Şiddet; sokakta, okulda, hastanede, evde, çarşıda, pazarda
maalesef artık her yerde.
Eskiden de yok muydu kavga dövüş? Elbette vardı. Ama
engellenmeye çalışılırdı, araya girilirdi, orta yol bulunur, uzlaştırılırdı.
Şimdilerde ise engellemek, ses çıkarmak şöyle dursun; kaçılıyor
görmezden geliniyor, ses çıkarılmıyor.
Şiddet sadece yumruk yumruğa kavga etmek; yaralayıcı, kesici,
delici alet kullanmakla da sınırlı değildir.
Kaba konuşmak, ters bakmak, alay etmek, bağırmak… Bunlar da
şiddetin çeşididir.
Parklarda itişip kakışan, küfreden gençleri görürüz. Ses çıkarsan
bir türlü, çıkarmasan bir türlü. Uyarsan başın belaya girebilir. Çoğu
zaman duymazdan gelir, uzaklaşmayı seçeriz.
İş yerinde arkadaşımız mobbinge maruz kalır, etrafındakiler ses
çıkarmazlar. Susmakla da kalmaz, bir de yalnızlaştırırlar.
Şiddet işte böyle böyle sıradanlaşır; sustukça normalleşir.
Şiddete başvuranı konuştursan kendince hep bir nedeni vardır.
Halbuki şiddetin hiçbir meşru nedeni olamaz.
Oysa atalarımız ne demiştir: “İnsanlar konuşa konuşa, hayvanlar
koklaşa koklaşa anlaşır.”
Şimdilerde ise insanların bütün dünyası telefon olmuş. Bırakın
dışarıyı, artık aynı evin içinde bile konuşma bitme noktasına gelmiştir.
Varsa yoksa telefon, tablet, bilgisayar… Kitabın olmadığı,
okunmadığı evler çoğaldı.
Okullarda kütüphaneler vardır, içleri kitap doludur. Ziyaretçisi
yok denecek kadar azdır.
Her şehirde de çeşit çeşit kütüphaneler vardır. Ama kitap alıp
okuyan azdır.
Nereden mi biliyorum? Toplumdaki çürümüşlükten, kabalıktan
ve de şiddetin artmasından. Kitap okunsa ve içselleştirilseydi bunlar
olmazdı.
Artık etrafımız bedenen büyümüş ama yaşından beklenen düzeye
gelememiş gençlerle doludur. Bu da maalesef telefonun marifetidir.
Evlerde kitap okunmaz, çocuğa sorumluluk verilmez, daha
istemesine bile gerek kalmadan en pahalı telefonlar alınırsa elbette
bomboş bir nesil yetişir.
Boş insanlar boş işlerle uğraşırlar, kendilerini geliştiremezler.
Sonuç; fiziksel olarak gelişimini tamamlamış ama aklen küçük kalmış
bir nesildir.
Tolstoy’u, Dostoyevski’yi, Yakup Kadri’yi, Yaşar Kemal’i…
Bırakın eskileri, yenilerden Orhan Pamuk’u, Ahmet Ümit’i, Ayfer
Tunç’u bile hiç duymamış insanlar vardır.
Okumayan bir toplum çürümeye mahkumdur. Gün geçtikçe
insani değerler bir bir yok oluyor.
Her gün dayak, cinayet, hırsızlık, dolandırıcılık haberleri
duyuyoruz. Okudu, icat etti, buluş yaptı, ödül aldı haberleri ise çok az
çıkıyor. Neden mi? Yok denecek kadar azdır da ondan.
Okullar okumayan öğrencilerle; bırakın öğrencileri,
öğretmenlerle doludur.
Aileler artık çocuklarını okusun diye değil, güvende olsun diye
okula gönderiyor.
Eğer okulda telefon kullanmaya izin yoksa, öğle arası dışarıya çıkış
yoksa “Orası iyi okuldur” deniliyor. Okulun üniversiteye kaç öğrenci
gönderdiğini soran ise çok azdır.
Aileler kendi sorumluluğunu okuldan bekler oldu. Bir okulda
öğretmen başına düşen çocuk sayısı en az otuz olduğu halde aile bir
çocuğu ile ilgilenemeyip bütün yükü okula atıyor.
Okullar eğitim mi verecek yoksa bir nevi kreş vazifesi mi
görecek, belli değildir.
Bu gidişe bir dur denmelidir. Eğitime gereken önem verilmelidir.
Okullar bilimin yuvası olmalıdır. İstendik davranışa ulaşmanın yolu
önce ailede başlar, sonra okulda devam eder.
MUAZZEZ TOĞRUL