyoruz. Kültürel yozlaşma da böyle yavaş ve derin adımlarla ilerliyor hiç durmadan…
Eskiden olumsuz öğe içeren filmler yok muydu? Vardı elbette. Ama yukarıda da değindiğim gibi tercih edilebilecek alternatifler de vardı. Yapımlar birbirinin aynısı değildi ve bir düğmeyi kapatınca o dünyayla bağlar kesiliyordu. Ancak şimdi düğmeler o kadar çok ki: Televizyon, telefon, internet, sosyal medya, dijital oyunlar, yapay zeka ile üretilen çıktılar vs… Kapıdan kovsak, bacadan girme durumları var anlayacağınız.
Ne yapabiliriz?
Kitap okuyalım. Sevdiklerimizle, eşimizle, dostumuzla, ailemizle, çocuğumuzla birlikte kitap okuyalım. Bir kitabı elden ele dolaştıralım. Sayfa sayfa, yüksek sesle okuyalım. Kimi zaman kabuğumuza çekilip yalnız kalalım. Kendimizle hasbihal edip yine kitap okuyalım. Okuyan ile kitap arasında özel bir bağ kurulur. Kitaptaki hikâye algıya hizmet etmez, okuyucuya hükmetmez, duygulara dokunur ve yorumu okuyucuya bırakır.
Sohbet edelim. Konudan konuya atlayalım. Eskiden olduğu gibi, anlatılardan, yaşanmışlıklardan, tecrübelerden yararlanalım. Yürüyüş yapalım. Doğanın bize anlatacak çok fazla şeyi olduğuna eminim.
Yok, illa ki bir düğmeye, bir tuşa basıp bir ekran açacaksak eğer, lütfen seçici olalım. İzlediklerimizin duygu dünyamızda, özellikle çocuklarda ve gençlerde nasıl izler bırakacağını düşünelim. Sürekli bağıran-çağılan, düzgün bir hikâyesi olmayan, insanın ruhunda iyi anılar bırakmayan dizilerden uzak duralım. Seçici olalım. Kumanda elimizde, kontrol bizde.
Biz buna değeriz.
Anasayfa
Yazarlar
Nahide Boğa Zereyak
Yazı Detayı
Bu yazı 240 kez okundu.
Diziler Masum mu?
Bu yazıyı yirmi yıl önce yazıyor olsaydım eğer, bu soruya ‘evet’ diye cevap verebilirdim. İzahını da şöyle yapardım: İzlemezsiniz olur biter! Çünkü insanın seçme hakkı vardır. Ne izleyip ne izlemeyeceğine kendisi karar verebilir.
O zamanlar tercih hakkımızın olduğunun ‘henüz’ farkındaydık. Beğenirsen izlersin, beğenmezsen hop başka kanala… Veya bas düğmeye, televizyonu kapa…
Ama şimdi öyle değil maalesef.
Bu gün aynı soruyu sorduğumuzda, bu kez cevap ‘hayır’! Çünkü bize seçme şansı bırakmadılar. Tercihlerimizi yönetemez duruma geldik. Birbirinin kopyası hikâyeler ve benzer kurgular, insana keyifli birkaç saatlik dinlence alanı sunmaktan oldukça uzak… Algıya oynayan yapımlar, diziler, kavga gürültüden geçilmeyen gündüz programları, hakaret etmenin meşru sayılması, tartışmayı fikir alışverişinden ziyade 'tartışmaya' çeviren programlar, çocukların hayal dünyasını zenginleştirmek yerine kaosa iten çizgi filmlerle dolu televizyonlar. Ne verirsek onu izlerler anlayışı ve yazık ki bunların izlenmesi neticesinde geldiğimiz noktada durum fecahat!
E izlemeyin kardeşim!
Haklı bir serzeniş… Ama karşılığı yok maalesef. Teknolojiyle o kadar iç içeyiz ki, istemesek de karşılaşıyoruz bu olumsuzluklarla. Yüzümüzü hangi yana dönsek, bu yapımlara maruz kalıyoruz. Teknolojik aletlerin algoritması o kadar hızlı ve etkin çalışıyor ki, tercihlerimizi bile bu algoritmalar yönetiyor.
Şu durumda dizilerin masum olduğunu söylemek çok zor. Topluma sunulacak bir proje, hele ki böyle bir teknoloji çağında daha özenli olmak durumunda. Çünkü insanlar bir diziyi izleyip, tüm mecralarda da benzeri projelerle karşılaştıkları zaman izledikleri karakterleri kanıksar ve normalleştirirler. Bu da davranışlara yansır ve toplum git gide değişir. Bu değişim iyi yönde olsa ne ala! Ama yazık ki olumsuz öğelerin, karakterlerin daha çok model alındığını, taklit edildiğini görebiliyoruz. Kültürel yozlaşma da böyle yavaş ve derin adımlarla ilerliyor hiç durmadan…
Eskiden olumsuz öğe içeren filmler yok muydu? Vardı elbette. Ama yukarıda da değindiğim gibi tercih edilebilecek alternatifler de vardı. Yapımlar birbirinin aynısı değildi ve bir düğmeyi kapatınca o dünyayla bağlar kesiliyordu. Ancak şimdi düğmeler o kadar çok ki: Televizyon, telefon, internet, sosyal medya, dijital oyunlar, yapay zeka ile üretilen çıktılar vs… Kapıdan kovsak, bacadan girme durumları var anlayacağınız.
Ne yapabiliriz?
Kitap okuyalım. Sevdiklerimizle, eşimizle, dostumuzla, ailemizle, çocuğumuzla birlikte kitap okuyalım. Bir kitabı elden ele dolaştıralım. Sayfa sayfa, yüksek sesle okuyalım. Kimi zaman kabuğumuza çekilip yalnız kalalım. Kendimizle hasbihal edip yine kitap okuyalım. Okuyan ile kitap arasında özel bir bağ kurulur. Kitaptaki hikâye algıya hizmet etmez, okuyucuya hükmetmez, duygulara dokunur ve yorumu okuyucuya bırakır.
Sohbet edelim. Konudan konuya atlayalım. Eskiden olduğu gibi, anlatılardan, yaşanmışlıklardan, tecrübelerden yararlanalım. Yürüyüş yapalım. Doğanın bize anlatacak çok fazla şeyi olduğuna eminim.
Yok, illa ki bir düğmeye, bir tuşa basıp bir ekran açacaksak eğer, lütfen seçici olalım. İzlediklerimizin duygu dünyamızda, özellikle çocuklarda ve gençlerde nasıl izler bırakacağını düşünelim. Sürekli bağıran-çağılan, düzgün bir hikâyesi olmayan, insanın ruhunda iyi anılar bırakmayan dizilerden uzak duralım. Seçici olalım. Kumanda elimizde, kontrol bizde.
Biz buna değeriz.
Ekleme
Tarihi: 04 Mart 2026 -Çarşamba
Diziler Masum mu?
Yazıya ifade bırak !
Bu yazıya hiç ifade kullanılmamış ilk ifadeyi siz kullanın.
Okuyucu Yorumları
(3)
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.
Hilal Şahin
(05.03.2026 07:06 -
#2641)
Evet Nahide hanım okumak lazım hemde eskisinden daha fazla...
Nahide Boğa Zereyak Fikirlerinizle katkı sağladığınız için çok teşekkür ederim. Hilal Hanım.
Nisa Yeter YILMAZER
(05.03.2026 16:47 -
#2650)
Dizilerde sürekli işlenen aldatma, entrika ve çarpık ilişkiler; bir süre sonra izleyici zihninde "olabilir" veya "herkes yapıyor" algısı yaratır. Maalesef normal olmayan her şey normal oldu Nahide hanım. Kaleminize sağlık.
Nahide Boğa Zereyak Yazık ki olumsuz konular dizilerde sıkça işleniyor ve maalesef insanlar tarafından normalleştiriliyor. Bunun getirdiği ve getirebileceği yıkımın farkında olmalı insanlar.
Levent Kaya
(05.03.2026 18:09 -
#2651)
Bence günümüz dizleri masum değildir.
Şiddeti ahlaksızlığı normalleştiriyor, Aile ve evlilik ilişkilerini normalleştiriyor. Lüks tüketime özendiriyor, en önemlisi zamanı fark ettirmeden tüketiyor....
Nahide Boğa Zereyak Bunun getirdiği sıkıntıların pek çokları farkında değil maalesef. Kültürel erozyon yaşadığımızın bilincinde değil insanlar. Seçici ve iyiyi talepkar olmalıyız.